15 Mart 2010 Pazartesi

sunnet

"artiikk, sunnet zamanin geldi, serhan bey!" dediklerinde odum bokuma karisiyordu. O gun gelecekti ve geldi. o gun geldiginde, bendeniz on yasinda idim, evt sunnet icin olgun bir yasti bu.

gri sunnet takimi alindi bana, altina da beyaz puskullu ayakkabi. bir sabah kalktik onlari giydik ve Kemal Ozkan adindaki, isinin ehli mutehasisa gittik. sirasiyla; once igne sonra kesim islemi gerceklesti, yayilan tavuk kokusu altinda, melodlisiyle "oldu da bitti masallah" adli essiz beste soylendi ve olay tamamlandi. bir biilgi; bu yayilan koku aslinda yanmis tuy kokusu. eskiden tavuklar, simdiki gibi paketlerde satilmiyordu, tuyleri yolunmustu ama yine de ocakta yakmak gerekiyordu, malum yakinca da o koku aciga cikaryordu, tavuk kokusundan kastim budur. Peki, ben uzun yillar tavuk yedim mi? hayir. yanik tuy kokusu duyunca midem bulanir mi? evet. ne bok yemege agzini, burnunu maskeyle kapatmazlar cocuklarin? bilmem.

neysee, dikis icin odaya alindim, bu esnada dikisi atan adamla, agbeyim arasinda gerginlik oldu, herif isik hiziyla bizim dikisleri atti da apar topar ciktik oradan. nekaat donemini tamamlamadan futbol oynadim, aksilik bu ya; oraya top geldi, bir kac dikis atti. babam senin topuna da sana da diyerek beni hastaneye goturdu (bir keresinde de burnuma leblebi kacirdigimda boyle kizmisti!). Garip ama gercek, aradan bir hafta gecmeden yine ayni olay oldu, bu sefer babam daha fena kizdi. dinine, imanina yandigimin erkek evladi dedi ki burada herhalde sunneti sorguladi kendince. buradan cikan ders neymis? sakatligi tam atlatmadan sahalara donmemek lazimmis!

18.01.10

serhan.

Hiç yorum yok: