24 Şubat 2011 Perşembe

fevziye tarakci

selamlar,

"yillar onceydi.. cok da guzeldi.." diye baslasam, sasirmayin olur mu? ya da sasirin. kimya hocam; fevziye hanim, (lise iki sanirim.) heyecanla ders anlatiyor, ee malum bir yandan da tahtaya formulleri yaziyor. oyle hizli yaziyor ki; biz yetisemiyoruz. durakladigi vakit anliyoruz ki; tahtada yer kalmamis. yoksa mumkunati yok, durmaz. bir sessizlik, hocanin arkasi sinifa donuk, soyle diyor;

-serhan, agzindaki sakizi cikar da gel tahtayi sil. (beni nasil gordu? bilmiyorum..)
-cikardim hocam, utangac bakislarim ay yildizli kolyesine takildi.
-sil sil hadi, birak oraya buraya bakmayi.
-:))

donem sonu;

-serhan, notlarin gecmiyor. ben hic kimseyi notlari gecmeden, gecirmedim.
-hocam, birakin vallahi. prensiplerinizi cigneyecek kadar, beni seviyor olmaniz bana yetti. bir damla goz yasi gordum. "istedigi cevabi isitmis" bakislari ve harikulade yesil gozleri.

sonuc; kimyadan kaldim, evet.

ogrenim hayatim boyunca; en cok sevdigim/saydigim hocaydi. diplomami veren degerli insan da, ne mutlu ki; kendisidir. inat ettiydim, diplomami muduryardimcisindan almam.. diye. ufak capta bir kriz bile yarattim, mezuniyet esnasinda. umrumda degildi, fen lisesinden mezun olmustum, cok da kolay bir hadise degildi. o diplomayi fevziye hoca'mdan alacaktim. zaten kendisine de bu istegimden bahsetmistim. baskasindan, hele hele o serefsiz muduryardimcisindan almamin ihtimali yoktu, sifirdi. fevziye tarakci, yerinden kalkti ve yanimiza geldi. muduryardimcina; "serhan'a diplomasini ben vercegim, musaadenizle.." dedi. evet, "yillar onceydi.. cok da guzeldi.." 

ingiltere'de okurken, liseden bir arkadasim; fevziye hoca'nin vefat ettigini bana soyledi. levent dirice soylediydi. ben uzulmeyeyim diye gec soylemislerdi hatta. enteresandir, isim kimya ile cok alakali oldugundan; hocam genelde aklimdadir. bazen dusunuyorum da; benim obur dunyada arkam bir hayli saglam. galiba bu sebepten mutevellit bunca olaydan "kilpayi" yirtiyorum. eger boyle bir sey varsa ki bence var; hocamin orada da hatiri bayagi sayiliyordur. (en yuksek mertebe dahil.) 

bu cumle size hocam. eger siz olmasaydiniz, ben; (nasil biriyim? kendi kendime bu sorunun cevabini vermem dogru olmaz.) kesinlikle karakteri daha noksan, kimya bilgisi daha zayif biri olurdum.

su an, gozumun onundesiniz.

saygilar.

serhan

18 Şubat 2011 Cuma

donewiththewind

selam,

twitter'da benim lakabim neden donewiththewind? simdiye kadar, kimse bana boyle bir soru yoneltmedi  ama olsun; ben yine de anlatayim. hem belki merak eden bile vardir. malumunuz yukaridaki kelimeler toplulugunun anlami; bir kac yere cekilse de "ruzgarla isi bitmis" manasina geliyor, en azindan bu oyle. genele bakarsiniz, gone with the wind adli saheserden sadece bir harf degistirerek turemis bir takma isim. yabanci kelimesini kullanmayacagim diye kastim lakin olmayacak :) gordugunuz uzere, bu nicki daha once kimse dusunmediginden/ begenmediginden veya her ne haltsa, basina veya sonuna garip isaretler koymama dahi gerek kalmadan yalin haliyle kullanabiliyorum. zaten aksi olsa kullanmazdim. gerci, o zaman da bu paragrafi yazmazdim ya neyse..

peki neden ruzgarla isim bitmis? cunku ben bir yelkenliyim, ayrica motorum da yok. motor degilim ben. ne var olm? erkegin de motoru olur. ben gordum, neyse dagitmayin konuyu; yelkenliyim iste. bak simdi arabayim deseydim, hemen aklinizda; kafasinda huni, elinde direksiyon olan bir deli canlanacakti ama oyle olmadi. o yuzden de araba degilim belki de. jet-ski de olabilirdim aslinda. dusundum de, yok bu sefer de jet-ski den; hmm erken mi bosaliyor acaba bu herif? anlami da cikabilir. ayrica hic yelkenli jetsiki olur mu lan? dikkatli olmak lazim nick mick secerken, oyle basit seyler degil. gordugunuz gibi; etrafin ne dusundugu, hayatim boyunca, hic umrumda olmadi :S

ruzgar olmayinca, acik denizlerde oradan oraya suruklenen, tipki cassandra's dream filmindeki gibi; yorgun ama govdesi saglam, su alan ama batmayan bir yelkenliyim iste. nickimin manasini siz sormadan, ben soyleyiverdim. uzerimden bir yuk kalkti vallahi, rahatladim. sevgili dostlarim, sorunum (pek cok var da, buradaki..) ne biliyor musunuz? biri benden bir sey istemeden/ istemek uzereyken; bu eylemi gerceklestirmek isterim, iyi-kotu fark etmez. sonra, neden? ne oluyor ki? bir sey mi oldu? sorulari kafami kurcalar. kafam kurcalanmayi sevmez. zaten egreti duruyor icindeki, sadece ben kurcalarim. huyunu - suyunu biliyorum cunku benim kafam. eyleme ornek mi? mesela bir dostum yardim istiyor ve onun yardima muhtac oldugu asikar ki; eger musait isem o sormadan, gerekli hamleyi yapmak isterim. evet, bu  hem benim acimdan, hem de dostum acisindan iyi bir ornekti. aferin bana.

tersi ise; tee ortaokuldan kalma bir paranoyadir. sinifin kapisi calar; elbet bir bok yedigimden dolayi, genelde bir kiz cocugu (bazen gorevli) kapidan kafasini uzatir ve elindeki kagitta yazilan ismi okur. genelde serhan'i, serkan okurlar ama ben bilirim; cagirilan genelde benimdir. mudure veya yardimcisina gitmemin gerekli oldugu soylenir. kalkarken; serhan, bu sefer sictin olum.. seklindeki bakislara maruz kalarak, sinifi terk ederim. sinifin illet kapisi her calindiginda; icimde bir burkulma, bir sikinti; ahanda bu sefer niye geldiler ki acaba? diyen beynim ve gum gum atan kalbim, faaliyettedir. sonralari, baktim boyle olmayacak; iki gunde bir mudur yardimcisinin yanina ugrayip, benimle ilgili sikayet filan varsa ben direkt geleyim oyle sinifa cocuk vs gondermeyin demeye basladiydim.

heh yillarin aliskanligi olsa gerek, bir yere sebebi soylenmeden cagrilmaktan nefret ederim. kapi zillerinden de nefret ederim. hele hayvan gibi zile basan insanlarin umugunu sikabilirim. eski apartmanda oyleydi. bizim daire 22 numara, asagidaki zillerde klasik herkesin ismi yaziyor ya; bizim zil, apatman gorevllisi ile ayni hizada, en altta. gorevli hazretleri de "gorevli" yerine, adini soyadini yazmis; daire 1: recep ve soyadi seklinde. bizde de daire 22: tunc soyadimiz. lan olm, saka gibi herkes geliyor, bizim zile imanina kadar basiyor, cildirmamak imkansiz.
diyafondan, ben;

kim o?
acccc, bimlemne (yrrak kurek, kimse iste.)
ne aci lan? bak usta, sen hic 10. katta, 22 numarada oturan gorevli gordun mu?
haaa? yook.
peekii sence; recep mi daha cok gorevli ismi, tunc mu?
recep.
o zaman ne sikime bizim zile basiyorsun lan dallama?!?!

diyerek uc-bes olay cikartinca. en sonunda annem duruma el attiydi da; kutucuga "gorevli" yazildiydi. peki kurtulmus muyduk? tam degil, hala basanlar vardi. bu animi da araya sikistirdim, azicik neselenin diye..

evet, neden yine yazida turkce karakter yok? bunu da acikliyorum. cizim yaparken, bilgisayarima papatya cayi dokuldu.. diye yalan soyledigim olay aslinda su sekilde cereyan etti. bahis oynadigim turkiye macinda, burak yilmaz denyosu gol kacirdi ya iste o sirada (bak orada kaciriyor, bizim FB-TS macinda atiyor. sonra ilahi adalet filan da diyor. zaten kilim adama..) ben masaya vurdum, o darbeyle papatya cayi uzvundan cikti onca dokulecek yer varken, gitti bizim laptopin icine dokuldu. evet, bu olayin da musebbibi burak yilmaz. o sirada hay anani filan derken laptop, cayi emdi. aninda pili cikardiysam da, sivi temasi iste.. alet tirtladi. kendisi, hala tamirde bu sebepten mutevellit, turkce karakter yazimizda mevcut degil.

aklimda baska bir yazi vardi ama yazarken ibre bu yaziya dogru dondu. ibre bu, doner ;) ibre - ibne bakin, yine tek bir harf..

dikkatli olun,
sevildiginizi de unutmayin.

iyi sabahlar.

serhan.

7 Şubat 2011 Pazartesi

pardon..

selam,

çok mutsuzum. mutsuzluğum, eşsiz psikolojimin katkılarıyla her geçen gün daha da artıyor. artık iyice abarttım bu işi. insanoğlu çok çeşitlidir. niye insankızı denmez ki? hani eşittik? ayıp şey. ''normal'' sınıfına sokulan insanoğluna şöyle bir bakalım.. bu kesim; hayatlarında, bıkmadan usanmadan güzellikler, mutluluklar arar ve genelde de bulur. hem arayan, bulur.. diye atasözümüz var, lakin çok sıradan bir söz. hani atasözü mertebesine pek yakışmıyor, hasbelkader gelmiş buralara kadar. konuyu saptırmayalım, bu vatandaşların; mutluluğu buldukları yetmezmiş gibi, bana nazire yaparcasına karşımda, bir zil takıp oynamadıkları kalır. höööyttt, gidin başka yerde sevinin lan şatifilliler :-/

ya ben, ya ben? her gün, itinayla illet olabileceğim yeni yeni şeyler bulurum. bu; canlı/cansız herhangi bir obje olabilir, canlı olanların davranışları olur. liste uzar. bu sik kadar evde, wireless yok. dolayısıyla yalnızca bir bilgisayardan, tek IP adresiyle internete bağlanabiliyorsunuz binaenaleyh tarifesi böyle, hesaplı iş. ev sahibi zamanında bunu uygun görmüş, olabilir. kadın yok piyasada, bankayla alır parasını, uğramaz fazla buralara. bir kaç kere tarifeyi değiştirmeye çalışsam da; hamlelerim, başarısızlıklarla sonuçlanmıştır. yok, değiştiremedik, olmadı. yıl 2011; hala teknoloji fakirliği. bendeniz, mütemadiyen bu soktuğumun kablosuna takılırım, özellikle de sabahları. zaten on metre vardır, ev de 10m2 dolayısıyla içli dışlıyız kabloyla. geçen, sikkoş şeyin üstüne bastım çıtııırttt; bağlantı ucu kırıldı. artık zırt pırt da yerinden çıkıyor. evvelsi gün, film inmiştir, kaç saat oldu diyerek.. bilgisayara baktım, lakin bela kablonun yine çıkmış olduğunu gördüm. üstüne kitap filan da koyduydum ama bir şekilde yerinden çıkmış it oğlu it.

benim kablolara takıntım çocukluktan başlar. milletin uzaktan kumandalı arabaları varken, benim; kumandalı ama kablolu dandik arabalarım vardı. arabanın peşinden gidiyordun, böyle ezik gibi.. ııyk resmen aklıma geldi, o duygu. sonra niye milletin uzaktan kumandalı arabasını kırıyormuşum da, bisikletle üstünden geçiyormuşum da.. bilmem ne.. demin geldim işte, yine kablo çıkmış. senin ananı avradını diyerek.. elimdeki kolayı cama fırlattım. kolacan, döne döne hedefe doğru giderken evin, doğal olarak içine sıçtı. sonra ne oldu? sinirim geçince, elimde fısfıs, etrafı temizledim. ama ondan önce dolabın kapağına tekme attım ve kırdım.o kapağın köşesine de hep dizimi çarpardım zaten, iyi oldu. hiç mi ergonomi okumadınız lan? öyle kapak mı dizayn edilir? köşeler azıcık yuvarlak olur. ama bu kapaklar, doksan derece açıyla, orana burana saplansın.. diye tasarlanmışlar. nefret ediyorum kablolardan da, katil kapaklardan da. ama asıl, kendimden nefret ediyorum. safı problem, safi sinir! çok zor bir adamım. çok zor da bir çocukmuşum.
pardon, cidden pardon..

öyle işte..

iyi geceler.

serhan.

.