27 Temmuz 2013 Cumartesi

Aslı'nda...

hi there,

sliding doors diye bir film vardı. hepimiz, Gwvyneth Paltrow'un metroyu kaçırması ve kaçırmaması ile şekillenen hayatının senaryosunu, daha doğrusu senaryolarını zannımca hatırlarız. bu blogu düzenli takip edenler, o filmi es geçmemiştir zaten deyip, blogumun kültür seviyesini ayrıca belirtmek isterim. ne güzel filmdi o? 

o mavi balığı bile kıskanıyorum. hahah bakmayın güldüğüme; sinirden kuduruyorum Aslında, kuyruğu ile kavga eden kedi gibiyim. çıkın o havuzdan. evinize gidin. hatta sen, hücre evi kılıklı evine git. elim kolum bağlı, misafirperverliğini siktiğimin dünyasında. Portishead, Roads dinleyelim, basalım gidelim. (officially dedicated the song to you...)

harbi boktan bir hayatım oldu benim. eyvallah beterin beterin mevcut ama ne bileyim; orasını düzeltsem, burası elimde kaldı. çin malı hayat, hudayinabit bir yaşam. arada kaldım olum hep. elimde çok güç olmasa da, yardım edeyim moduna girdim. safım aslen. söz verip, arkasında durmaktan var olan gücümü de yedim. heh bu arada; herkes aslan burcu olsa, tavlayı bile tek başıma oynarmışım ben. o denli alakasızım aslan burcu insanları ile.

son olarak #direntürkiye, yobazlara, bölücülere karşı diren. Ve ben, yel değirmenlerine karşı savaşıma devam edeyim. salakça belki ama; beni şu anda hayata bağlı tutan tek şey savaşmak. kazanırım ama kaybederim orasını bilmemem. tek bildiğim kaçarsam; var olmayacağımdır.

savaşayım ben.
eyvallah.

Serhan.

22 Temmuz 2013 Pazartesi

ayrı telden

merhaba millet,

sittin senedir bilog yazıyorum hala 159 okurum var. mamafih ben ne yapacağımı biliyorum. ne kadar yeni açılmış bilog varsa hepsini takip etmesi için bir çocuğa 150 TL falan vereceğim. aslında prim usulü mü çalıştırsam haytayı? bin bilog 100 TL. oha lan çocuk bin biloğu nereden bulsun? bulsun. işi o! parayı alırken ses etmeyecek ama! nihahaha işveren psikolojisine büründüm. gelelim asıl konuya demden önce işveren psikolojisini kısaca özetliyorum, alayı manyak. bildiğimiz şizofren bir şahsiyet, yeri gelir bunlardan daha iyi kararlar verebilir. zaten bu yazı, konudan konuya atlıyor. asıl konu diye bir şey yok.

neyse siktir edin şimdi işverenleri. evime kütüphane alacağım. yani var ama; gezi parkı ağacı benzeri. bana anlattırmayın şimdi üşenmeyin google'a yazın, çıkıyor. ne şirin değil mi? evet çok şirin. az önce saçıçok'un erkek arkadaşı ile öpüştüğünü anlattığı -ergen kokan- yazıyı okudum. altına onlarca salya-sümük yorum yazılmış. bir tanesi de çıkıp şunu dememiş bilader; kızcağızın kendisini unuttuğu sandığı delikanlı şöyle hatırlamış seni güzel kızım, (delikanlının iç sesinden) '' heh aynen böyle, paso öpüşüyorduk, başka da pek bir icraatımız yoktu... belli ki bu gidişle de uzunca bir süre olmayacak... iyisi mi ben, unuttun mu? sorusuna tepkisiz kalayım da bu film yeniden başlamasın. ne o zorda kalsın, ne de ben... '' zevgili saçıçok, belli bir yaşa gelen insanların ihtiyaçlarını, sadece öpüşmek çözmez. çözsün isteriz, lakin çöz-mez. iki kere iki dört. öperim gözlerinden.

bitirme paragrafı; hahah tüplü televizyon, depremzede battaniyesi, işler güçler, bebek mezarı büyüklüğündeki ayaklar vs. koç, o pozunla sen; diğer bütün çektiğin fotoğrafların üstünden bi' güzel geçmişsin be. evin de hücre evinden hallice zaar. sil olum o fotoğrafı. her resimde gamzelerin çıksın diye kasman da ayrı bir antipatiklik. o hatun var ya; sana 38 gömlek falan fazla. bu arada gömlek dedim de, gömleğin altına da t-shirt de giymeyiver. bir değil, birkaç yerden sırıtıyorsun da işte, genç yaşta araklamışsın kızcağızı. aylar, yıllar birbirini kovalamış. yoksa durmazmış. ballısın.

eyvallah

serhan.