23 Haziran 2011 Perşembe

ayrılık vakti

selam,

son dört senemi geçirdiğim Riga'dan üç vakte kadar ayrılıyorum. bu macera bana ekonomik alanda pek bir halt sağlamadı. e ileride sağlar diye umuyorum. çalıştığım yer; vayy be dedirten türden gözükse dahi, aldığım ücret proje bazlı idi. proje yapıldıktan, belli bir zaman geçtikten sonra; kabul edilip, edilmediği öğrenilir. belli olmayan bir zamanda; cüzzi ücretin banka hesabına yatar. 'umut, fakirin ekmeği' hesabı her gün düzenle hesabına bakarsın ama sen baktıkça, o para gelmez. ne zaman ki; acaba bir beşlik çıkar mı diye? umutsuzca kartı denersin, işte o vakit; çıkar paralar, pek keyiflidir. sen de, 'bu da mı gol değil? haa bu da mı değil?' diyerek; kutlama amacı ile en yakın mekanda iki - üç vodka shot çakarsın, çok soğuk. shot bardağı da sağuk hatta. lafı geçmişken; enerji içeceği ile vodka içilmez. neyse bu arada, ben; makine ve ulaştırma mühendisiyim. buraya gelmeden önce sadece makine mühendisliğinde yıllardır son sınıf öğrencisiydim. bitirdim üstüne ulaştırmayı da okudum.

yetmedi, RigaTeknik'te yenilenen enerji üzerine master yaptım ki, bu aralar onun da diplomasını kısmetse alacağım. diğerleri eyvallah da, bu zorladı gerçekten; Rusya'nın komünist rejiminde yetişmiş proflarıyla çalışmak epey zordur. hele ki; benim gibi her yere geç kalmaya meyilli iseniz. bir öneri; geç kaldıysanız bahane uydurmayın, gerçeği söyleyin. bu hafifletici bir sebeptir. iki fırça yersiniz ama güvenilmez damgası yemezsiniz. hatta; kusura bakmayın, dün fazla kaçırmışım bile diyebilirsiniz. mantalite farklıdır. burada sadece iki kişi ile problem yaşadım (benim için çok iyi yüzde:)). bir tanesi İtalyan bir prof. öbürü de İsviçre'de yaşamış züppe bir Leton prof. önemli değil; sonunda güzel bir cv'im oldu ya. param olmadı ama güzel bir cv'im oldu. kulağa hoş geldiği için tekrarladım. mazur görün.

tipik, yabancıların algıladığı cinsten bir Türk tipim yok. o yüzden bu aralar çokça gelmeye başlayan seks ve kumar turistleri ile muhatap olmama gerek kalmıyor. ama bu ülke; yabancılara hele ki amacı alenen belli olanlara pek 'sıcak' değildir. burada güzel kızlar olduğu kadar bolca 'ivan divan delenler' de mevcuttur. kısacası o niyetle geliyorsanız; dötünüzü kollayın.

ve tekrar ben. ben mi ne yapacağım? amacım şu;

aim high serhan, aim high..

iyi geceler,

serhan

18 Haziran 2011 Cumartesi

denizin dibi

selam,


bence onu beğenmeyen bir erkek olmamalı. erkeklerin de, kadınların da bazıları zevksizdir eyvallah ama onu beğenmeyecek kadar zevksiz biri neden var olur ki? hakkında; vahh vahh hasta herhalde ya da kör.. allah şifa versin.. diye düşünürüm. tamam eğer; bu fikre sahip kişi yakınım olursa, yine hasta olduğunu düşünürüm üstüne de, bir daha bu salağın güzellik anlayışına itibar etmem lan.. derim. içimden belki de dışımdan; kompleksli misin oğlum? derim.. hatta zevkine sıçayım, yıkıl karşımdan da diyebilirim :S 


bu arada, çemberin dışında olan kimseler için önemli bir not; beğendiyseniz, benim yanımda beğenmeyin ya da durun, en iyisi içinizden beğenin sadece. sonra olay çıkınca, suçlu ben oluyorum, tamam mı? sizin yüzünüzden suçlu olamam. evet, agresif bir yapım var. çabuk parlarım, lakin diğer çabuk parlayanların aksine bir anda da sönmem. böyle imal edilmişim. hala bakıyor; dön önüne, bir daha bakarsan ciddi olay çıkarırım. son kez, beğen ama içinden beğen. yoksa ağzını burnunu kırarım ayrıca kafanı da kırabilirim. sonra suçlu olursam, bu vahşi döngüyü, senin yüzünden, suçlu olduk amk.. diyerek tekrar ederim. haa bir de, beğendin ve üstüne bizi de marizledin.. diyelim. yazarken bile hadi lan! diyorum, ama belli olmaz sonuçta :I o zaman, gece eve giderken; seni arabayla ezerim. yaparım bunu.


denizin dibi ayrı bir dünyadır. bu cümleyle dalgıç olduğum izlenimi yarattım ama dalgıç değilim. tüpsüz nispeten derine dalabilirim, pek çok kere teknenin tonozuna dalmışlığım vardır. ne eziyettir o da? kurtağzı kopmuş olur; bütün kış fırtına, zinciri ara ki bulasın. ben, tüple dalamıyorum artık, istiyorum ama bela panik atak var ya; tutar mutar denizin dibinde, denizin üstündekilere maskara olduğumuz yetmezmiş gibi, bir de denizin dibindeki ahaliye maskara olmayalım diyerek, çok kere bu isteğimi ertelemişimdir.


ne diyordum? etrafta ne kadar değişik türden canlılar var. etraf derken; denizin dibinden bahsediyorum. şu an dalamadığımdan sadece seyretmekle yetiniyorum.


ahaa bir dakika. dur dur dur. geri al. evet o! zumla bakayim. 


gerçekten inanılmaz bir şey. gözlerine bak. kocaman. çok narin. mutlaka görmem gerek onu, hissetmem lazım belki de.. aghh içimdeki bu istek; nasıl yapabilirim ki acaba? acele etmeliyim, etrafı ne kadar da kalabalık?!


sanırım, tüple yanına dalmaktan başka çarem yok.


ee ya panik atak tutarsa?


koy götüne, tutarsa tutar..


serhan.

11 Haziran 2011 Cumartesi

twitter'a kuşbakışı

selam,


evet, twitter benim xanax'tan sonra bağımlı olduğum bir şey. aa xanax mı, niye ki vs. gibi sorularınız varsa geçmiş yazılarım ellerinizden öper. sıkıntı olm işte, koy dötüne. neyse, yazmayı severim bir gün, bige; gel twitter'a çok eğlenceli vs. dedi, geldim. o gel deyince, gelirim sdsfs. ilk önceleri klasik sevmedim. sonra bir sardı, bir sardı amk başka bir iş yapamaz oldum. 2 defa hesap açtım ve kapattım, şu andaki üçüncü hesabım. bu arada, hiçbirini twitter aleminin yüz kızartıcı suçları; tweet araklama, ünlü bir kimsenin adına açılmış hesaptan takipçi toplama vs. gibi olaylardan mütevellit kapatmadım. böyle çok kimseler var, merak ederseniz buradan ayrıntılara bakabilirsiniz. güzel, ilk paragraf mesaj içerikli bir giriş oldu.


twitter'dan önce; pek çok ünlüyü severdim ya da sevmezdim ama şimdi ise bazıları hakkında çeşitli yargılarım da mevcut. onları, iyi kötü her gün okuyorsunuz, insanların hakkında ipucu veriyor twitter. ünlü derken; yazar olur, sanatçı, şarkıcı, sporcu olur. ünlü; tanınmış işte. dizüstü edebiyatı'ndan onur gökşen'in dediği gibi; yazamıyorsan, yazmayacaksın..  şeklinde bir bakış açısında da değilim. herkes yazabilir de, tanınmış bir yazarın, ilkokul seviyesindeki tweetleri karşısında da şaşırıyor insan. bunca yıl okudum ben bu vatandaşı demek ki; aslında, söz konusu yazarın, yazılarını okunabilir hale getiren kişiyi okumuşum da bilmiyormuşum.. diyorsunuz.


son cümlede bahsettiğim kişi ertuğrul özkök. eskiden yandaş bir yayın organı olmayan, hürriyet aldığımızdan, ertuğrul özkök'ün yazılarını arada okurdum. kendisi twitter'a geldi sonra millet türkçesi ile dalga geçince aynen geri gitti. bir daha da gelmez. millet haklıydı, otu boku eleştiren yazılar yaz, ama daha -de, -da ekini ayırmayı bilme. zaten sevmezdim kendisini, bu arada :I


aylin aslım; kendisini sosal medya progamında da izledim. takip de ediyordum fakat hatunun her tweetinden bilmişlik, ukalalık fışkırıyor. program da nokta olduydu. ya da ben takıldım. 


axcess kızı; adını unuttum, twitter'a kısa bir süre geldi. önceleri yazdıklarını şaka sandım. fakat değildi, açık ara en garip! olanı oydu. şimdi görünce, bir tuhaf oluyorum. aklıma o. çocuklarındaki ''meme'' sahnesini getirmeye çalışıyorum. sonra kapattı hesabını. iyi de etti.


tuna kiremitçi; bir kelime ve sonrasında gelen iki nokta üstüste ve bir kelime daha. git kendini çok sevdirmeden.. değil ama tam tersi. yeniden git. belki de gitmiştir.


mazhar alanson; onun da türkçe hafiften zayıf. mükemmele yakın tespitler vs. bekliyorsunuz belki de yılların sanatçısı diye, gerçi hiçbir zaman gerçek bir hayranı da olmadım. biraz takip ettim sonra vazgeçtim. 


demetakalın; ılıcak'la olan kavgası aklımda kalanı. onun yerinde olsam, gider 3-4 ay ders alıp, daha düzgün türkçe ile tweet yazardım. aptal biri kesinlikle değil. ama aynı apartmanda oturmazdım onunla. devamlı ciyak ciyak. hee zaten o, enteresan yerlerde oturuyordur. takip etmiyorum ama denk geliyor.


yılmazmorgül; önceleri herkes dalga geçse de, millet zamanla benimsedi. onu da takip etmiyorum ama edebiririm. 


ipek şenoğlu; onu tek geçerim. komple sporcu ve son yazdığı yazısındaki gibi; bence ipeko, gerçekten bir marka.


leventkazak; önceleri o da beni takip ediyordu hatta takip eden tek ünlü bile olmuş olabilir. sonra bıraktı, siyasi yazılarım onu rahatsız etti bence. neyse, ben seviyorum levent kazak'ı. o da kaş'ı çok seviyor, en ufak tatil yakaladım mı aynen, orada. heberler adlı o deli-saçması programına laf ettiğimde bile, olgunlukla karşılamıştı. belki de manyak herhalde yanaşmayalım da demis olabilir.


m.alialabora; memoli olarak kalsaydı keşke. köylü kızı filan takılırdı. reklamlarda görmek, sunucu olarak görmek zaten yetiyor. twitter'da ne yazdığını bilmiyorum, hiç bakmadım. heberler deyince aklıma geldi. çık çık..


ahmetaltan; ljwn ebıvbnewbncoufn fwuobufcvnuofvbewuob wo ewfıcn. anlaşıldı mı?


cbabdullahgül; kendisi cumhurbaşkanından çok bir gezgin gibi. bu sene balona binip, bütün dünyayı dolaşırsa şaşırmam. tweetleri de iyimser bir pencereden, toz pembe memleket manzaraları.


okan bayülgen; yeni düştü buralara. RT okan derler ona. severim zaten, takip ediyorum.


metinuca; değil mi efendimm? ahh ahhh doğru yanıt, brülesk olacaktı.. twitter sayesinde; prototipinden daha cesaretli, memleket işlerine yazılı yorum getiren bir şahıs haline geldi. 


cüneytözdemir; haha beni bloklamıştır. yazdıkları da tutarsızdır. en gerekli zamanlarda yorum yapmaz, ortalık durulunca su üstüne çıkar. buralara nasıl geldiği konusu, proje olur.


nazlıılıcak; beni bloklamıştır. uerıhnfoıewbc ıhmocwgowınerıuno bhorewnofuon. tamam mı?

tufanturenc; hasta fenerli. bu aralar gazetelerde yazmıyor ama twitter'da düşüncelerini paylaşıyor. sıkı takipçisiyim. sanki onu tanıyorum gibi. karakterli adam, kaliteli.

bekircoşkun; ezelden beri severdim şimdi daha da çok. kesinlikle o bir beyin. twitter'da da siyaset yazıyor ayrıca eşini çok seviyor. pako olsaydı onun türlü pozlarını da eminim paylaşırdı. seçim sonrası yazılarını merakla bekliyorum.


tamam, sonra devamı gelir. 


şimdilik bu kadar. 
hoşçakalın,


serhan.













9 Haziran 2011 Perşembe

dakika ve skor

bak blog, 

seni severim bilirsin. normal hayatta; çok da doğrucu mehmet mi, ahmet mi ne haltsa o guruba dahil olamadım. bunun ezikliğini burada; gerçekleri yazarak çıkarıyorum sanırım. eyvallah bazı sorunlar, bizi kimi zaman alenen yalancı olmaya itti. ayrıca amcam felaket atar ona mı çekmişim nedir ki?! yok lan, amcamın eline kimse su dökemez. zaten kendisi pek suyu da sevmez. neyse be bırakın amcamı. emirgan'dadır kesin şimdi, piizleniyordur. hayat ona güzel amk. ne dert, ne tasa? neyse allahtan büyüdükçe bu atış serbest! huyumuzdan az biraz kurtulduk. hatta baya baya iyiyim, ne diyordum lan ben?

şimdi sana diyorum ki, büyük takımlara karşı deplasmanda oynadığın maçta yenilsen de gol atacaksın. beraberlikte koydun çocuğu, tek fark büyük ümit, iki fark neden olmasın? üç fark bi siktir git şeklindedir. buradaki maç şu an 2-3 devam ediyor. 0-3 ten 2-3'e geldi. bu moralman bizim takımı toplarladı tabi. sonuçta, rakibin kaliteli bir kadrosu var, bizde ise kulüp, yıllardır çalkantılı  bir evreden kurtulmaya çalışıyor ve çok yol kat etti.


gelecek maç; taktik olarak önemli olan, sabırlı oynayıp rakibin hata yapmasını beklemek. defansın arasına top atmak şart, çok sık kademe hatası yapıyorlar. netekim attığımız iki gol de böyle bir zamanda geldi. bizim forvette; fuleli, fizikli oyuncular var. yerden oynayacağız. rakibin yeni transferi hava toplarında etkili oluyormuş gibi dursa da, top tekniği pek iyi değil. defanstaki gediği tam kapatamadı. 

kendi sahımızda 3-0 gibi net bir galibiyet, süpriz olmasın. çıkıp topumuzu oynayacağız. e tabi top, yuvarlak. ayrıca henüz buradaki maçın 88. dakikasındayız, uzatmalarla birlikte daha vakit var. ama maç böyle biter gibi. bir gol belki, o da gelse gelse duran toptan gelir.

bu ne ki şimdi?

eyvallah,

serhan

4 Haziran 2011 Cumartesi

değişik bir hikaye #1

dililiililiili dililililili dilililililili;


şu anda, size cevap veremiyorum sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakınız. 


biipp


alo, aşkım. özür dilerim; şarkıyı dinle ''koşarak koşarak geel banaa gell..''
http://fizy.org/#s/125xhj


belli zaman sonra,


-aloo abi, n'ber? sesin çıkmıyor, barıştınız mı yengeyle?


-iyidir, sametciğim. yok, not bıraktım koşarak koşarak gel bana diye, ama çok oldu. henüz kimse gelmedi.


-üzüldüm be abi. nerdesin? hayırdır, nefes nefesesin? 


-üzülüyorum, ama ne yapalım? koşuyorum be samet. o notu bıraktıktan sonra koşuyorum işte. kafam dağılsın diye. 


-abi, sen koşuyorsan, yenge de koşuyorsa? mantıken sana yetişmesi zor olur. şöyle ki; sen, a yönüne 50 km ile giden x aracı, yenge de 30 km ile y arac.. neyse sittir et. sonuçta, eski maratoncusun; muhtemelen nevriye yengeden daha hızlı koşuyorsundur be abi. bu durumda; sen tam bir geri zekalısın da, abi.


-assiktir zamet, doğru söylüyorsun lan. zaten biyolojim?! okulda da çok zayıftı benim. ben de diyorum niye gelmiyor yengen? iyi de; napacağım ben şimdi, ühüü.


-alo, tayyar, ben nevriye. koşmaktan iflahım kesildi. en son samet'e uğradım o bulur seni dedim. buldu da. gel aşkım! koşarak koşarak gel bana.


-aaahhaha, inanamıyorum. demek peşimden koşuuuyorrr yorr yorrr duuu.. (baş dönmesi, elde - ayakta karıncalanma, göz kararması..)


hooppp güüüüüm.. dııııtttt dıtdıtdıııttttt..


etraftan;


-aa ne olmuş, ne olmuş? 
-adamın teki koşarken, logar çukuruna düşmüş.
-vahh vahh pek de gençmiş.
-dikkat etseymiş, müstahak bunlara. içkilidir, uyuşturucu felağn içmiştir kesin. 
kalabalık etmeyin, cumaya geç kalırsam, günahı size allama :/


o sırada;


uff telefona bak, hamdi olm. aha pili de burda amk, sağlam gibi. herif nasılsa tahtalıköyü boyladı. orada lazım olmaz lan herhalde. hehe, ulan şansa bak be.


-biri ambülansı arasın. bakmayın öyle aval aval..


dur şu sim-kartı atıp, benimkini takayım, arıyorum ben apla.. 
(hem telefonu denemiş oluruz..)


yine o sırada;


-içimde kötü bir his var, samet. 
-kötü düşünme yenge şarzı bitmiştir. 
-ühüü samet. 


samet içinden;
(amma sert memeleri varmış lan..)


bitti.
belki de bitmemiştir :S


görüşürüz


serhan.

2 Haziran 2011 Perşembe

memleket

merhaba,


bu zamanlar, derdim çok. az olduğu, son on senede, pek görülmemiştir ya, neyse. en çok memlekete üzülüyorum, zaten hep üzülüyorum da; bu ara malum, daha da çok işte. ''koskoca memleket canım, bir şey olmaz ona, üzülme!'' diye beni teselli etmeyin. sizler de memleketin halinden dolayı üzgün olun. oy verin, oyunuza sahip çıkın. siz, dediğim aynı paralelde düşündüğüm insanlar. karşıt görüşler; evet, tabi. bu görüşlerin sahipleri, memleketimize yerleştirilmek istenen ki çoğu yerleşti azı kaldı, zihniyetten memnun olabilirler. ben değilim. yeri gelmişken söyleyeyim, her yolun mübah olduğu konusunda tamamiyle tatmin oldum. gençlerimizin haklarının göz göre göre yenildiği konusunda da tatmin oldum. uzatmayalım; bu memleket onu sahiplenenlerin, onu vatan bilen herkesin. ama vatan hainlerinin değil. vatan hainlerinin tekrardan meclise gireceği, binlerce kısıtlamalarla dolu, anayasa adı altında, herkese bedava ''RTE'ye uygun vatandaş nasıl olunur?'' kitap hediyeli seçim yaklaşıyor. ne olur; elinizi vicdanınıza koyun da oyunuzu verin.


Atatürk kızgın, aslında kırgın. şahsına yapılan alçakça hakaretlerden değil. mirasını koruyamadık diye. evet, bizler; babadan kalma bütün taşınmazları çarçur etmiş, hovarda evlatlar gibiyiz. evlatiz işte, babalar; evlatlarından ümitlerini kesmezlermiş. Ata, gençliğe hitabe'yi sadece ezberliyelim de, türkçe dersinde bağıra çağıra okuyalım diye yazmamış be. keşke, iyice anlasaymışız, bu işin şakaya gelmeyeceğini bilebilseymişiz. onlar, hitabede yazanları sırasıyla yapmışlar, şimdi karşımızdalar. devir, yine de kahramanlar çıkarmış. olanları ciddiye alın, memleket elden gidiyor! demişler. okumuşuz öyle, içimizden çok doğru.. diyerek. belli zaman sonra sesleri kesilmiş. şimdi, senede bir hatırlıyoruz kahramanları, onun dışında; caddelere, bulvarlara, parklara isimlerini veriyoruz. 


ve zaman ilerlemiş, gelenler hep çıkarlarını düşünmüş. halk; en sonunda papatya sevmez olmuş, ruhsatın arasında bir beşlik bulundurur olmuş. iki anahtar sallanmış. hediye paketi kıvamında 5 nisan paket yapılmış. türban dağıtılmış oy uğruna, istismar başlamış. olmayacak koalisyonlar, açıklar! yüzünden olmuş. baştakiler öyle soymuş ki memleketi, yedi cedleri doymuş. karşılıklı anlaşıp, vatandaşı ortada bırakıp köşelerine çekilmişler. kimisi son gücüyle üflese de kavalı, nefesi yetmemiş, garibin. güvercin olmuş, uçmuş. ocaklardan vatanseverler çıkacağına, çapulcular çıkmaya başlamış. her takaya, bir reis düşer olmuş. bizler, o dönemlerde bile; rejim konusunda endişe duymamışız. bilindik; hoca efendi demişiz kulağa. boynuz, sinsince de gelmemiş, göz göre göre; önce istanbul'un, sonra memleketin başına. bizee bir şeeey olmaaazz..TSK var ya! demişiz. hani, şimdilerde komutanlarının yarısı içeride olan, TSK. hani, başvekilin huzurunda ayağı kalkmadı diye içeride olan TSK mensubu komutan gibi, onlarcası. şehit olanların mezara, hain olanların meclise girdiği garip bir yer olmuş, işte bizim memleket.


yeni kahramanlar çıkmış, e memleket bereketli babam. bu sefer, ''nefes alır halde'' sesleri kesilmiş, bir bir kutulara konulmuşlar. eeh bizler, az biraz anlamışız, kıpırdanır gibi olmuşuz. az önce, bekir çoşkun, twitter'da şu ifadeyi kullandı; ''kararsızlarla, konuşun.. bu sinirle, bir daha seçilirse..'' korktuğundan değil, tedirginliği memleketi sevdiğinden yazdığına yansımıştı. evet arkadaşlar, gençliğe hitabe'nin son kıtasına geldik, bari bu sefer.. bari bu sefer; çok büyük çoğunlukla gelemesin, kitabıyla gelemesin. bu mücadele başlangıç olsun, bizi temsil edenleri hırsızlardan, hortumculardan değil, dürüst insanlardan seçelim. belki zorlanacağız ama, hiç değilse çocuklarımıza memleketi temizleyip bırakalım. 


artık zaman, göz ardı etme zamanı değil..


dayan memleket..


hoşçakalın.


S.Olcaytu