26 Aralık 2011 Pazartesi

Büyük Fenerbahçe Mitingi

günaydın,


aha havaya bak! aynı dün mitingde Hale Abla'nın söylediği gibi yine bir Fenerbahçe havası. Güneşli böyle, bulutsuz; gökyüzü masmavi. insan pazartesi olduğunu bile unutuyor, o denli. neyse ben manyak gibi yine karga bokunu yemeden kalktım. evet, siz tabi bu cümleyi mecazi olarak algıladınız ama benim gayem; bizim mahalledeki kargaların boklarını yememesi, sonuçta onlar da ''lan uyanalım da bir bok yiyelim..'' diyerek başlamıyorlar güne, yokluktan işte. gerçekten erken kalkıp onları doyurmak istiyorum belki!? tamam belki kargaların doyma hissi yok ama ne bileyim böyle aperitif şeyler önden çorba filan. tamam lan ne diyorum ben?! miting hakkında yazacağım. hazır olun.


genelde Fenerbahçe'yi yazan bloglar bellidir. bizler de okuyor, emeklerine saygılarımızı sunuyoruz. bende de nihat doğan gibi bi' çoğul konuşmalar filan hayırdır inşallah?! 3 temmuz sabahından sonra yaşananlar ve anti-Fenerbahçe medyasının satılmış, şerefsiz tetikçileri yazılı ve görsel basında, Fenerbahçe Spor Kulübü'nü her gün öldürmeye çalıştı. şaka değil; öldürüyordu da. Türkiye'nin 4te 3ü Fenerbahçe'ye ve Aziz Yıldırım'a kin kusmaya başladı. gün onların günüydü, sanki hep bugün için yaşamışlardı. Apo gitmiş yerine Aziz Yıldırım gelmişti sanki. hepimiz böyle bir nefretin varlığından haberdardık ama bu kadar vicdansızlık beklemiyorduk. çok geçmeden, sinyallerini önceden de veren ''safları sıklaştırma'' eyleminin gerektiğini de anladık. destek yoktu, topluca gelen saldırılara, sadece taş atarak karşılık verebiliyorduk. taraftar, güya ''Fenerbahçe'nin resmi taraftar sitesi'' tarafından resmen yalnız bırakılmıştı. hedef belki Aziz Yıldırım'ı yalnız bırakmaktı ama hiç yeri değildi. bir haykırışın bile değeri vardı, onlar ise ellerindeki potansiyele rağmen susmayı yeğlediler. o esnada 12numara.org çıkageldi. ilk başta ben de, bu oluşuma şüphe ile baktım. amaçları neydi ki? zira pek çoğumuz zaten paranoyak olmuştuk. her şey, daha yeni başlıyordu işte. ne bilelim, ali şen'den bile beklenti oluşmuştu belki. o denli çaresizdik. gerçi kendisi klasik her türlü tökezlemede davrandığı gibi; genelde bodrum'daki çiftliğinden, telefonla konuk oldu yayınlara, bir kere de yalandan Aziz Başkan'ı ziyaret etti. topa girmedi be, saklambaç oynadı desek yeri idi. zaten ali şen, Fenerbahçe'yi TK finalinde sahadan çekmesi ile benim için yok olmuştu.


dünkü miting, bir çoğumuzun ilk başlarda bu işin altından kalkmaları zor dediği, 12numara.org tarafından mükemmel bir şekilde gerçekleştirildi. konuşmaları dinlediğimde; bayrağı şimdiden devralacak insanlar vardı orada. özellikle de @aethewulf herkesi tek tek saymaya gerek yok, hepsi şahane idi elbette, hüzünlü sahneler de yaşandı. metris'ten gelen mesajlar, umutlarımızı tazeledi. bu arada, Bedri Baykam uykudan önce'yi rahat sunar lan, yalnız program sonunda çocuklarla birlikte ebeveynler de uyumuş olabilir. Fenerbahçe, karşı tarafın saldırılarını savuşturmuş, karşı taarruza bile geçmişti artık. mutluydum, yeni tanıştığım Fenerbahçe'li arkadaşlarımdan otlandığım sigaralardan içtim. normalde içmem de iki tane keyif sigarası. sonrasında da bana -yarım simit- uzattılar. birlik olmuştuk olum biz. korkma sıraları artık onlarda idi, hissediyordum. başkan'ın dediği ''biz, Fenerbahçe'den almaya değil, vermeye geldik..'' sözünü benimsemiş insanlardı, dün meydanda toplanan güruh. unutmadan; biz Rıdvan'ı zaten tanıyoruz, aziz yılmaz'ın bize Rıdvan'ı anlatmasına hiç ama hiç gerek yok! Rıdvan'ı -olduğu gibi- seviyoruz birader, ama seni hiç sevmiyoruz bunu bilesin.


bu esnada tek-tük artılarımızdan biri de twitter idi. bu paylaşım sitesinde organize olan kısım hiç de az değildi. sonuçta ''safları sıklaştırmış'' taraftarlar olarak bu mitingle, vira bismillah deyip, sahneye çıktık. dünkü mitingde ayağı kalkmış, gücünü taraftarlarından alan; öldürmeyen acılar müsebbibinde, daha da güçlü olan bir Fenerbahçe vardı. ''Fenerbahçe yara alsın ama ben menfaatlerime  bakar, susarım..'' diyenler beklendiği gibi orada yoktu. Aziz Başkan'ın yokluğunda, meydanı boş bulup, arkasından konuşanlar da yoktu. olamazlardı zaten. işte böyledir, hayat. insanlar, seçimlerini yaparlar ve seçimleri doğrultusunda yaşarlar. bazı zamanlar, verilen kararların -geri dönüşü- olmaz. şimdi, televizyonlardan seyrederek, içinizden -keşke- demenin bir faydası yok, inanın. sizler, artık büyük Fenerbahçe taraftarı tarafından anılmayacak, bir sonraki nesle anlatılmayacaksınız ya da hainler olarak anlatılacaksınız. dediğim gibi; bu seçimi sizler yaptınız. gözümüzde zerre kadar değeriniz yok. 


ve son olarak biz 2bin - 3bin kişiymişiz. sizlere sadece gülüyoruz. maksat kişi sayısı değil kaldı ki, çok çok fazlaydık. kaldı ki, polisin olası sert tutumundan çekinen ve gelmeyenler çoktu. malum ya; temmuz ayında plastik de olsa mermi kullanmak serbestti. şimdi, GS'li arkadaşlar, siz bizim kadar kulübünüze destek olun sonra konuşun. gökten zembille inen stadı derbiler hatta sadece Fenerbahçe maçı haricinde doldurun da öyle konuşun. emi yavrum? ve siz BJK'li arkadaşlar, sizinkiler böyle bir miting yapalım deseler; çıkan tartışmada, rant için biri topuğundan vurulur, diğeri kıçından. o yüzden, siz baştan geçin bu işleri. 


bu güzel miting için, en başta 12numara.org'a, 89 kadrosuna, sahici efsanelere, cesur yazarlara, sanatçılara, gerçekten gelemeyip de gönülleri bizimle olan Fenerbahçe'lilere, elbette ki mitingi -canlı veren- FB TV'ye ve büyük Fenerbahçe taraftarına çok teşekkürler.


işte ekinler şimdi yeşillendi..


görüşmek üzere.


Serhan

25 Aralık 2011 Pazar

uzun olunca; yazı oldu

küsüz diye yazıyorum sanma. benim taraftarlık şeysi, aslına abinin hesap gibi, Fener'i seyrederken unutuyorum bazı şeyleri. kimilerine -salakça- gelebiliyor ama o öyle olmuyor, bende. iyi geliyor, birazdan miting var hatta. sonrasında mezarlığa uğrarım.

tanrı ile araya tanıdık sokabilir miyiz acaba? lakin denemişsindir. ramazanda, tam iftar saati kapıları zorlayan zat-ı şahane, bunu zaten yapmıştır. bu arada; iftar saati her ilde-ülkede farklı be koç. atlamışsın, e normal umuda odaklanmışsın. koskoca islam aleminde o arada yemek yiyip, şalterleri indiren kaç kişi var ki? hatların dolu olması normal, anlayacağın senin gibi akıllıların önlemini almışlar! bozma moralini diyeceğim de..

biliyorsun; bu araya adam sokma işini, bir de ben deneyeyim demiştim. taş atıp kolum yorulmazdı ya! aslında kolum kopana kadar taş atardım sonra da, öbür koluma geçerdim. sorun değildi ki bu. bir saniye; belki de gerçekten taş atmam gerekiyordur. insan, çaresiz kalınca nelerden medet umuyor birader? ama olsun bunu bi' deneyeyim ben. en yakın taşlıklı mekan, eskihisar'da. küçükken taş atardım, balıkçıların önünden, oradan aklıma geldi. sen de bilirsin oraları bence. geçen gün de önünden arabalıya bindiydim. hem o taşlar oraya niye konulsun ki?

sonuçta bir kez daha şahit olduk ki orada bu işler öyle işlemiyor zaar. zaar da senin yüzünden dilime dolandı, maraşlılar söylermiş. sen maraşlı değilsin ki; bizim neslin vıcık vıcık ettiği kelimelerden değil, sevdim. bizim nesil derken, benim  nesil. amacım senin yaşını büyütmek değil. hem her yaşın ayrı bir güze... bizim ailede valizi olan çocuk da benim. bu aralar, kendisini tekrar toplayacağım gibi. toplamadan önce bir ara çıkıp, midye tava yer, bira filan içerim ben. malum midye tava, kokoreç vesaire bulunmuyor deplasmanlarda..

aslında okuduğunuz satırlar; bir yazıya yorumdu. sonrasında evrim geçirip, böyle uzun-duygusal bir şey olunca, ben de tuttum aha buraya koydum. aslında özü yorum. anladınız lan işte.

defalarca izledim o anı. acaba o'nun da izleyebileceğim, böyle bir kaydı olsa mıydı?
inan bilemedim.

siktriboktan bir dünyada yaşıyoruz; işte bunu biliyorum!
zaten hiç unutmadım ya, orası da ayrı zaar..

haydi eyvallah.

serhan.

23 Aralık 2011 Cuma

hasta ziyareti

günaydın,


hiç heveslenme la ''böyle hasta ziyareti gibi, bir ziyaret bu, sevgili bilog'' eheuhe acayip bir konuya temaz ettim lan. hani derler ya; ''ee hasta ziyareti kısa olur..'' hassiktir lan niyemiş? niye kısa oluyor? hayır, delikanlı gibi de ki; ''birader, benim işim, gücüm var. zati mikrop felan kaparım diye de çok pis kıllanıyorum, öyle ayıp olmasın hesabı bi' uğradım..'' ama nerdeee?! yavşaklık içimize işlemiş amına koyayım. ziyaret kısa olacakmışmış.. herif hasta la hasta.. sıkılmış, insan göreyim de iki çift laf edeyim diye kıvranıyor. tam almış gazı anlatıyor, o arada, ''eehh bana müsaade hasta ziyareti kısa olur..'' siktir git lan ibne, bi' daha da gelme, istemez. böyle uzaktan el sıkmalar ardından gelen samimiyetsiz hareketler silsilesine ise hiç gerek yok.. sen de hasta olacaksın olummm, ben de sana aynısını yapacağım zaar.. evet lan son cümle olayı çözüyor. bu olay, bir intikam meselesine dönüşmüş. aha da böyle gider.. 


olaya hasta gözünden baktım. bilog, sen şimdi bu durumda; hastasın, ben de ziyaretçi. çaktın mı köfteyi? hadi canım, hasta ziyareti kısa olur..


öpmiyim ben şimdi, babay..


fırt fırt.. aha amk, mikrop mu aldım acaba?


eyvallah.


serhan.

8 Aralık 2011 Perşembe

behzat ç.

selam,


az önce, okan'a pucca konuk oldu. içimdeki blog yazma isteğimi resmen gözden geçirdim. gerçi başka nereye, ne yazabilirim ki? koy götüne, deftere yazıp sınıfta okuma çağını da geçtiğime göre buraya yazmaktan başka çare yok. ayrıca yayına bağlanan lazanya ve söz ettikleri ''bilogır kardeşliği kulübünün'' bir azası değilim, ben. farkındayım; giriş paragrafı, bok atma paragrafına döndü. neyse; kıskanıyor muyum acaba harbiden elin kızcağızını? aslında ben de bir yerlerde yazmak isterdim, blog yazan, yazmayı seven herkes ister. cevabım; kişisel olarak o kızcağızı kıskanmıyorum, alakam yok, birçok kimsenin -entresan- yerlerde olmasını garipsiyorum. arada; ''imkanım olsa ben de yaparım!'' dediğim olmuyor değil.


konumuza gelelim; behzat ç. en önemlisi bu sezon, mekancılar süper. bu mesleğin zorluğunu -argo- adlı filmin çekimlerinde çalıştığım zaman görmüştüm. geceleri, gündüzleri yok lan resmen. ben mühendisim (çok önemli bi bok olduğu için söylemiyorum, mesleğim film sektörü ile ilgili değil...) sadece hobi amaçlı bir işti, argo. ayrıca o ara işsizdim, di'li geçmiş zamana takılmamakta fayda var, lakin hala işsizim. neyse çok konuştum. anlayacağınız; ben sadece çok fazla film izlemiş ama bir şekilde behzat ç adlı diziye sarmış bir adamım. mekan demiştim, gerçekten daha iyi. çekimler ve açılar da keza. detaya daha fazla önem verilmiş. hele misafir oyuncu seçimleri bir önceki sezona tur bindirir. bu arada kadın behzat'a hiç gerek yok. aman komiser suna (sanırım suna) karakterine biraz dikkat! son bölümdeki dans sahnesi özellikle iğrençti. savcı esra'ya rakibe yaratın eyvallah da; eşeğin bir tarafına su kaçırmadan yapın bunu.




sanki geçen sene memlekette, behzat ç. diye salaş bir meyhane açılmış, fısıltı gazetesi yoluyla yayılmış, tutulmuş. her akşam tıka basa dolmuş. ve yaz aylarında belki de talebi karşılamak için -mecburen- bir tadilata girmiş. kışın ise; yeni dekoru, artan fiyatları ve daha zengin meze çeşitleri ile tekrar açılmış. yalnız biz behzat ç. meyhanesini salaş diye seviyoruz, candan diye seviyoruz. zırt pırt garson masaya gelip, bizi rahatsız etmediği için, para çıkışmadığı zaman, bir dahaki sefere hesaplaşırız.. diyebildiğimiz için seviyoruz! unutmayınız. şimdi diziye odaklanalım, kaçıncı bölüm oldu lan bu? hala kesik parmak cinayeti, uzatmayın la! tekin'e ne oldu bu arada? memduh başkan, savcı esra, tehdit? ve buna benzer; birçok konu havada farkında mısınız? ya şule'nin geçmişi? lütfen behzat ç. 'nin o salaş havasını kaybetmeyin. hani dizi, meyhane ya! bu durumda konular da meyhanenin mezeleri, balıkları diye düşünelim. düşündük mü? heh buzdolabında beklemiş mezeler, tazeleri gibi olmaz, kimse de yemez. hadi yediler diyelim; ama bir dahakine yemezler. hele balıklar buzhane ise hiç tadı olmaz. bu yazdıklarım ise; olmazsa, olmaz..


bir an önce konuları toparlamanız dileği ile. hadi la, hadi!? bu arada larissa'ya pek gerek yoktu muhtemelen bu olay eda ile bağlanacak; geçen sezonun tam tersi bir durum ortaya çıkacak. son olarak gerçek hayatta meyhane dediğin, av mevsimi'nde gittikleri meyhanedir. salaş ve içten. neresi orası lan harbiden? lafı geçmişken; okan yalabık da fena oyuncu değil.


eyvallah gençlik.


senin üzülmeni sevmiyorum, demiş miydim?
dedim..


serhan.

5 Aralık 2011 Pazartesi

değer mi?

n'ber blog?

bana, hayatımda kimse onun gibi davranmadı. çok mu komik? yok değil, üstüme gelmeyin keza, oldukça sinirliyim :@ ben izin veriyorum bunun böyle olmasına ki eğer vermesem; aramızdaki her gün zayıflayan bağ da kopar. kopsun istemiyorum. ama yakında kopar. zaten onun davranış bozukluğu var. benim de. görseniz; saçma sapan da bir dünyası var, değer yargıları desen; senden, benden, çoğumuzdan hatta tanıdığım herkesten farklı. bazı olaylara değer vermeye üşeniyor da bahane yaratıyor gibi geliyor bazen. bazen de alakasız bir olaya ki bana göre alakasız, bu durumda benim de saçma sapan bir dünyam ve bakış açım da mevcut olabilir. bütün tepkisini koyuyor. garip. tepkisiz asla değil, bu iyi bir şey.

herkesin, her şeye kabiliyeti olmayacağı gibi de, herkesin aynı oranda aynı şeylerden hoşlanması beklenemez. bu döngü hayatta insan ilişkilerine yön verir. makul seviye iyidir eyvallah da tıpatıp aynısı da sıkıcı olur bence. aradaki -birbirine katlanma- duygusunu köreltir. onun ölüp bittiği olaya, ultra bir saygı beklemesinin yanında; senin yanıp tutuştuğun atraksiyonu bir kalemde silmesi ise sinir bozucudur. dünyaya pardon zaten onun gezegen, benim tanıdığım insanlarınkinden pek ayrı. şöyle ki; o gezegende gerçek dünyadan üç-beş obje var gerisi komple dekor. bunu anlayacağını sanmıyorum, en fazla -pek çok huyunun örtüştüğü insanlardan da sıkılınca- acaba bende mi hata var? diye duraklar. sonra önceden gözüne kestirdiği başka bir ortama doğru gider veya aynı ortamı tekrar bir yerlerden yakalamak isterse yakalar. ne zaman, ne ister; onu kendi bilir. ayrıca bu da iyi bir şey. haa ikisini de istemeye de bilir. çok deli gördüm, deli gibi davranan da gördüm. ikisinin farkını çok iyi anlarım. o; ikisi de değil!

bu arada bencillik illet bir özelliktir, bırakılamaz. böyle bir karakterle de birleşmesi şansızlık. hep ben! demenin nesi eğlenceli ki? denge önemli, tutarlılık ise dengenin kardeşi. çok dengeli olduğum sanılmasın ama o, ikisinden de yoksun. bakış açısı, muhakemesi inkar etse de sadece kendi kararları ışığında. süper empati yaparım dese de; seni alıp kendi dünyasına koyar, orada yargılar. buna da empati der. e sen de haliyle o dünyaya ait olmazsın. orada her şey parlak diyelim; ben şahsen mat kalırım. aslında parlak sevmez mat sever ya neyse örnek bunlar. nasılsa benim kurduğum cümleler karışık ve/veya anlamsız geliyor ona. parlak olan zatı muhterem de matlaşır zaten zamanla. insanları, arada parlatıp geri koysa da kaçınılmaz son bellidir. orada pek kimse yaşayamaz. o dünyanın asıl nüfusu da birdir aha böyle; 1. güçsüzün yanında olma iç güdüsü de bence onları kendi dünyasındaki dekorların aralarına serpiştirdiği için olabilir. ayrıca ''ben bencil değilim..'' demesini de sağlıyor olabilir. her aslan burcu gibi bencil işte. kural olm bu.

uzak dur benden demesi, uzak durmamı sağlar. benim için böyle çünkü bu şekilde bir karakterim mevcut. bu durum için ekstra bir çaba gerekmiyor değil, gerekiyor. daha sonra garip zamanlarda çıkıp, hasta ruhlu gibi neden benden uzak duruyorsun ki? diye sorduğunda veya ima ettiğinde, seni ovuşturup, parlatmıştır, kendi istediği için. o anda parlatılmış olmaktan memnun olanlar -oley be!- diyebilse de ben; ''boşveeerr'' demeliyim, anlıyor musun ulan bilog? matım ben, mat! bir öyle, bir böyle. psikopat eder la adamı. peki gelelim mühim soruya; bu kadar külfete değer mi?

değmez aslında ama; çok garip. -hiçbir şey- de değersiz bir kelime gibidir; ama atilla ilhan şiirinde kullandığında değerli olur. belki o, o olmasa bütün bu saçmalık için ''kifayeti müzakere''  denir ama;
o, o işte.

yapacak bir şey yok..
bok yok, var..


eyvallah.

serhan