22 Şubat 2012 Çarşamba

uykuda ölüm/sevgi

hello,


sabah, daha doğrusu sabaha karşı uyandım. içeride, dedemin; -tosun, burada yatsın, evin en güzel odası bu!- dediği ama bana ait olmayan odada uyuya kalmışım. zaten dedemin ertesi gün, -lan tosun ne diye burada yattın?- diyebilitesi olduğundan orayı mesken edinmeye gerek yoktur. o odada, salonda -sofi- adını verdiğim, TR'ye geldiğimden beri üstünde uyuduğum divandan çok rahat bir yatakta uyumuştum. kendimi pek dinç hissetmekte, hani spor salonu açık olsa gidecek, iki body yapacak vaziyette idim. sonra içeri geldim, interneti kurcaladım, torrentcan'dan istediklerim de gelmişti. harikulade idi, hedefimde ''şeytan dövmeli kız'' adlı film var, bugünlük. yazıyı bitirince aynen o yöne doğru kayacağım. 


twitter'a göz attım, kimler nörüyormuş onlarla ilgilendim. nörüyon ne lan?! ne kadar da iğrenç di mi? yazlıktan bir arkadaşım derdi, nörüyon? cevap olarak ne denir ki amk? neyse ben genelde, iyi miyi bir şeyler derdim. sadede geliyorum, bu arada saat 6:00 oldu, çünkü kalorifer yandı. borular ses yapıyor, oradan şey ediyorum yoksa ısıya süper sonik duyarlı filan değilim. tam burada -yıl olmuş 2012- geyiğine acayip girilir aslında emma ben girmiyorum. kalorifer sesi bir derece, lakin gecenin bir yarısı plastiğin geri çekilmesi sebebi ile televizyondan çıkan 'çaaattt, çuttttt' seslerinin amacı nedir lan? bence bu sesin kesin 3-5 leşi vardır, düşünsenize herifin kalbi var; gece yarısı uykusundan çaat çuuttt paat.. sesleri ile fırlayan adamcağızın hııınk.. ilacımm vs. derken tahtalıköy biletini cebine koyar. 


arkasından, akraba-i umumiye;


-ayy ne güzel ölüm? uykusunda huzur içinde gitti rahmetli.. herkese nasip etsin bık bık bık.. 
diye yorum yapar. nereden biliyorsun huzur içinde gittiğini? hayır, söyledi mi giderken '' semiha, ben huşu içinde gidiyorum mu dedi?'' heç, atıyonuz amk bilip bilmeden.. neyse Allah rahmet eylesin.. bizim memur evinde daha LCD yok, sahi onlarda da aynı ses çıkıyor mu? çıkarıyorsa almayayım.


ben ne diyecektim lan? kaffam karıştı. hah sevgi. evet sevgi var ya, sabah kalkmış, rutin veya işte her gün ne halt yiyorsanız, yine aynısını yerken, bir boşluk olur ve düşünürsünüz; o anda aklınıza sevdiğiniz biri gelir ama aklınıza hep o geldiğinde, verilen tepkiyi vermez, beyniniz, kalbiniz. onun adını duyunca -hoooppp- olan içinize, bu sefer tık etmez. yanlışım mı var ki?! acaba diye düşünür, tekrar denersiniz. cık yine bir şey olmaz. bu sevgi bok yiyeni; birikir birikir birikir ve gerekli değeri görmediğini anlayınca bir anda yok olur. kısacası diyeceğim şudur ku; ''sevgi bitebilir..'' dikkat edin. belki seven, belki sevilensinizdir; gönül ikisi de olmanızdan yana elbette. ama sevgiyi, öyle pek başı boş bırakmaya gelmez. sonra dönüşü de olmaz, rolleri değişirsiniz. benden size naçizane bir ruh hastası tavsiyesi, sevildiğinizi bilin lan, bızıklamayın karşınızdakinin size olan sevgisini.. ben diyeceğimi dedim, gerisi size kalmış. unutmadan; öyle her uykusunda ölen de huzur içinde ölmez, unutmayın ki; aşağı yukarı her hanede çatlayan patlayan bir televizyon mevcuttur.. nihahaha..


haydin, eyvallah..


serhan.

8 Şubat 2012 Çarşamba

tedirgin

selam monçlar,


öncelikle paragrafımıza; -işteki ilk günüm- konulu yazımdaki ya da bir öncekinde -öğhk- kutucuğunu işaretleyen yavşaktan başlayalım di mi? yazı, süper olmayabilir ama -öğhk- derecesinde de değil. okumadan, senin gibi piçler o kutucukları işaretleyerek eğlensin hatta eylensin diye komadık lan onları oraya, hanzo. neyse konumuz, tedirginlik. ben Tr'ye geldiğimden beri zati, eski arkadaş ortamımdan pek kimseyle görüşmüyorum. twitter'dan felağn arkaaşlar buldum kendime, maçlara gidiyoruz, eğleniyoruz. onun dışında da kendimi meşgul edecek hobilerim mevcut, bir sıkıntı yok anlayacağınız. twitter demişken beyza var mesela harbiden on nümero hatun. onunla çok gülüyoruz. okan, bülent, tolga, onur, nurten, seda, selin, puzzy ve tuna onların da nereden baksanız kafadan bi' sekizleri var, ehi. 


tedirgin olayını irdelemek, bu paragrafa nasipmiş. geçenlerde; eski ama eskiden çok samimi olmadığım bir arkadaşım bana; ''olum seninle çıkınca ''tedirgin'' oluyorum ben..'' dedi. aynen böyle; ne eksik, ne fazla. ben de ''hı mıı, öyle mi?'' filan dedim. sonra düşündüm de hiç onu ziklememeye karar virdim. eheh konuya böyle bodoslama girince, üzüleceğim sandınız de mi? yoo harbiden zerre kadar etkilemedi beni. bu davranış; herkesin kafasının bir dünya olmuş yemeklerde, partilerde, ertesi gün ne olup, bittiğini birazcık! da kendinden katarak anlatan o gecenin ayık adamlarını aklıma getirdi. hiç de haz etmem, bu vatandaşlardan ben. 


serhannnn; var yaaaa sennn düüünnnn..
eee amk ne oldu dün?
olum sen var ya kıza neler dedin lan, bayağı bozuldu..
yapma yaa. ne dedim ki acaba?


aha böyle modelleri hatırlattın bana lan sen. ben zaten bunlardan uzaklaşıyordum. seninle bundan sonra da pek işim olmaz. bu arada yukarıdaki konuşmadan da bir bok çıkmaz. kıza en fazla, birazcık bel-altı iltifat etmişimdir. olay budur. tedirginmiş, lan sen de fazla rahatsın ona bakarsan. hani kolundan hatunu alsalar, gönlü vardı gitti abi.. diyeceksin zübük..


neyse havalar düzelse de deplasmanlara gitsek, cümbür cemaat. haa bir de ben iş bulayım la, düzgün bir şey. bir önceki aynen belirttiğim gibi hikaye çıktı. haydi yavrum kemik, bu hafta iki görüşmem var.


öperim sizleri.


serhan.


not: onurcuğum, öyle bir anda ortadan kaybolmak yok. annen senin telaşından, şöyle ağız tadıyla maç öncesi -sulu- nazlı biralarından içemiyor ;)