23 Ocak 2012 Pazartesi

ilk iş günü

selam,


çok garip şey lan. aradan piyuu beş sene geçtikten sonra türkiye'de çalışmaya başladım. ilk iş gününde, işe varmak için, ardı ardına tam üç farklı ve modelde toplu taşıma aracına bindim. garipsedim, dolmuşa binmek için evvelce selamiçeşme köprüsünü bi güzel aştım ve taksim dolmuşunu beklemeye koyuldum. derken ani bir kararla taksim dolmuşundan vazgeçip, kadıköy dolmuşuna bindim. sonraki adım olarak kendime, -kabataş- vapurunu belledim. saat 7:20 civarı idi, hava güzeldi. ben ise soru işaretleri ile doluydum. ne bok yiyordum lan burada? diye düşünürken, arkadan 2 kişinin parasını şoföre uzatıp, üstlerini alıp, kendilerine taktim ettim. ister misin bozuklukları düşüreyim..  diyerek de sitres yaptım. yalnız, bundan sonra direkt en arkaya otururum, toyluğuma geldi.


her ne haltsa işte beşiktaş iskelesi'ne geldik ve baktım ki, kabataş vapuru saat 8:00'de var. benim ise; işim gümüşsuyu'nda tam 8:30'da başlamakta. kimse kusura bakmasın; o kadar trafiği siksen çekemem, bu yüzden kabataş vapuru bana aitti, onu kimseye değişmemeye karar verdim. olayı tüm çıplaklığı ile işverene anlatmaya karar verdim. oraya bir yere oturdum bekledim. insanlar koşuşuyordu önce beşiktaş vapuru siktir olup gideceğinden dolayı bu vapurun yolcularını inceleme imkanı buldum. ama ben daha çok kabataş ahalisine yoğunlaşmıştım. böyle saçı-sakalı birbirine karışmış, feleğin çemberinden geçerken, bir şekilde feleğin çemberinde ikamet eden bir eleman, asics giyen asabi bir kız, kızıl-kıvırcık saçlı 1.83 boylarında, converse giyen, rahat tavırlar sergileyen diğer bir kız dikkatimi çekti. belli ki onlar bu hattın müdavimiydi. vapurda ne yaptığını biliyorlardı, benim gibi mal mal etrafa bakmıyorlardı. derken vapur kalktı, ben; önde dışarıda oturuyordum. benim gibi bir kaç tane 'açık hava olsun, varsın soğuk olsun'cu da vardı etrafta. yalnız vapur hiç gitmiyordu lan. her halde son seferi filandı zavallının. kaptan tornistan yapınca, vapur önce maksimum düzeyde esniyor, sonra titriyor, en son da; kerhen geri gidiyordu.


saate baktım. benim zamanım dolmuştu. ilk günden geç kalmıştım ama ya bu saatte gidecektim ya da 1 saat önce?! yapacağım bir şey yoktu. oradan çıkıp kartımı bipletip, taksim metrosuna bindim. başım dönüyordu, neyse bok yiyen kısa süre sonra daksim'e geliverdi. ben de merdivenleri aşıp, meydana çıktım. panik atak zaten gelmişti. neyse, tahminimce kireç rengini almış suratımla beraber gümüşsüyu'ndan aşağı indim. oralarda bir yerlerde iş yerim, yeri güzel allahı var. ivedilikle personelden sorumlu çocuğa durumu izah ettim. 8:38'de gelebiliyorum dedim. önemli değil.. dedi. çay-kahveci kadın cam kenarındaki, birinin koltuğuna oturmuş, etrafında dönüyordu. toplantı, natamam-hayali projeler hakkında konuşarak saati 18:30 ettim. belki çok erken olacak ama kanımca buradan pek bir şey olmaz gibi. ee tabi kısmet.


neyse olay budur, şimdilik..


çüs..


serhan.

2 Ocak 2012 Pazartesi

çarşı-pazar

merhaba;

bu çarşı-pazar taraftar gurubu bize zamanında; ''müşteri'' demişti, ''çekirdekçi'' de demişti di mi? bizler, seyircisiz maça bilet aldık, kaldırımları tribün yaptık, çekirdekleri de orada çitledik. hangi müşteri, böyle yaparmış? bir örnek verin de görelim. ee tabi sizin tribün liderleri, bedava biletler -sana geldi, bana gelmedi- diyerek birbirlerini vurdular, lakin sonrasında başkanınız; muhtemelen size de bedava bilet dağıtacağız diyerek, olaya el koyup, safları barıştırdı. olay ört-pas edildi.. hangimiz müşteriymişiz!? gerçi sizler müşteri bile olamazsınız ya; olsanız olsanız ''bedavacı'' olursunuz. 

bizler, kulübümüze maddi-manevi belki de dünyada eşi görülmemiş şekilde destek vererek, yöneticilerimizi, başkanımızı satmayarak ''en kötü gün buysa; bugün de Fenerbahçe!'' diyerek bu ezikçe koyduğunuz sıfatlara karşılık vermişizdir herhalde. Fenerbahçe, bu ülkenin en büyük sivil toplum örgütüdür. Fenerbahçe aşkı; bir çoğumuz için, pek çok ideolojinin üstündedir, belki de hepsinin. bu yüzden de sandıkta görüşürüz.. diyebiliyoruz. bu arada malum toplulukta, az sayıda da olsa, aklı selim olan kişiler, Fenerbahçe taraftarının hakkını teslim ettiler. bu güruha, içlerinden; ''bu durum Allah'tan bizim kulübün başına gelmemiş, gelseydi; kesin kapıya kilidi vurmuştuk!'' dedirttik mi? evet dedirttik.

bizler bunlarla uğraşırken, çarşı-pazar, başkanlarının, başbakanının annesinin rahmetli olduğu esnada yayınladığı -yalakavari- muasır medeniyetler temalı başsağlığı mesajı ile futbol takımının ''geçmiş olsun'' pankartını desteklemekle/alkışlamakla meşguldüler. unutmadan; -aklanın da gelin- söylemlerinden sonra, medyada ''Aziz Yıldırım'' yasası olarak lanse edilen ama bir tane Fenerbahçeli'nin bile tahliye olamadığı yasa sayesinde, henüz aklanmamış, mahkemeye dahi çıkmadan -tahliye olmuşları- bağırlarına bastılar, ki sonradan o malum duruşa layık olduğunu gösteren tayfur'u ve serdal adalı'yı metriste karşılamakla gündemde kaldılar. bizler onların tahliye olduğuna da sevindik. aslında biz olmasak nah! tahliye olurlardı ya, neyse! bütün bunları göz önünde bulundurarak;  biz de size ''esnaf'' diyoruz, elbetteki amiyane anlamıyla esnaf. 3 liralık malı, 5 liraya satan, zam olacağı duyumunu alıp, bütün malları depolara kaldıran, ihtiyacı olana ''yok'' diyen esnaf cinsinden.

Fenerbahçe'nin yenildiği hiçbir gün benim için hayatımın en mutlu günü olamaz. ileride çocuğum olursa veya evlenirsem, bu atraksiyon mümkünse Fenerbahçe galibiyeti öncesi veya sonrasında olsun. çocuğa bakıp, lan bu oğlan/kız doğduğunda da Fenerbahçe yenilmişti filan demeyeyim :)) Fenerbahçe yenilmiş/elenmiş diyelim ve ben de o gün evleneceğim. o düğün iptal olsun, gerçekten daha iyi. düşünsenize hasta galatasaraylı bir adamın 6-0 yenildikleri gün, bir oğlu/kızı olmuş. adam, çocuğa baktıkça o günü hatırlar be!? bizimki, böyle manyakça bir sevgi, tutku ve aşk. ne demiştiniz, bizim için ''müşteri'' mi? 

hee müşteri..

sevgiler.

serhan.