22 Mart 2010 Pazartesi

hayvanlar alemi


merhaba,

su ana kadar iki tane atimiz, bir cok kedimiz, bir cok civcivimiz, bir tane tavsanimiz, bir tane kopegimiz, muhabbet kuslarimiz, kocaman bir akvaryumumuz oldu, unutmadan bir tane de papaganimiz, tabi ona papagan denirse. kirmizi gagali, psikopat olanlardan. pamuk adli ilk kedimiz, bir van kedisi idi. ben ufak oldugumdan onunla oynamayi kuyrugunu cekmek, ustune kosup, kapaklanmaktan ibaret sanardim. hayvancagiz da her seferinde beni gordugunde bufenin ustune cikar, saatlerce orda kalir, ben yatinca da asagi inerdi. zaten fazla dayanamayip, ziplayip kapi kolunu asagi cekti ve ozgurlugune kavustu. evdekiler beni sucladilar.

agabeyime olan duskunlugun had safhadi idi fakat 9.kattaki evimizin balkonunda bir suru civcivleri vardi onun. ilk zamanlar ben de seviyordum onlari fakat gun gectikce cogaldilar. onlar cogaldikca bana olan ilgi azaldi, civcivler daha cok sevilmeye baslandi. ben de 'stempo' marka saatimin alarmini kurup gece uc, dort gibi uyanmaya baslayip, civcivleri ozgur birakmaya karar verdim. fakat, kapiyi acip asagi inmek riskli idi, bir yolunu bulmaliydim. ben inemiyorsam civcivler inmeli idi. dusundum, tasindim aklima onlari, ip baglayarak asagi sarkitmak geldi ama cok yuksekteydik, ayrica o kadar da vakit yoktu. bakkaldan kutular alip, onlari asansor kabini yerine kullanmaya karar verdim. bu sayede hesapta civcivler bu kabinle dokuzuncu kattan asagi inecekler ve ozgur olacaklardi. her gun bir tanesini kutuya koyup, balkondan attim tabi o durumda bilemedim onlari, asansor yerine tabuta koydugumu. sayim yapiliyor ve civcivler eksik cikiyordu, bir gun halam bizde kalirken gece operasyonunda suc ustu yakalandim. agabeyime bir sey soylemedik, zaten belli zaman sonra onun da civciv meraki son buldu.

diger kedimiz muzo, bayraoglu'ndan bizim eve gelmisti. ilk gun icki arabasinin altinda konaklamisti. ben cok seviyordum o kediyi fakat devamli camlarda geziniyordu, bir gun muzo, yine camdayken babam da camin onunde gazate okuyordu. ben, muzo'nun camda oldugunu soyledim, dusecek dedim. babam da birseeyy olmazzz, senden benden akilli, dusmez o dedi ve cumle bitiminde kedi dustu. annem asagi indi, bana yalan soyledi; uzerimi tirmaladi kacti dedi, sonra ogrendim ki olmustu. cok uzulmustum.

atimiz charlie, beni agabeyimden kiskandi ve ani bir hamle ile ayaklarinin altina aldi. sans eseri olmemisim. tam hatirlamiyorum ama oyle dediler. dedem, hemen ertesi gun ati satti, simsiyah zipkin gibi bir hayvandi. sonra, diger atimiz olan bora'yi aldik. ayaklari sekili idi, guzel hayvandi kahverengi idi. burun kismi ve sekileri beyazdi. o hayvana ne oldugunu hatirlamiyorum ama sakin, iyi huylu bir atti.

kopegimizin adi bimbom'du. coban kirmasi idi, annemle istasyona gider, her gun ayni saatte onu oradan karsilardi. bizimle futbol oynar ve gulerdi. evet, resmen gulumserdi. muthis bir dosttu, onunla camlica'da saatlerce oyun oynardik. evin etrafina kimseleri yaklastirmaz, tehlike aninda o iyi huylu hayvan gider yerine saldirgan bir bekci kopegi gelirdi. dedemler ciftligi satinca, ondan ayrilmak zorunda kaldiydim. belediye yanlislikla zehirlemisti, gerzek belediye.

mirnavoski bir sokak kedisi idi. ismi, sarisin oldugundan, bendeniz tarafindan konulmustu. hatta oyle ki mirnavoski'yi mahalledeki cocuklara bildiginiz 'rus' kedisi diye tanitmistim. cok oyuncu bir hayvandi, daha sonra oraya buraya isemeye basladi yazik olur dedik, milli olmadan ameliyat ettirmedik. sokaga biraktik, arka bahcede denizler bakmaya basladi, cok istesem de eve gelmek istemedi. ben, yazin bayramoglu'ndayken hastalandi ve oldu. bir kediye bakamadilar diye cok kizmistim.

gelelim tavsana. evet, evimizde bir de tavsan vardi, mavi bir legenin icinde konaklardi adi da 'davsan' idi. pek yaratici bir isim degildi ama avci babam bu ismi uygun gormustu hayvancagiza. hayvancagiz, sebze ile beslenmesine ragmen masalah gun gectikce buyudu, irilesti, fil gibi oldu. her boku kemirmeye basladi ayrica ziplayarak kacmasi ve de sakar olmasi basimiza is acti. annemin antika garip bir samdanini kirinca ona da yol gorundu. zaten babam, iki dubleden sonra tavsan yahnisinin tarifini siklikla verir olmustu, belki de ayrilik davsan'in omrune omur katti, kim bilir?

babama papagan diye tutturmustum. onlar da muhabbet kuslarinin pisliginden illallah dedikleri icin bu istegime onceleri karsi cikmislardi. lakin, babam dayanamayip bana bir papagan almisti. cok mutluydum, ne kelimeler ogretecektim ona, omuzuma konacak, oyle dolasacaktik evin icinde 'feeener feeener' diyerek hemen adini koydum, ali. sans bu ya ali, ortadogu ve balkanlarin en ruh hastasi papagani cikti. degil konusmak, igrenc bir gaklama sesi vardi, belli bir zaman sonra bu gaklama sesine ailecek tahammulumuz kalmadi. omuzunda gezdirmeyi gectim, elini kafese soktugun an, elini paramparca ediyor ancak babamin atolyeden getirdigi demir eldivenle bu yesil papagan gorunumlu ruh hastasi hayvani tutabiliyorduk. daha sonra ogrendik ki bu hayvanlar vahsi imis, evcillestirmek cok zor imis. verecek birilerini aradik, sonra baktik olmuyor pisirdik, kedilere verdik. saka len saka, verdik birine gitti.

rahmetli babadedem bana iki tane sey almisti hayati boyunca, cok bonkordu. birincisi hesap makineli cetvel oburu de essek kadar bir akvaryum. hesap makineli cetveli, allahin psikopati bir kadin vardi, adini unuttum diyecegim de unutulur mu? nurten alparslan, kendisi matematige gelirdi, o haciladi. resmen aldi, bir daha da geri vermedi, pis. neyse akvuryum geldi icinde bir suru balikla, superdi ilk basta, daha sonra her gun uc bes zavalli balik oluyordu, en son iki tane kopek baligi kalmisti. onlar da hakkin rahmetine kavussun diye bekledim, sonra bir daha akvaryum filan almadim. babam aldi, ofise goturdu, isabet de oldu.

d, elinde sican gibi bir kediyle geldi. sinir bir kedi idi, her seye tirmik attigindan adini pati koyduk. bir iki uc, pati'yi sevmek guctu. bir gun aybars bize geldiginde, burasi soguk dedi ve cami kapatti, pati de camin kenarinda idi, bu hamle ile onu da bosluga dogru yollamis oldu. tabi, bu benim tezimdi, olayin baska aciklamasi yoktu. pati bir anda yok olmustu cunku. o gece her yerde pati'yi aradik sonra mahalle'den recep abi kapanan camin izdusumunde bulmus pati'yi, ben once d'ye soylemediydim daha sonra elinde kedimiz kaybolmustur ilanli ile gelince, gercegi soylemek durumunda kalmistim.

vee BAL. benim canim kedimdi o. gercekten farkli bir hayvandi, 4-5 kelime biliyor, fakat kendinin kedi oldugunu bilmiyordu. erkekdi, onu da d getirmisti ama ne hikmetse d'ye dusmandi. gerci eve kim gelirse gelsin misafir olarak, pek hoslanmizdi. rahati bozuldugu icin gelen misafirin ya ayagini isirir ya da misafir elleri ile hararetli hararetli bir sey anlatirken eline atlardi. hic olmadi, misafiri wc guzergahinda sikistirip bacaklarini tirmalardi. sinirlenince gozleri kizarirdi, babami, beni ve annemi sever, dedemi de ev sahibi oldugu icin sayardi. genelde benim yanimda yatar, yanimda da kim yatarsa ayagi ile iteklerdi. ne zman pa tutsa yanima gelir, kucagima cikardi. benim icin bir dost, digerleri icin bir dusmandi. bayramoglu'nda sahilde babamla yuruyus yapar, sokakta dolasir ama aksama eve gelir, yemek saatini atlamazdi. ben lv'ye gittikten sonra peder sanssiz bir sekilde yetmisinden sonra astim oldu. tum arkadaslarimi aradim, baksinlar ben gelene kadar bal'a diye lakin kimse yanasmadi. facebook'ta yazdim yine talip cikmadi. babam'in albay arkadasi ben bakarim dedi. sonra bu albay arkadasi'nin oglu ortadan yok oldu, ogul ortadan yok olunca adamcagiz tozuttu, diger kedilerle birlikte ayvalik'a gitti, sonra adam geri dondu. sonradan ogrendim ki bal, zehirlenmis ve olmustu.

budur.

iyi aksamlar.

30.03.10

serhan.

Hiç yorum yok: