8 Şubat 2016 Pazartesi

gecenin dordu

en nefret ettigim besyuz seyden biri, ingilizce klavye ile yazilmis bir yazidir. hah elbette duzeltmeyecegim. size bir sey soyleyecegim, benim dnalarimda kesin problem var. bu durum sirf beni etkilese eyvallah. ama oyle degil. benden hala birseyler bekleyen insanlari d etkiliyor. hayatimda kimse olmasa, yok olurdum. 

dayilarimin, halamin, ve tanidigim (%80) kisilerin bana karsi hisslerinin bana etkisinin yazilisi soyle, se-vil-mi-yo-rum. yazmasi kolay ama sevilmemek bazen sorun olabiliyor. beni seven de belli sure sonra sevmeyi birakmali. kati dusuncem. bir kere; koseleri tutmakta gec kalmisim. koseler turulmus, ortada kalmisim. ortada kalmislarin sempatiye ihtiyaclari vardir. ben sempati gormem. tam tersi tehlike gibi gorunurum. aslinda alakasi yok. her seyin daha kotuye gitmesinden sikildim ki bu kacinilmaz, ta ki sona kadar. son ne zaman? benden, eger bir mucize olmazsa gercekten bir bok olmaz. bunu 20 senedir soyluyorum, ilk baslarda abartma olum falan diyorlardi. o abartma diyenleri 5 senedir falan azalarak goruyorum. teorimde hakliyim.

cok uzuluyorum. uzulmuyor degilim. elimden geleni yapmaya calisiyorum ama olmuyor. ben, dogmusum iste, salak-sacma dikkat cekme huylarim ile kardesimin onune gecmisim. ister istemez benim ustume daha cok dusmusler. o yalniz kalmis bence. dogmasam da cok sorun olmazmis. hatta daha iyi olurmus. gercekten. size bir sey diyeyim mi? insanlar cok acayip bir sey yapiyorlar. buyu gibi. ihtiyacin oldugunda, olmadiginda, en mutlu aninda, mutsuz aninda onlarla iletisime gecemiyorsun. gecen kuzen vefat etti; ikinci kusak, ben de en son iki sene once gormustum ama kimseye soylemedim. cok canim acidi, genc olum en nihayetinde.

kimseye soylemedim mi? kimse ile bu konuyu paylasacak kadar bile yakin degil miyim? ne isterdim? maddi-manevi kime ne borcum varsa, hepsini kapatip, yuzlerini bir kutuya koyup, aklimdan atmak. bunu isterdim.

eyvallah.
ser.

14 Ekim 2015 Çarşamba

ben salağı

hey, iki gün geçmedi ben yine yazıyorum. bu ne demek? fena sıkıldım demek. kendimden, etraftan, senden, ondan. hava almam lazım. beynimde saniye başına düşünce sayısı minimum üç, uyku dahil. uykudan kalkıyorum sanki gram uyumamışım. hayatta ''undo'' yok. ben bi' ölüp geleyim de diyemiyorsun. iki dinlensem? şu aralar olmaz. hangi ara olur? şu an değil. Beckett'ın dediği gibi; ''dünyadasın. bunun tedavisi yok.''

neyse sittir edin şimdi, bakın ne anlatacağım. ben, bazı konularda çok salak olurum. eskiden bu yaptıklarım belki salaklık olarak sayılmasa da, bu yaşlarda durumun adı, salaklık. temiz. küçükken, abim çok sinirli idi, beni kırdığı zaman çok olmuştu. gerçi en son bir kırdı, daha da yapışmadım ayrı. velhasıl noyan yapar yapar, sonra gönlümü almaya çalışırdı. ahah ben küs tabi. kararımı kesin. bu sefer artık tamam. hiç konuşmayacağım. cırt cırtlı cüzdanımda duran vesikalığını bile çekmeceye kaldırmıştım. sonra yanıma gelir, seriş bak gel. geel hadi. biliyorsun. gıdıklarım? (uzaktan bile gıdıklanabilirdim). bak üçe kadar sayıyoruum. eğer gelmezsen, bir daha beni göremezsin, giderim. ben salağı, hiç mi? hiç. bana ne. iyi peki sayıyorum baak. biirrrr, ikiiii, ikiiii buçuuukkkk, iki yetmiiiişşş beşşşş, üüüü... hahah yine ben salağı koşar boynuna atlardım. bizim küslüğümüz bu kadardı. bana miras bıraka bıraka bunları bırakmış işte. ailede, tek gidiş bileti o kullandığı için ben buralarda kalmak durumundayım. gider miydim? belli olmazdı.

yukarıda anlattığım gibiyim hala. herkesin karakteri farklı. çocukken karakterlerimizin temelleri atılıyor, bazen bu salaklıklar öyle baki kalıyor ki bir ömür boyu devam ediyor. bu sebepten benim küsmemden bi' sik olmaz. üçe kadar sayın, ben oralarda olurum. çünkü salağım ben. insanlar belki de ondan rahat. nasılsa bu daltarak kimseye küsemez deyip, her olayda (başkası yapsa sorun yoktur hee) bana resti çekerler. dünyanın en kolay rest çekilen adamıyım ben. memnun oldum. 

hee siz merak ettiniz tabi. ben mi neler yapardım? civicivlerine benden daha fazla ilgi gösterdi diye gece saat kurup, kalkar civcivleri dışarı bırakırdım. kedi çok severdi. benden fazla mı seviyor acaba deyip, kediyi kutuya koyup üstüne ansiklopedi koyardım. parkede ilerleyen tepesinde kitap olan bir kutu? hahah çok kızmıştı. neyse bunun gibi masum şeyler yapardım. 

hadi eyvallah.
Serhan. 

12 Ekim 2015 Pazartesi

sen, o, öbürü, öteki ve ben

selam, 

terör saldırısı ile ilgili yazı yazmayacağım. hatta uzaklaşmak için buralardayım. son yazdığımı tekrar okudum. evet, köpeğim olsa seni gerçekten ısırmaz. ama yok. gerçi sen de yoksun. köpeğim olsa, senden bahseder miydim? evet.  iki kadehten sonra, çenem düşerse seni balıklara anlatırım belki, o da belki. anlattığım balıkları da yerim. orada burada konuşmasınlar. garanti olsun.

eleştirilerinizle beni var... pardon yok! ettiniz.  tekerlekli sandalyedeki adam, benim diyelim ama geçici. hayatıma herkes gibi devam edebilmem için uzun vadede bu sandalyeden kurtulmam lazım, ama kısa vadede bu sandalyeye ihtiyacım var. bilirsin ki malum sandalye ödünç. ödüncün ödüncü olur mu be birader? peki ödüncün ödüncünü sana veremedim diye, bana küsülür mü be arkadaş? ayıp. küsülmeye alışığımdır da, ben kaale almayı bırakalı çok oldu.

canım, canımdan öte vesaire vesaire. hala olmak değil ki olay. olay; halan gibi hala olabilmekte. ben, pek ihtimal vermiyorum açıkçası. annem, pazar parası gelecek diye ağaç olurdu. ulan sktiğimin semt pazarı, pazartesi günleriydi işte. sabahtan bıraksan olmaz mıydı? hayır. illa bekleteceksiniz, neden. cep sıcak, el içerideyken dışarı çıkmıyor. ne günlerdi? kötü. duyuyorum ki, aynı bekletme/sallama huyu sende de var. genler. bu genlerle senin; halan gibi hala olma işin yaş. bize en yakında güle güle tabi, sizler huşu içinde kalın. 

sen neden oradaydın biliyor musun? bence de biliyorsun. yine de; ben daha önce orada oldum diye. ya ben niye oradaydım? gerçekten hak ettim diye. aramızda -orada olma- farkı bu. arayı kapatma çabalarımdan da baydım. olsan da olur, olmasan da. iki kadeh rakı içsek de olur, iki kadeh rakıyı ayrı arı içsek de olur. bu raddenin bir üstü olmaz tabi. aslında sen ve üst paragraf, tencere-kapak olurmuşsunuz. şaka bir yana, aslında aynısınız. 

ve bu paragraf da bana ait. kendimin. ''I used to bring you sunshine...'' zamanım ne kadar kısaysa, ''now all I ever do is bring you down'' zamanım da o denli uzunmuş. size tavsiyem benimle pek şey olmamanız. ortamın enerjisinin damına koyarım ben. çok kuvvetli negatif gücüm vardır. ciddiyim. 

eyvallah,
Serhan.    

21 Eylül 2015 Pazartesi

hrrr

şirketin yarısı izinde. işle ilgili ulaşmaya çalıştığım kişiler de izinde. çalışanlar da köylerine falan gideceği için izinde. öyle ki; bazı makineleri kapatmak durumunda bile kaldık. neden böyle bir giriş yaptım bilemiyorum. sanırım ben de tatile gitmek istiyorum. ece'nin köpeğini kıskandım sabah sabah. şıkır şıkır suda yüzüyordu. zaten köpek olsan, ece gibilerin köpeği olacaksın abi. benim köpeğim olsan, bir sürü sıkıntı. 

''ısırır mı? huuuuuravgdyugbadsu... eheh. aslındaa çok sakiindir, şey sizinkinin ismii nee? olum niye havlıyorsun ya? korkutuyorsun kızcağızı? ayıp şey. hrrrrr... iyi be iyi. (o sırada) köpeğinize ağızlık takın kardeşim. ne diyorsun lan sen? ananı avradı (yakadan tuttuuumm, kafayıı gömçürdümm) çaatt. ah burnum (onun burnu). gel gidelim olum bu park bize göre değil. hırr... gibi.''

dövmeliyi, bereliyi falan yazacaktım. vazgectim.

oğlum haklı, bu park bize göre değil.

eyvallah.
Serhan.


16 Eylül 2015 Çarşamba

siz, siz olun...

kimse beni sevmiyor. ulan yandaki ankette oy kullanan kişi sayısına bak ya; sıfır aha 0. sonra; kendime notum, sıfır... deyince kızıyorsunuz. neyse ne. 

evlenme konusu gündeme gelince hep gördüğüm bir rüya aklıma gelir. defalarca gördüm bu rüyayı ben, kan ter içinde uyandım. gördüğüm; ağlayan, siyah giymiş 4-5 yaşlarında bir kız çocuğu. başka kare; çimlerde durmuş, oyuncaklarıyla oynamak yerine devamlı ağlayan bir kız çocuğu. her halde, komşunun çocuğu olmayacağına göre benim kızım olsa gerek. ben ise; beni artık kimler nereye götürmeye çalışıyorsa onlarla boğuşuyorum o sıra. birine vuruyorum, öbürü geliyor, ondan kurtuluyorum diğeri bacağıma sarılıyor. sonunda tükeniyorum ve kendimi bırakıyorum. kız yavaş yavaş uzaklaşıyor. sarışın, lüle lüle saçları olan bir kız. flu oluyor gözümde. rüyaların tersi çıkar deseler şimdi bunun tersi ne? tersi daha bok. 

nasıl bir haleti ruhiye, nasıl bir hüzün ile sarmalanmışım? siz, siz olun asla ölenle ölmeyin... diyeceğim ama o öyle olmuyor işte. neden? çünkü ölenle ölünmek adlı bir gen var ve bir dna yapısı. biyolojik. ben, ölenle ölebilen geni taşıyan bir dna yapısına sahipmişim. o yıllarda kontak kapatmışım, 90'larda kalmış bir kısmım. böyle bir adam da rüyasında lunaparkta eğlenen ahaliyi görmez lakin. ne bok yiyelim? allah da bizi böyle yaratmış. bunları sunmuş. buyur demiş. al, ilaç iç demiş. ilacı orada burada unutursan da; acile git sana iğne yapsınlar... demiş. 

kısa oldu. anketi yanıtlayın bak.
serhan.

26 Ağustos 2015 Çarşamba

sigara

heyo,

üç günde iki yazı means need to talk someone! 

ilk sigarayı içtiğimde çocuktum. best marka, pederin. sonra 16 yaşlarında uzun marlboro light içmiştim. bayramoğlu'nda palmiye diye bir disko vardı, orada. iki-üç hafta sonu kadar. sonra o kış aklıma gelmedi sigara. sonraki yaz, tatile gittik; adam başı bir karton camel ile. camel da bulgar camel'ı. leş. camel içmek farklılıktı o vakit. kadıköy mc'de camel içiyorduk mesela. üniversite hazırlık zamanı baya baya sigara içiyorduk. kısa marlboro. ama benim gönlüm kısa marlboro light'daydı. o zaman çok yoktu. cadde'de tezgahlarda vardı. bizim takıldığımız kafenin ismi rock kafe'ydi. rockçıyım ben! o zaman da, bu zaman da. neyse, arkadaşlarımın arasında en az sigara içen bendim diyebilirim. sonra üniversite, o zaman ilk iki yıl kısa marlboro içtim sonra light. günde yarım paket falan. farkında değiliz tabi deli gibi spor yapıyoruz. 21 yaşında sigaradan sıkılma olayım başladı. ilk pa krizi. QMC/Nottingham. hayatıma tecavüz sahnesi.

sonra futbolu bıraktık her potansiyel büyük! topçu gibi benim kariyerim bir sakatlıkla son bulmadı. hala oynuyorum arada. zaten pek de sakatlanmazdım ben. haha hatta herkes sakatlanır, millet tedirgin olurdu vs. bir keresinde bayramoğlu'nda hayati bir maça çıkacağız, ben de dizimi -bilerek- duşta mermere vurdum. ilgi nasıl bir şeydi acaba diyerek bandaj falan sardım. eyvah kastel maçina, serhan sakatlandı yandık... nidaları yükselir diye beklerken (cidden takımın en iyi hadi serkan'dan sonra ikinci en iyisiyim); meğer yerime ne çok aday varmış arkadaş? domuz gibiyim lan ben oynarım, çekil. ama dizin? sittirme dizini. emre nasıl psikopat oynuyorsa ben de öyle oynuyordum. maç gidiyor diye çıldırırdım, maçı alınca süperdim ama arkamdan; adam iyi abi de çok sinirli. keyif almıyoruz... cümleleri. sonra o takımı bıraktım benden yaşça büyüklerle oynadım. keyifle bol bol yenildiler. neyse konu sigara; sonraları marlboro light ve winston süper light içtim. ama artık içtikten sonra (yaş 24-25) alınan keyif falan pek kalmadı. zaten hayat bktan gidiyordu, stres seviyesi de tavandı. 

içiyorum, kalbim bir garip atıyor. nikotine karşı dayanıksızım tribine girdim. tansiyon zaten aileden yadigar. eskisi gibi kahve sigara keyfi yapacağız, bana zulüm resmen. içiyorum ama sıkıntı. içki masasında millet 2şer paket sigara içiyor belli dubleden sonra ben de eşlik ediyorum, sabah bir kalkıyorum nabız 140+. yavaş yavaş sporla ancak atıyorum. sonra yine aynı sahne, sonunu bilerek ben yine millet uyuyorum bu sefer 145 nabız. arkadaşlara soruyorum, böyle bir durum var mı? yook. sonraları günlük yaşamımdan yavaşça sigarayı çıkardım. bir-iki sene falan. tekrar arada bir. bir ara günde beş. baktım sıkıntı, hemen ara veriyorum ama. herkes sigaraya gönülden bağlanmış halde bende öyle bir şey yok. bu aralar yine alkolle içiyorum ertesi gün bi 140 nabzımız olmasa da 100+'yı görüyorum. 

bitiş paragrafı; işte benim hayattaki olayım bu. ben ne top oynarken ağız tadıyla sakatlanabildim, ne de boktan iki dal sigaranın bile beni herkesten fazla etkilediğini kabullenebildim. bu cümleyi şu an tüm hayatıma paste yaparım. yokluğumda, çok fazla özlenirim diye düşündüm ama anne-baba ve birkaç kişi dışında öyle olmadığını gördüm. sigarayı sorun sayarsak, ben mevcut sorunlardan çabuk etkilenirim ama onlarla yaşamam, bir şekilde sıyrılırım. ama baktım duruma yine karışmam gerekecek, sonunu bile bile karışırım. çünkü ben böyle biriyim. 

e yani durum böyleyken de böyle. 

eyvallah,

serhan.

24 Ağustos 2015 Pazartesi

yarım demedim ben

hello,

krediyi öteleyeyim diye sabah sabah bankaya gittim. 910 numarayım ben. sıra 903'te, eyvallah dedim zaten alerjim tutmuş, gözlerim, burnum akıyor. sıcak bir taraftan, en mühimi de açım. eczaneyi sordum. tam karşıda imiş.

gittim, göz damlası, göz teramisini üstüne de c vitaminli efervesan aldım. bunlar bende fikis menü. sonra yandaki büfede sosisli yiyeyim dedim lakin sosisliler maalesef daha pişmemiş. canım acayip sosisli çekiyor. ben de istemeye istemeye tost söyledim, bayat yarım ekmeğin arasında tost üstü ful margarinli bir şekilde geldi. dedim ben bunu (parmaka gösteriyorum; sandviç ekmek) istedim, yarım ekmek istemedim. adam ise, yarım istedin diyor. tee allaım yarrım istemedim ben, su tostlardan dedim hatta sandviç ekmeğini gösterdim, sen de tamam abi bunlardan sonra seninkini atıyorum dedin... dedim. olay tostun yarım, çeyrek olması değil salak yerine konmak. dedim ki; abi, böyle yaptım, unuttum de kusura bakma de... zaten ben, tamam derim. ama ben yarım marım demedim. hala dedin diyor. neyse sonra, kabul etti. ''hee sen oni haa temam temam...'' hee oni ya. iyi daha uzatmadık. bu yüzden bile dövüşürüm ben. yarısına kadar yedim tostu. ilaçları da çaktım zaten sıram da gelmiştir... dedim, çıktım büfeden.

evet bir girdim bankadan içeri. numara 904'te. 903'ten, 904 olmuş. haha şaka gibi amk zaman mı durdu olum acaba diyerekten iki salaklaştım. söyle sıradakilere baktım, çoğu kredi başvurunda bulunacak asgari ücretin artmasını istemeyen AKP seçmeni. dedim ki sıraya; sizin hepinizin işi belli ki uzun! ben, krediye bir imza atıp, çıkacağım. 2 dk. izin varsa tabi? hemen en önden takkeli dalyarrak amca, hee biz sabahtan beri bekliyoz da bilmemle lan sus sakalını yolduğumun herifi sus. amca motor gibi susmuyor. tamam beyamca, tamam amk sen sus beklerim ben. bireyselden kadın baktı tüh boşuna beklemişsiniz dedi. hah dedim, az önce şu arkadaşa (parmakla onu da gösteriyorum) aynısını söyledim tınmadı, sonra içeride bilgisayar oynayan adama da söyledim, o ise hiç tınmadı... dedim. Kaldı ki portföy müşterisiyim ben, bir isim söyledi. evet iste o dediğiniz isim de yerinde yok dedim. gerçi telefonu meşgul. lütfen dedim, işimi halledin ben elimi kana bulamadan bu diyardan gideyim. Geç de kaldım işe, arasalar yokum. zira aramazlar ama yoksan ararlar. ben de böyledir. Gerçi önden işe gidip kartımı bastım, sonra çıktım emma olsun.

aha unutmadan yarım marım demedim ben.

eyvallah.

serhan.