23 Eylül 2011 Cuma

ruhu hasta Fenerli

selam,

daha önce kaldığım evden bahsetmiştim size. bir önceki yazı işte. okursanız ne ala, okumazsanız da canınız sağ olsun. komşulardan biri -bilmeden- kesintisiz wi-fi hizmeti sağlıyor. heh, bu sayede güç-bela, cam kenarından da olsa internete bağlanıyorum. yalnız hava soğuk ve yatağa ki aslında o bir koltuk, geçtiğimde mealesef wi-fi kesiliyor. özetle; buraya geldiğimden beri planladığım hiçbir haltı yapamadım. ilgili orospu çocuklarından gelen mailler de sağolsun, eser miktarda kalan motivasyonumun içine ettiler.

ben ruh hastasıyım, saklamaya gerek yok. potansiyelli doğmuşum, önüme çıkan! fırsatları çok iyi değerlendirerek iyi bir ruh hastasına dönüşmüşüm. takıntılarım, yaptıklarım, aykırılığım, sevgim, nefretim hepsi bi' garip. belirsizlikler, benim hasta ruhuma pek iyi gelmiyor. işin olur veya olmaz; kesin sonuca eyvallah ama ha oldu, ha olacak o sırada başka sorun çıkacak, bunu gören diğer sorun, e ben de çıkayım ortaya diyecek! yok birader, ben 34 yıllık hayatımda '-ecek -acak'lı gelecek zamanlı fiilleri çok duydum, kaldı ki onlardan bi' sik olmaz. kaldığım evde; arkadaşım, arkadaşımın kız arkadaşı, onun kız kardeşi, erkek kardeşi ve obez kedisi de kalıyor. ev resmen over-capacity. haa bir de ben varım, çok gerekliymişim gibi salonu işgal ediyorum.

ruhsal bozukluk tanımımın tükçe meali; -travma sonrası bozukluklar ve dostları- şeklinde. inanır mısınız? geçen gün bu tanıların hepsi ziyaretime geldi. çok nadir hepsi birden gelir, senede bir, bilemedin iki. bu esnada; göremezsin, odaklanamazsın, başın döner, konuşamazsın, yürüyemezsin hatta ölemezsin bile. çaresizsindir.o sırada evdeki insanlar (kardeşler) benim bu halime maalesef ki şahit oldular, artık daha da mesafeliler benimle. alıştık oğlum biz mesafelere. insan üzülse de her boka alışır zaten. bu arada; gözden ırak olunca, gönülden de ırak olduğunu bilirsin ki ben çok gözden ırak pozisyonda bulunduğum için iyi bilirim. giriş, gelişme ve sonuç; her vakada aşağı yukarı aynıdır.

bu arada yukarıda anlattığım anksiyite durumunun içinden çıkabilmem, yaklaşık bir saat sürdü. sonrasında hediyesi olan, enseden şakaklara doğru ilerleyen baş ağrıları geldi, harbi lan bi' aspirin içeyim suda eriyen. ne o hesapta yaşıyoruz? ne o,  hayatta bir yerlere gelmek için savaşıyoruz!? olmuyor be böyle. benim ya kaybetmeyi öğrenmem lazım ya da bu oyunu hiç oynamamam lazım. beceremiyorum galiba.

bir de, hayatımın sarı-lacivert penceresinden bakalım, takribi 14 saat sonra #fenerinmacivar. Fenerbahçelilik; çocukluktan, gençliğe geçerken kimine göre ruh hastalığımın müsebbibi olan -ağabeyimin ölmesi- vukuatından sonra daha da sarıldığım, bağlandığım bir tutkudur. bundan dolayı çok eleştirildim, umurumda da değil. Fenerbahçe bana; o vakitlerde burada olamayan dayı oldu, ilgilenmeyen hala oldu, senede bir gördüğüm amca oldu, dede oldu, kardeş oldu. Fenerbahçe ile sevindim, Fenerbahçe ile güldüm ben. 90'larda 1500 kişiye oynayan, schumacher zamanında 48 gol yiyen, caddede BJK şampiyonluğunu kutlarken seyreden, GS avrupa kulüpleri ile oynarken bakan, köhne stattan sonra inönü'deki gece maçını seyrederken -vaay bee- diyen taraftarlardı bizim nesil. Aziz başkan olmasaydı, şu anki imkanların belki onda birine sahip olamayacaktık. elbette ki Aziz Yıldırım'ı savunacağız! size ne? siz gidin,  kendi takımınıza bakın. gerçi siz bizi asla anlayamazsınız, çünkü yakın geçmişte camialarınızda (Seba vardı ama onu da nasıl yolladığınızı biliyoruz.) Aziz Yıldırım gibi bir başkanınız olmadı. ve o, tam 83 gündür -savunması bile alınmadan- hapiste. unutmadan adaletinize sıçayım! diyorum.

len nasıl başladım, nasıl bitirdim hee..
ilaçlarımı alayım de yatayım..

eyvallah okuyan güruh.

serhan.

Hiç yorum yok: