6 Eylül 2011 Salı

öylesine II

merhaba,


yazdığım onlarca yazı ve bir tane kitabım var. kitabım var derken, -basılmamış ama yazılmış- bir kitap, o. 29 yaşında yazmaya başladığım ve 31 yaşında bitirdiğim bir kitap. doğum yılım, 1977. semiramis pekkan - bana yalan söylediler - adlı şarkı da 1977 yılına ait bir hikaye üstüne yazılmış. ıssız adam sayesinde, herkesin sahiplendiği bir şarkıyı, sahiplenme hakkına ben de sahibim. karışmayın bana, henüz ikinci kadehteyim.


düşünüyorum; gerçekten bana da ''kaderden'' bahsetmemişler. niye böyle yaptınız ki? alacağınız olsun. okudum, mühendis oldum sonra daha da okudum ve daha çok mühendis oldum. ben, aktör veya tiyatrocu olmak istermişim aslında. sonradan anladım, kendime pek zaman ayıramamışım demek ki. ebeveynlerimi suçlamıyorum, onlar ben hangi mesleği seçsem, beni desteklerlerdi bence. insanların yaratıcı ol(a)maması ne kadar kötü? çok mu zengin olmak, yoksa yaratıcılık mı? deseler; ben -salak- gibi yaratıcılığı seçerim. beni seçen hatunun da, seçiminin karşılığının; yaratıcılık olduğunu fark etsin isterim. eğer fark ederek (aksini de ben istemem) bu seçimi yaptıysa; maddiyat baskını dünyada, bu kişi de otomatik olarak salak olmaktadır. neden salak? çünkü çoğunluk, mevzu bahis seçimi, dünyadaki yegane yargı kriteri olan maddiyat mertebesinde -salaklık- olarak kabul eder. uzun cümle oldu. demokrasilerde çoğunluğa uyma şartı var mıdır? vardır. o zaman? demokrasi de öyle anlatıldığı kadar iyi bir şey olmasa gerek. en azından her şartta!?


birilerinden bir şey istemek, istemeyi geçtim; -ummak- ne kadar da doğrudur? hiç doğru değildir. gün olur, bu davranışınızdan pişman olursunuz ve öyle ki; bu tarz hareket(ler) bağımlılık yapabilir. birilerinden bir şey isteme/bekleme bağımlılığı. gerçi ben böyle yapmasaydım mühendis olamazdım. orası da ayrı terane. ''geri-iade'' zamanı ne olursa olsun şarttır. böyle bir ruhsal-hastalık vardır, olmalı. bakınız, bezgin bekir. bu düzensizlik bende mevcut ama vallahi kurtulmaya çalışıyorum. annem, eskiden beri arkamı topladığından, zamanında peder; 'evlat, al cebimden ne kadar istiyorsun?'larla büyüdüğümden, ne yazık ki bu isteme/bekleme bağımlığından mustaribim. siz öyle olmayın, poponuzu duvara yaslamak kaydıyla hareket edin. ha bu cümleden, benim popo kısmetten çıktı manasını çıkarmayın, çünkü öyle düşünürseniz ben size küfür ederim. sonra aramızda kırgınlıklar olur. boks biliyorum. sonuç itibarı ile popo sağlam. aynı olay, arkadaşlarımla da gerçekleşmiştir hatta kız arkadaşlarımla dahi gerçekleşmiştir. artık, şirin miyim, sempatik miyim? ne haltsam, istediğimi yaptırırım. ama şimdi şöyle yazabilirim; yaptırırdım. buradaki -di'li geçmiş zamanın önemi büyük.


bu yazıyı uykum gelsin diye yazdım. tv'de burcu esmersoy var, size bir şey diyeyim mi? güzel kadın ama bence çok akıllı değil gibi. siktirin lan, o kadar akıl, ona yeter dediğinizi duyar gibiyim. hatta az önce ben de kendime aynı şeyi söyledim. aslında burcu'ya yeter de, aynı akıl atıyorum fatma'ya yetmeyebilir. ama konumuz burcu, fatma değil. demek istediğimi anladığınızı biliyorum.


artık bazı olayları sevmiyorum ben. artık bazı kişileri de sevmiyorum. bazı kişileri ise seviyorum artık. bu yazdıklarım, istanbul'da içinde bulunduğum duygu durumumun özetidir.


hoşçakal istanbul, 
daha iyi vaziyette görüşmek üzere.


iyi geceler


serhan.



Hiç yorum yok: