13 Eylül 2011 Salı

elliki

selam,


elliiki. evet, sayı ile 52 deyince aklınıza ilk gelen düşünce nedir? kağıt oyunlarına aşına olanların aklına; 52lik deste gelir herhalde. çok iyi anlamam kağıt oyunlarından, oynarım da hikayeden. onun dışında da belki karadenizliler için ordu'nun plaka imi. benim aklıma gelen, o gün ikisi de değildi. aklımda olan; 52si için dua okutulan barbaros amca idi. 7si, 40ı, 52si gibi günler için -islam'da veya kitapta bildiğim kadarı ile dua okutunuz- diye bir kaide yok. bu kadar kaidesi bol olan dinim(n)iz bile ölünce unutuyor mu lan adamı? neyse, müslümanlarda (bazı diğer inanlarda da) vefat eden kişinin arkasından dua okutma/okuma geleneği var. ben aslen, fatiha bile bilmem. anlayacağınız itikat boşluğumun hacmi sağlam. ha bu benim seçimim, fatiha okunması gerektiğinde türkçe olarak, benzer dileklerde kesin bulunuyorumdur. siz benim gibi olun, süper, harikulade vb. şeyler demiyorum elbette, zaten haddime de değil. allah ile çok mesafeli bir ilişkimin olması, maalesef çocukken ağabeyimi kaybetmemden ve neden onu seçtin ki? tarzı sorularımdan kaynaklanıyor. bu saatten sonra da, hele ki dini kullanarak kendisine geri dönmek; biraz -yağcılık- gibi geliyor. tabi büyük konuşmamak lazım..

neyse konu ben, veya itikatim değilim. 7si, 40ı, 52si,79u, sene-i devriyesi, ışık hızıyla geçen günler en sonunda; bizlere -sevginin, sevmenin- kalıcı bir duygu ve eylem olduğunu kanıtlar. biliyorum çünkü öyle. ölüm aslında, sonsuzluğa kavuşmaktır gibi bir düşünceyi benimsemek biraz fazla iyimserlik, üstüne cennet, cehennem olmadığını da düşünün. hadi var diyelim; bir de -denk gelme- oranı var. boşverin bunları da sonuçta; sevdiğimiz kişi öldü diye onu sevmeyi bırakmayız, öyle değil mi? gidenlere, -geri gelin- n'olur, sadece iki dakika için deyince, gel(e)mediklerine göre de yapacak pek bir şey yok. mesela; insanlara üç dileğiniz gerçekleşecek deseler, dünyanın nüfüsu ikiye katlanırdı. heh, insanlar somuta bakar. birbirimizi uyutmaya gerek yok.

geçen gün, barbaros amca'mın 52si vardı. ondan önceki gün 51i idi ondan önce 50si. sanırım takribi 44ünde babam gelmişti seyahatten. barbaros amca, bizim aile dostumuzdur. eşi, annemin, çocukları benim, kendisi babamın, aynı zamanda annemin arkadaşı idi. bu arada birgan teyze ki eşi, benim teyzem, onun çocukları annemin yeğenleri, onların tanıdıkları bizim, bizim tanıdıklarımız onların tanıdıkları olmuştu. işte böyle kuvvetli -kan bağsız- bağlarla birbirimize taa bayramoğlu zamanlarında bağlanmıştık. genç nesil az biraz çözülse de, eski nesil sağlam durmuştu. tekrar konuya dönüyorum babam, mavi yolculukta ki halamlarla çıkmıştı ve -annemin tavsiyesi- ile seyir defteri tutmuştu. annem o kadar yol gidemez. pederin ağzından anlatıyorum; bozcaada dedi ve yutkundu. gittim, ama daha önce de git-miş-tik biz beraber dedi, durdu. tekrar başladı; oturdum barbi ile maç seyredip, yemek yediğimiz yere, ikimiz için de rakı söyledim, onları içtim, yıldızlara baktım, tekneye geri döndüm ve tekar barbi'yi düşündüm.. gözleri kızarmıştı. ne anılarımız vardı? dedi iç çekerek. barbaros amca'nın ölümünün 35.günü -babam tarafından, sevdiği bozcaada'da- rakı içilerek anılmıştı. babam görmese de eminim, barbaros amca da o masada, pedere sessizce eşlik ediyordu.

biraz duygusal yazdım evet, kusura bakmayın. 52si günü berbat bir şekilde panik bozukluğum nüksetti ardından ekstrasistoller sonrasında az biraz ateş, burun tıkanması, nefes alamamak. biliyor musunuz, belki fatiha bilmem ama bu durumda olmam, eve (dua evde oldu) gitmeme engel olmadı. kendimi bunu yaptım diye övmüyorum, orada olmamın sebebi belli idi, yakın hissetmek. ben, barbaros amca'yı severdim. çok yemeğini yemişimdir, 52sinde de gelenek bozulmadı yine yemeğini yedim. besum abla da çok güzel yemek yapar. onları da yedim, besum abla da can abi'nin karısı, melisa'nın annesi. şimdi fena mı oldu? hep birlikte(!), barbaros amca'yı anmış olduk. -52sinde veya 40ında, dua okutarak veya babamın yaptığı şekilde, 35inde şerefine rakı içerek- bu dünyadan gidenleri hatırlamalıyız.


tamam benim gibi, geçmişinizle yaşayıp, manyak olun demiyorum ama, tarih ve anma biçiminiz farklı olsa da gidenleri unutmayın. biz, onları göremeyip hala sevebiliyorsak, unutulduklarını düşündüklerinde, onlar da üzülebilir.


eyvallah barbaros amca, sayende yine doyduk..
toprağın bol olsun.


ben de artık, istanbul'da değilim. döndüm işte, var bir kaç pürüz.
bakalım.


görüşmek üzere.


serhan.



Hiç yorum yok: