7 Nisan 2010 Çarşamba

guzel oglum

selamlar,

bugun, tam 18bin km yaptigim, bir cok ulke gezdigim, direksiyonunu cevirirken, arada caktirmadan oksadigim E36 kasa 3.18is marka arabami sattim. aslinda ona araba demek yerine oglum demeyi her zaman tercih ederim. bir daha uzun sure araba sahibi olamayacagimi dusundugum zamanlarda, kendisi tabiri-i caiz ise bir sekilde benim elime dusmustu. onu ilk aldigim zaman ki nispeten kucuk bir sehirden almistim, eve donerken birbirimize baglanmistik. benden onceki sahibi ona yeterince bakmamis, gerekli ozeni gostermemisti, yolda gelirken bazi sorunlari acikca kendini belli ediyordu lakin var gucuyle o kasvetli sehirden ve bir onceki sahibinden kacmaya calisir gibi bir izlenim veriyordu. kilometreleri kat ettikce sanki biraz daha rahatlamisti, gazladikca aciliyordu. genelde tek yon olan yolda devamli sollayarak geldim, ozgur oldugunu anlasin istedim, itiraf ediyorum ki ben de ozlemistim tek yonde gazlmayi. avrupali soforler genelde zayif olurlar, o yuzden de yol boyunca rakipsiz gedim, diyebilirim:) zaman zaman dikiz aynasindan bakiyordum ya goruyordum, gozlerim parliyordu. uzun bir aradan sonra cok mutlu olmustum.

ilana bakip, onu gordugum zaman, tek bir resmi vardi. sahibine ulasip diger resimlerini de istedim. daha sonra da gidip gormeye karar verdim. ilk bakista iyi beslenmemis, bakimsiz bir sokak cocugu gibiydi. arabalarla aram iyi oldugundan bu bakimsiz sokak cocuguna biraz ozen gosterilirse, gayet yakisikli bir delikanliya donusucegini biliyordum. derken, sahibi ile rayicinin cok alitinda bir fiyata anlastik. karoserinin, "etek" tabir edilen yerinde 30 cmlik bir acilma ve camurluklarin ic kisminda olan paslari, acilmayan cami, bitik frenleri, tutmayan el freni, patlak egzostu sadece gozukenlerdi. zaten arabanin yag lambasi dahi yaniyordu. tifil sahibine gore, otomobil belli ki; bir yerden, bir yere gitmek icin kullanilan aracti sadece, benim gibi dusunmuyordu zaten tipinden de anlasiliyordu. aslinda bu yaralar, bir sokak cocugunda gorulen turde yaralardi, belki top oynarken dusmus de dizlerini kanatmisti, yan bahceye atlarken kaymis, kolunu cizmisti ya da agactan meyve koparirken poposunun ustune dusmustu. basit, iyilesmesi kisa surecek yaralardi bunlar.

94 model olmasina ragmen cok az km yapmisti, belli ki arka bahceden yan bahceye, yan bahceden on bahceye, on bahceden, arka mahalleye kadar gidiyordu her gun. ici cok pis olmasinin disinda, camlari siyah bir filmle kaplanmisti. sanki gozleri, etrafin guzelliklerini gormesin diye baglanmis gibiydi. gerci o sehirde, ben pek guzellik gorememistim, bir sey kacirmamisti. koltuguna oturdum, ici hic yipranmamisti dedigim gibi sadece pisti, guzel bir banyoya ihtiyaci vardi, o kadar. son arabami salakca bir hatandan dolayi parcaladiktan sonra bir daha uzun zaman arabam olmacagini dusunmus, araba kullanmayi benim kadar sevmeyen kimselerin arabalarinda; arka koltuklara mahkum oluvermistim. yaptigim kaza buyukce ve ikinci kazam idi, bu sebebten dolayi da kimsenin arabasini isteyemiyor, kullanmiyordum zaten teklif eden de yoktu. bu arada yeri gelmisken, eda'ya unutmadan buradan tesekkur ediyorum. o devirdeki araba kullanma hasretime, arada 307 rc'sini vererek ilac oluyordu. ne gariptir ki ayni arabanin duz versiyonu kuzenimde olmasina ragmen, hatta arabayi ben bulmus olmama ragmen al kullan diye bir kere bile teklif etmiyordu, babasinin kiziydi. duz mantiga gore hakliydi. benim, duz mantikla pek isim olmadigi icin ise haksizdi. 18 yasimdan beri hep arabam vardi ve bir cok sefer ihtiyaci olana vermistim, o ara yurtdisindan kiz arkadasim gelmisti lakin bir allah'in kulu da "oglum serhan, al su arabayi da kiza bir bogaz turu attir!" demedi, ne diyelim ? duz mantikla cok hakliydilar, alkolu sekilde kaza yapmis, arabayi parcalamis kendi canim neyse de baskasinin canini da tehlikeye atmistim. sucluydum, cezami da cekiyordum.

yine ogluma donelim. riga'ya gelir gelmez hemen ertesi gun onu kuafore soktum. icini ise bir kac gunde en baba leke sokuculerle temizledim. aluminyum bant alip, gecici olarak paslanmis etegini kapadim, ustune sprey attim. ama en once yagini, filtresini, benzin filtresini ve suyunu degistirdim. inanilmasi guc ama 98 senesinden beri ayni tekerlekler vardi uzerinde, ikisini degistirdim cikma ile. jantlarini temizledim, frenleri soktum, bujilerini degistirdim, komur olmus katalizoru attim, cikmacilardan bazi parcalari temin ettim, gazla temizledim, gerekli yerlerine taktirdim. plonya mali komple, yeni sayilabilecek egsoztunu taktim, arkadi ile butun cam filmlerini soktuk, gozunu gonlunu actik, oglumun. ivaylo ise ikinci el bir kenwood mp3 calarini verdi, abisi yolda bulmus ona gondermisti, o da bana verdi hediye olarak. gumus gri rengi, araba ve vites topuzunun yuksugu ile uyum sagliyordu, ugrassan denk gelemezdi. barbie ile temmuz basi turkiye'ye dogru yola ciktik. ben, oglum ve barbie mutlu idik. zaten barbara olmasa oglumu alamazdim, annesi yardim etmisti. kadinin geekcesi suydu; 31 yasinda bir delikanli arabasiz olur muymus, ne munasebetmis? enteresan ve unutulmaz bir davranisti, bu benim icin.

letonya, litvanya, polonya, slovakya, macaristan, sirbistan, makedonya, yunanistan'i gecmis ve turkiye sinirina gelmistik, yaklasik 2500 km yapmis, allah'in sicaginda oglumun harareti bir gidim dahi oynamamisti. unutmadan, 220km'yi hem macar'da hem de yunan'da dayamistim. sicak ulkemde, sol camim acilmiyordu, ama elektrikli ust acilir vardi. frenleri ve karoseri bakim isitiyordu. barbie ucakla dondu, bir hafta kadar sonra. bu yolculugu size ayri bir blog olarak anlatacagim ileride. goztepe sanayi'de arabamin camini yaptirdim, iyi camciydi cocuk, ilkokul arkadasim cenk'in tavsiyesi idi. diskleri taslattim, pabuclari degistirdim, el frenine pabuc percinlettim ve son olarak da dayim, cikma iki adet michelin lastik ayarladi bana. sokak cocugunun yaralarini da temizlettim, etek kismindaki yarigi da kapattim. ucuz isti ama goruntu guzel olmustu, biliyordum bir kis ya dayanir ya dayanmizdi. yukaridaki resim ise pasta cilayi attiktan sonra su ana kadar gittigim en iyi araba yikamacisi olan goztepe sanayi'nin icindeki yikamacida cekilmistir.

bu sefer italya kiyilarindan, Lv'ye dondum. yine bir kere bile motor kapagi acmadim. burada son yilarin en soguk kisi yasandi, -37 derece gordum, dijital derecesinde. hep ilk marsa basista calsti, panik atagim oldugu icin, toplu tasima araclarindaki havasiz durum ve kalabaliga tahammul katsayim azdi. oglum'un sayesinde toplu tasima araclarina hep yandan baktim. koltuk isitmasi oldugundan popom sicak kaldi, usutmedim. dun oglumu, 1990 dogumlu benim ilk zamanlarimdaki gibi arabanin hayalini kuran bir gence sattim, ona iyi bakacagina soz verdi, oyle verdim. hic bir satici, alici secer mi? ben sectim, ondan once gelen 3-4 tane pasakli herife satmadim. araba sevgisi nasil mi olur? iste boyle.

hepinize iyi sabahlar.

07.04.10

serhan

Hiç yorum yok: