5 Aralık 2011 Pazartesi

değer mi?

n'ber blog?

bana, hayatımda kimse onun gibi davranmadı. çok mu komik? yok değil, üstüme gelmeyin keza, oldukça sinirliyim :@ ben izin veriyorum bunun böyle olmasına ki eğer vermesem; aramızdaki her gün zayıflayan bağ da kopar. kopsun istemiyorum. ama yakında kopar. zaten onun davranış bozukluğu var. benim de. görseniz; saçma sapan da bir dünyası var, değer yargıları desen; senden, benden, çoğumuzdan hatta tanıdığım herkesten farklı. bazı olaylara değer vermeye üşeniyor da bahane yaratıyor gibi geliyor bazen. bazen de alakasız bir olaya ki bana göre alakasız, bu durumda benim de saçma sapan bir dünyam ve bakış açım da mevcut olabilir. bütün tepkisini koyuyor. garip. tepkisiz asla değil, bu iyi bir şey.

herkesin, her şeye kabiliyeti olmayacağı gibi de, herkesin aynı oranda aynı şeylerden hoşlanması beklenemez. bu döngü hayatta insan ilişkilerine yön verir. makul seviye iyidir eyvallah da tıpatıp aynısı da sıkıcı olur bence. aradaki -birbirine katlanma- duygusunu köreltir. onun ölüp bittiği olaya, ultra bir saygı beklemesinin yanında; senin yanıp tutuştuğun atraksiyonu bir kalemde silmesi ise sinir bozucudur. dünyaya pardon zaten onun gezegen, benim tanıdığım insanlarınkinden pek ayrı. şöyle ki; o gezegende gerçek dünyadan üç-beş obje var gerisi komple dekor. bunu anlayacağını sanmıyorum, en fazla -pek çok huyunun örtüştüğü insanlardan da sıkılınca- acaba bende mi hata var? diye duraklar. sonra önceden gözüne kestirdiği başka bir ortama doğru gider veya aynı ortamı tekrar bir yerlerden yakalamak isterse yakalar. ne zaman, ne ister; onu kendi bilir. ayrıca bu da iyi bir şey. haa ikisini de istemeye de bilir. çok deli gördüm, deli gibi davranan da gördüm. ikisinin farkını çok iyi anlarım. o; ikisi de değil!

bu arada bencillik illet bir özelliktir, bırakılamaz. böyle bir karakterle de birleşmesi şansızlık. hep ben! demenin nesi eğlenceli ki? denge önemli, tutarlılık ise dengenin kardeşi. çok dengeli olduğum sanılmasın ama o, ikisinden de yoksun. bakış açısı, muhakemesi inkar etse de sadece kendi kararları ışığında. süper empati yaparım dese de; seni alıp kendi dünyasına koyar, orada yargılar. buna da empati der. e sen de haliyle o dünyaya ait olmazsın. orada her şey parlak diyelim; ben şahsen mat kalırım. aslında parlak sevmez mat sever ya neyse örnek bunlar. nasılsa benim kurduğum cümleler karışık ve/veya anlamsız geliyor ona. parlak olan zatı muhterem de matlaşır zaten zamanla. insanları, arada parlatıp geri koysa da kaçınılmaz son bellidir. orada pek kimse yaşayamaz. o dünyanın asıl nüfusu da birdir aha böyle; 1. güçsüzün yanında olma iç güdüsü de bence onları kendi dünyasındaki dekorların aralarına serpiştirdiği için olabilir. ayrıca ''ben bencil değilim..'' demesini de sağlıyor olabilir. her aslan burcu gibi bencil işte. kural olm bu.

uzak dur benden demesi, uzak durmamı sağlar. benim için böyle çünkü bu şekilde bir karakterim mevcut. bu durum için ekstra bir çaba gerekmiyor değil, gerekiyor. daha sonra garip zamanlarda çıkıp, hasta ruhlu gibi neden benden uzak duruyorsun ki? diye sorduğunda veya ima ettiğinde, seni ovuşturup, parlatmıştır, kendi istediği için. o anda parlatılmış olmaktan memnun olanlar -oley be!- diyebilse de ben; ''boşveeerr'' demeliyim, anlıyor musun ulan bilog? matım ben, mat! bir öyle, bir böyle. psikopat eder la adamı. peki gelelim mühim soruya; bu kadar külfete değer mi?

değmez aslında ama; çok garip. -hiçbir şey- de değersiz bir kelime gibidir; ama atilla ilhan şiirinde kullandığında değerli olur. belki o, o olmasa bütün bu saçmalık için ''kifayeti müzakere''  denir ama;
o, o işte.

yapacak bir şey yok..
bok yok, var..


eyvallah.

serhan

Hiç yorum yok: