25 Temmuz 2011 Pazartesi

I am gone..

''sen, beni her konuda mutsuz ediyorsun.. I am done, ok!'' sözlerini ölene kadar unutmayacak, maalesef. bunu nasıl başarmış acaba? diye düşünmüyor olmalı, olmuş artık. derken ilk yardımı yapan doktor şöyle der;


-he is not coming back, sorry; he is gone.
-geri gelmiyor, üzgünüm; o gitti.


o kadar çok sorun var ki, nereden başlayacağımı bilemiyorum bilog. buraya gelirken ki burası TR; kafamda onlarca soru işareti vardı. hani ne bok yemeğe geldin olm buralara deseler? sorularıma cevaplar aramaya geldim, abi.. derdim, gür ve kendimden emin olmaya çalışan sesimle. burnum kırık olduğundan ve gerekli oksijeni alamadığımdan, pek de matah bir ses tonuna sahip değilim, malumunuz. eyvallah, ses tonum normalde de muhteşem değildir ama şimdikinden iyidir. neyse koy götüne. ne bok yemeğe geldin sorusuna; gözlerim ne tepki verirdi? gözler tül perdedir, arkası görünür. bence yalan makinesini icat eden vatandaş; (hiç şimdi, adını google yapamayacağım.) bu işe, gözlerden başlamıştır da o zamanki teknoloji vesaire izin vermemiştir. elaman da olayı klasik nabız, tansiyon vb. gibi analog işlere bağlamıştır. her ne haltsa, şunu derim ben, sesinizle insanları kandırabilirsiniz amma velakin; hadi bilimi geçtik, şarkılara da konu olduğu gibi ''gözler, kalbin aynasıdır..'' be dostlar. çaktırmadan bir - iki milim oynar onlar, sağa sola belli olur, ufacık bir yalan bulutundan geçtiğiniz. bu arada; tek gözüm kırmızıydı geçti. yumruk yemiştim evet. nerede bela, orada ben.


istanbul'a geldiğimi pek az kişiye söyledim. neden mi? iplmeyeceklerinden korktum. gayet net, budur cevap. fiziki olaylar beni yorsa da pek etkilenmez, fekat psikolojim zamanında sağlam dağıldığından, derme-çatma bu kadar toparlanmıştır. buyum ben, bu kadar. dengesiz değilimdir bak. tam tersi, dengeli olmaya çalışırım, böyle öğrettiler, gizlemek için psikolojik defolu olduğumu. ben, dengeli davrandıkça, insanlar beni sınama yarışına girerler, adım çıkmıştır. bakalım ne zaman delirecek? diye beklerler. anlarım bunu. anladığım için de kuvvetle muhtemel pek çok olayı göğsümde yumuşatırım. bu sefer de; normalde başkalarının söylemeye bile cesaret edemeyeceği aptal-saptal laflar duyar olurum (açık sözlüyüm ben edası ile ukalaca..). bu kozu onlara, tabii ki ben verdim. insanlar; verirseniz, alırlar. dikkat edin. vermek-almak derken konuyu başka tarafa çekmeyeceğinizi düşünüyorum, sevgili okurlar. ciddi olunuz. 


yalnız işin bok tarafı, bu söylenenleri, yapılanları sonrasında tek-tek düşünüp; karar veririm. ha kiminin umurunda olur, kiminin olmaz? kararım ne olursa olsun; o kararımdan dönme ihtimalim, sadece karşıdakinin tepkisine kalmıştır. karşıdaki de memnunsa, yapacak bir şey kalmaz. dediğim gibi benimle, herkesin konuşamayacağı şekilde konuşma ve bana herkesin davranamayacağı şekilde davranma haklarını, o kişilere ben verdim. bunu; iyiye, kötüye kullanma hakları onlarındır. empati yapabilirim, çok fazla psikiyatrist, makul sayıda psikoterapi gördüm. bu gibi garip durumlarda;  hani pek hoşlanmasam da ilk aklıma gelen 'calm down' olayı; empati oluyor. her empatide aynı sonuç çıkıyorsa; geriye şıkları seçmek kalıyor. 


kimseyi görmek istemediğim zamanlar oldu. belki bir çoğunuzdan fazla. bunu hep kibarca dile getirmeye çalıştım karşımdakine. müsait değilim, olm biliyorsun beni; arızalıyım işte, tuttu yine.. yalnız kalmalıyım vesaire.. şeklinde. ve yine empati; muhtemelen sen, benden daha iyi durumdasın. hadi daha kötü ol! ama bence, ben; senin bu durumundan belki şimdi değil ama daha önce, daha kötü durumda oldum.. biliyorum hatta eminim. o zaman bile, sizin yaptığınız gibi davranmadım.. 


derken önümde beliren tanıdık şıklar;


ya seç, ya ertele..
ya kahve.. ya hiç.. (bu da ayrı bir teranedir.)


iyi sabahlar.


serhan.

1 yorum:

OYA dedi ki...

valla zevkle okudum...