Powered By Blogger

10 Ocak 2018 Çarşamba

yol almaz

merhaba,

saat 2:46, bir oda dolusu pardon iki oda dolusu insanla sap çalışıyoruz. sanırım bu insanların en aptalı da benim. zaten benim kafam IT'ye pek çalışmaz. iyice yavaşladım. depresanları bırakamam lazım. ek olarak; son zamanlarda hepten kendime olan güvenimi kaybettim. iş hayatı e hadi diyelim, yaptığım espriler bile bok gibi. eskiden herkesi güldürürdüm. şimdi kendim gülmüyorum ki, laf. bunda maalesef tarkan bey'in pek payı var. tarkan bey, benden memnun değil. ben de benden memnun değilim ama tarkan bey'e de not versem versem, ne bileyim?! sonuçta o pozisyonda değilim. o, o pozisyonda. 

iş hayatı yüzüme gülmedi be. yada ben iş hayatına gülemedim. bunca yıl mühendis olmak için uğraştım. gerçekten öyle böyle uğraşmadım. maddi olarak ailemin ocağına incir ağacı diktim. yurt dışında okudum. ikmali, okulu uzatması vs derken iyi para gitti. benim kadar makina dersi alan adam azdır. bunun için miydi onca şey? bi' sik olmadı. verseydin beni kaportacının yanına, çırak olarak başlasaydım ya baba? topçu? şimdi kazma gibi oynarım her halde ama zamanında iyi top oynardım. o da olmazdı, sonuçta, alemci topçu istemiyoruz. olmazdı, haylazdım. bu olay tabi, yalın olarak düşünülmemeli, genlerde mi var ne var, hikaye. ben, diğer insanlardan çok akıllı değilim ama farklıyım. farklı insanlar, diğerleri için zordur. ne yapsan batarsın. yakınlaştıkça daha da çok batarsın. her zaman mesafeni korumalısın. bu sefer de neden sen çok samimi değilsin? derler. canımın sıkıldığı, spordan da hayli uzaklaşmış olmam. hiç bu kadar berbat bir vücudum olmamıştı. iğrenç. 

hayatta pek çok şeyden yırttım ama her yırtış için biraz psikolojiden veriyorsun. e yaş alınca, yaralar hemen iyileşmez oluyor. neyse, tarkan'ın kafamın içine girmesine izin vermemem lazım. benimle uğraşanın işi de rast gitmez de, iş bulmak vs çok zor süreç. iyisi mi, susayım ben. belki kurtarır.

saat 07:22.

şirkette sabahladım. eskiden çöp işi yaparken de sabahlardım, zor bir projeydi o. zor insanlar. klasik kötü bendim o zaman da. hiç yol alamıyorum hiç. yol almaz oynuyorum bu hayatta. 

yatın daha erken.
serhan.

30 Kasım 2017 Perşembe

manasızca

selam,

son derece manasız. yaşadığım hayat, yaptığım iş, yediğim yemek hepsi manasız. kendini ifade edebiliyor musun? diye bir soru sordular bana. bir nevi performans değerlendirme kriteri imiş, yaşım kırk olmuş hala performansım değerlendiriliyor, kötüyse, kovulacağım. hani sınıf kapısı çalar da, bir kız çocuğu gelir; öğretmenim dersinizi bölüyorum, Serhan'ı müdüre hanım çağırıyor. Herkesde, bu sefer tarrağı yedin Sero bakışı, öğretmende ise yine ne halt yedi bu çocuk? bakışı. Velhasıl kelam, o kapı çalınınca içim bir hop ederdi, heh IK'dan veya beklenmedik bir yerden çağrılırsam yine aynı hisle sınanıyorum. 

hani derler ya, anlayabildiğin kadarım! ben diyemem çünkü kendimi ifade etmede noksanlık yaşıyorum. belki yazılı olarak değil ama sözel olarak öyle. eeelemem, konuşurken kızarmam, toplulukta konuşabilirim fekat bazı zamanlar ne diyeceğimi unutuyorum. sanki son cümle benim bu dünyadaki gerçekten son cümlem. hadi diyorum cümleyi boşver, konuyu hatırla be adam ama o da yok. boşum, o an; IQ'um 50. sonra laf uzuyor, demagog olmasam da, zor yerlerden bir şekilde sıyrılırım. konu aklıma geliyor, kaldığım yerden devam. eskiden? eskiden hiç durmadan anlatabilirdim, kompozisyon dersinde aslında önümde olmayan kağıttaki hikayeyi okumuştum. bazı kişilerin yapabildiklerini ben, efor sarf ederek yapabiliyorum. gündüz uyanmak, hava kapalı iken dışarı çıkmak, ilaçsız gün geçirmek vb. yine de günler geçiyor bir şekilde, belli bir yaşa geldim. her sene, bir önceki seneden daha az konuşuyorum ve sanırım daha az kişiyle irtibata geçiyorum. empati yaptığım vakit ise, genelde yapılanı onaylamıyorum ve ben, x şahsın yerinde olsam; böyle böyle yapardım diyorum kendi kendime. sonra zaman geçiyor, x şahsın verdiği kararın doğruluğuna tanık oluyorum. ben olsam gerçekten de; ne kadar da çok yanlış karar verirmişim? maalesef olduğum yerden şikayetçi olsam da buradan 2m öteye gidemem. buyum ben, bu kadarım.

bu düşüncelerim kendi kendime gelişmedi elbette. ben, ben olsam beni işe almazdım onu alırdım veya öbürünü. ama beni değil. kendimi çok mutsuz, gerizekalı biraz da gereksiz hissediyorum. tamam detayları bilmem, araştırmam, dil konuşmam vs iyi bir şey ama ben temelden sarsılmışım. beni sarsanların teker teker damına koyayım ulan. mundar oldum resmen. artık daha da az gülüyorum. keşkeleri olmayan insanlar var. benim ise keşke demeyeceğim iki-üç hamlem varsa vardır bu hayatta. ee manasız işte.

hakikaten kendimi taşımaktan yoruldum. çok ağırlaştım ben.

eyvallah,
Serhan. 

24 Ağustos 2017 Perşembe

ÖYVZ

Hello,

Başlık nasıl? Direkt hedefe, geveleme yok. Ehhm şey işte mevcut koşullarda, geveleme yok demek istedim. Bir Bam bam bam değil belki ama tekli bam diyebiliriz. Neyse, zapıkların da kalbi olur, rahatsız edenlerin de sebebi vardır. Rahatsız etmenin de bir rezonansı vardır. Abartısı, oyun bozar. Bu arada; o nasıl gülümseme olum? Dişleri sağa baştan say. bir, kiii, üçç... 32'ye kadar gider. Diş ipi de kullanıyor. Şarjlı diş fırçası da var. 

2 sene önce, 28 yazılı mum; 2 Kasım. İmdilerde certain age of woman; 30. Bir zata en çok yakışan; güzel Türkçemizde karşılığı olmayan sıfat; COOL olabilmek. Burada, seviyesi %100. El ayak, dövmeli pekiyi. Saçlar?! Ressam olsam, yüzü gösterseler mevcuttaki saçı çizerdim. Derece bu.

Ciddi hoş. Tarz, ayrıca pek gezgin. Napoli'yi ben de severim. Bologna'da zamanında taş gibi takımdı ehheue. Beyz oyacak beni. Hem sever, hem de azıcık kıskanır. Bazen yapacak bir şey yoktur, öylece bakarsın. E bakıyorum. Valla pardon. Kedi seviyor. Ne güzel.

Bu kadar.

5 Kasımda doğum pastamı kesiyoruz.

Adios.

Ser.

10 Ağustos 2017 Perşembe

sevilmemek

selam selam,

yarım saat sonra toplantım var hemen bir yazıp, çıkacağım. gerçi toplantıda ben varım ve yoğuum çok önemli değil ama maksat yok yazmasınlar. neyse konumuz; sevilmemek.

sanırım ben antipatik bir herifim. oldum olasıya da kendimi sempatik sanırdım. geç uyanışlarıma bir yenisi daha eklendi. bu durumdan uzun zamandır şüpheleniyordum, mutsuzluk ve sinir harbi arasında kalan günün 2-3 saati sevimli olabiliyorum. bu durumun da adresi belli. herkes, bir kritize etme peşinde. yöneticiler, aile, arkadaş, tanıdık, selami. selami için ayrıca yazı yazacağım bak. bu kervana yeni yan komşu da dahil oldu. lan ne yapsam olmuyor. yarım kaldım yarim. küçüklükten beri kısa çöpü ben çekerim hatta bu duruma o kadar alıştım ki başkası kısa çöpü çekerse; versene lan kısa çöpümü! diyebilirim. bu cümleden de anlaşıldığı üzere, biloğumun adını hak eden davranışlar içerisindeyim. 

niye sevilmiyorum? tuttururum. çok konuşurum, ukalalık yaparım. küserim. kızarım. kırarım, dökerim. kavgacıyım. kinciyim. para hesabım yok. dağınığım. pek bir yere yetişemem. ee genelde disiplinsiz davranışlar içerisindeyim. lafımı da esirgemem. çok pis insan tanırım, melekvari davranışları yimem. yimiş gibi yaparım.

peki ben niye sevildiğimi sanardım? yalaka değilim, laubali değilim, espritüel sayılırım (yok la baya baya komiğimdir), ortalama zekanın üstündeyim ki gün geçtikçe yurdum insanı seviyesine yaklaşıyorum diyeceğim de yurdum insanının zekası benimkinden bile hızlı düşüyor. koyun halk. cesaretliyim. bu yazdıklarımın pek mubah sayılmadığı zamanlarda yaşadığımızdan, bu özellikler bile eksi yazar.

SEVİLMİYORUM. 

not:seninle de yemek yiyenin taa amk ben. 

gittim.

Serhan.

19 Haziran 2017 Pazartesi

Reyiz Stayla

hi there,

evet sayım okurlar, yine bir pazartesi sabahı, allah belanı versin layn! günündeyiz. neyse, reyizin uyguladığı, içeri tıkalım derdini nah anlatırsın! modülü, bizim halka pek cazip geldi. bakınız, uygun demiyorum, cazip! en muhalifinden, en destekçisine kadar, normal hayatta da insanlar, diğer insanların beğenmediği davranışları, "reyiz styla" yorumlamaktan zevk alıyor. karşıdakine, hayırdır birader/arkadaşım/sevgilim/hayatım/aşkım (jargon; eğitim seviyesine göre değişse de en güççük ortak paydayı referans alabilirsin)? neden böyle söyledin, ne oldu da bu şekilde bir davranış içerisinden vs? demektense, onu dinlemeyip hakkında suçludur! kararını tek başına alabiliyorlar. belki kişi, zor durumda seni arayamadı, söyleyemedi, gelemedi veya çok daha geçerli bir sebebi var, atıyorum herif öldü olum. 

Arkadaş, akraba, sen, ben, o; farkında olmadan reyizin "one-way" adalet trenine binmiş gidiyoruz. insanlara, kendilerini savunma hakkı vermeden suçlayıp, cezalarını kesiyoruz. iyi bok yiyoruz, insan insana her zaman muhtaçtır. gerçi bunu unuttuk artık. gece yarısı gelen; ''kardejim öpüjem seni çoh özledimss'' mesajlarının cevabı, bu saatten sonra olmaz. son derece gaddar, sadece, "dediğim dedik, çaldığım düdük" tadında bir toplum olmuşuz. ve ne yazık ki, insanların başarılı olması bizi üzer hale gelmiş. başarıdan rahatsız oluyoruz, yüzümüzün şekli değişiyor. zaten o kadar az sevinecek olay var ki, biz başaramadık, bari sevdiğimizin başarısına sevinelim? etrafınıza bir bakın, böyle davranacak/düşünecek kaç kişi var? kendinizi de unutmayın. mesela ben; kişiyi sevsem de hak edilmemiş başarıyı kutlamam öyle yarım ağız belki. sonuçta; yılıklıkla edinilmiş bir koltuk, er yada geç elden gidecektir. 

ve yetki? yetki bu zamanın en tehlikeli silahı. yetkisi olan, yetkisi olmayanı yatırır zker çok affedersiniz, kimse de ses etmez. yetkisi olan, ileride yetki alma ihtimali olanın önüne set çeker. yetkisi olan, bel altı çalışır. yetkisi olan, apartmanın kendi tarafını lunapark gibi aydınlatır öbür tarafına dokunmaz. sadece ben diyerek, nereye kadar gidebiliriz? yetkisi olanların karşısında gardını düşürme rocky.

ya para? para insanları başka biri yapar. tanıyamazsınız. o adam, bu mu lan dersiniz? parası olmayan adam için de konuşması kolaydır, benim param olsa şöyle yaparım, böyle yaparım vs bol keseden atar. kazara parası olursa, etraftan ilk o kaybolur. neyse ya pazartesi pazartesi içinizi sıktım.

haydin görüşürüz.
ser.





2 Mayıs 2017 Salı

before-after

selamlar,

zaman ilerledikçe tozutuyoruz. bu satırları okuyan muhterem, kaç yaşındasın bilmeme imkan yok tabi de, kadınsan ve 30ları biraz geçmişsen, erkeksen ve 40lı yaşlara yaklaşmışsan; muhtemeldir ki sen de tozutacaksın dostum. yada çok geç, tozuttun bile ama haberin yok.

ah be monç, ben senin 20li yaşlardaki halini de bilirim. o zaman senden olsa olsa halı saha takımına yedek olurdu malum topa kabiliyetin maalesef yoktu. ne oldu da geçen yıllarda daha da kazmalaşacağına bir "yaşlı kurt Messi" oluverdin amk? hadi beni boşver, futbol oynadığın herkes seni hatırlar be olum. şimdi sosyal medyada paylaştıklarına bakıyorum da, sen baya baya topçuymuşsun be birader? sanki o boş kaleler yerin dağlar-taşlar hiç olmadı, ben yanlış hatırlıyorum?! peki sen ablacım? senin kuyruğun olsa onunla kavga edersin, insan ilişkilerin de bok gibidir, ayrıca antipatiksindir de. ne zkim oldu da, melek oldun sen? bütün insanlığa yardım eden, angelina jolie ehhmm yok fazla oldu :) rahibe x rolüne büründün? o paylaşımlar neler? sen onu sevmezdin ki. sen kimseyi gerçekten sevmezdin. şimdi layklar gırla ve tercihli. en ufak olaya bozulur, küserdin. küsmekle kalmaz, böyle x20 büyütürdün falan. aman aman. hiç çekilmezdin. bir de sen; karadenizlu uşağım? ne zaman bu kadar para yaptınız lan? hükumet/belediye destekli, rantsal dönüşüm inşaatları kaptınız tabi, allah'ın laz müteahhidi babadan sonra holding oldunuz. ha uşağım ha ha ha. türçiye size güzel tabi.




hepiniz mi düzeldiniz olum? hepinizin 'before'u 'after'ınıza tur bindirdi? bir biz mi bozulduk? bir biz mi topa eskisi gibi vuramıyoruz? nasıl bir dünya arkadaş bu? herkes gelişiyor, biz geriliyoruz. hadi beni dediğim gibi sittir edin de; gelmişinizi geçmişinizi bilenler var be. sözüm; delikanlı gibi, şöyle şöyle oldu da yürüdük diyenlere asla değilir. sözüm yaşanmışları, yaşanmamış sayan, halı altına süpüren güruha doğrudur. tozuttunuz.


bu arada, eğer böyle bir düşünce varsa; barınaktan köpek sahiplenelim. 'before vs after'ın kralı yukarıda.

biz:bitirim edebiyatında ben.

sevgiler,
serhan.

20 Nisan 2017 Perşembe

Bu Kafayla...

psikolojik kafam?
nümerik kafam?
sosyal kafam?

üç kafam var benim. bugün az kalan arkadaşlarımdan ki, sanırım o da kalmadı bir tanesi ile konuştum. çokça doğru olan tekerrür etti; o haklı, ben ise haksız konumdaydım. hatta adam sapına kadar haklı. öyle böyle değil. bana; ''sen dedi, bu kafayla dedi, hayatını sürdüremezsin dedi. hadi beni geç dedi. genel hayat? sen nasıl yapıyorsun ya böyle? dedi. bu kadar yazabildim.

her söylediği doğruydu, nispeten fena yapmadığımı düşündüğüm yazı yazarak bu kafalarımı incelemeye karar verdim. yuvarlakları ilk etapta üç kategoriye ayırdım. 

psikolojik olan;

bu yazı, komik bir yazı değil. bu, dürüstlüğünü çoktan kaybetmiş olan elinde pek bir haltı kalmayan, yalnızlığa doğru giderken birileri tarafından kabul görmüş, biraz bahtsız, aslen tembel, ailesinin ısrarla zeki dediği fekat normal zekalı olduğu konusunda şüpheli birinin hayat karşısındaki acı mağlubiyetidir. her maça, bu sefer çok iyi başlayacağım diyen ama devamlı knock out olan, boksör olmaması gerekirken bir şekilde boksör olmuş bir boksörün hikayesidir. bu, roller coaster gibi aletlere aslında binmek istemeyen ama bak Ali de bindi haydi! gazıyla binen ve sonra da milletin üstüne kusan çocuğun öyküsüdür. Yine bu, dünyayı dolaşırken ayağının altında yastık varmış gibi sokaklarda yürüyen, agorafobiklikten dolaştığı yerleri bile adam akıllı göremeyen, bu sebepten dolayı da seyahatnamesinde sadece barları yazabilen bir gezginin yazısıdır. 

bu, cebindeki son kuruşa kadar harcayan, o da yoksa arkadaşları için hesabını kabartan ama aynı zamanda o günlerin hiçbir zaman hatırlanmadığı bugünlerde yaşayan, üç beş akşam masasında oturduğu adamın bunu yıllarla kıyaslayabilmesine bile imkan veren o zamanın enayisi, şimdinin düzenbaz adamının hazin sonudur. haa bu yazı; başkasının baş düşmanının, "beni bile senden çok seviyordur" demesinin (ki zerre şaşırmamıştır) muhatabıdır. zaman kayıplarının buralara dökülmesidir işte. son olarak bu; küçükken oyuncaklarının değerini bilmeyip, onları kıran döken, büyüdüğünde ise küçüklükten miras olan korkularının da büyüdüğü, kompleksleri, kalflarından daha gelişmiş olan kalbi diğer insanlardan nispeten hızlı ve düzensiz çarpan, üzgün ama geri dönüşü olmayan, yılgın ama yılmamış gibi gözükmeye çalışan başarısız bir adamın hayat döngüsünün sadece bir günüdür. 

ne kadar iç karartıcı, feri gitmiş bir görüntü değil mi? bu bir jaguar hırıltısıdır zira başka frekanstan ses eden. duyabildiğim ama anlam veremediğim sonunu bildiğim bir hikayedir bu.

İşte ben bu kafayı her gün yaşıyorum...

diğerlerini sonra yazarım.
ilaç vakti.

Serhan.


5 Nisan 2017 Çarşamba

Burhan OT

selamlar selamlar,

Yıl oldu mu acaba son yazımdan bugüne kadar geçen zaman? neyse olmuş olabilir. Ben nasılım? iyi diyelim, iyi olsun. Siz nasılsınız? Sizler; böyle 80e, 1000e falan ayrılırsınız işte duruma göre değişirsiniz mantıken. Benim tanıdıklarımın çoğu iyidir muhtemel. Hatta süper lan benim tanıdıklarım. Herkes daha da gelişiyor. Coştu millet. Serhan'a tur bindirdiler ki zaten ben çoktan diskalifiye. Olun olun müthiş olun. Yetmez! Çocuklarınız falan da birbirleriyle yarışsın. Yaşasın hırs. Yaşasın para. 

Her ne haltsa bugün bizim şirkete temsil adı olarak Burhan Ot'u uygun gördüğüm bir kişi geldi. Adam gelmeden önce; nerelerde çalıştığı, ne yiyip ne içtiği? Boyu-kilosu ki iri bir arkadaş; zaten paylaşılmıştı. Beklenen oldu, bugün geldi. Benim en nefret ettiğim işin IT ve türevleri olduğunu beni takip edip, hala ölmemiş kişiler bilirler. Bu zat da aynı iş koluna mensup, en babasından olan ERP uzmanı. Velhasıl Burhan bey bugün geldi ve ahanda bizim şirket kartını çıkarttı şırrraaakk. Danışmandı ama email adresi vardı, olum onu bırak, odası bilem vardı. Her şey ne güzeldi? ITci mi olmak vardı? Kısa bir konuşma yaptı. bizler anahtar kullanıcıydık. Dedi ki, (lan içinden) dedi; ben yanımda bilgisayar açtırtmam, ben telefonu kapatırırım ızzt bızzt gibi garip şeyler söyledi. Almıştı gazı. 40'ına merdiven dayamış ve sittin senedir orta düzey yönetici olan ben gibi şahıslara bu Liseli styla haşlanma stili hoş gelmedi tabi ki. Başarısızız belki ama yine de, eser miktarda da kalsa bizim de gururumuz mevcuttu sonuçta. Bir de şirkette malum, rüzgar olup esmeyenler için de laaan ya benim esmediğimin?! foyası ortaya çıkarsa? düşüncesinde olanlardan; hssiktir zıçtık tepkisi yükselmiş olabilir miydi? Henüz net bir durum yok. Her şey çok yeni.

Bu bilgisayarı açtırtmam, telefonu kapattırırım hayt huyt olayını, bizim firmanın en tepesinin bir altındaki beyefendi de beğenmemiş olacak ki çok kibar bir şekilde, bizim personel gerektiği yerde, nasıl davranacağını bilir... şeklinde bir mesaj virdi. Önemliydi bu. Eşek kadar adamlar için Burhan'a; eti senin, kemiği benim demedi zaar. Diyebilirdi ki onun yerinde, birkaç altındaki bey olsaydı derdi. Burhan'ı, koridorda gördüm, normalde selam veririm, gerek domuzvari bir günümde olmam, gerekse hal ve hareketi beni selam vermemeye itti. İyi yaptım bence. Bakalım. 

Burhan Ot ile maceralar olursa, paylaşırım. Benden yana sorun çımaz zira ben o işi kolaydan yaparım. Kimlerden çıkacağını da biliyorum. Ayrıca geçen sporda artis artis suyumu kenara koyan herif, haddinden fazla ağırlık yükleyip benchin altında kaldı. Normalde ota boka koşan ben, yine kıpırdamadı. Artık böyle, ne kaddar ekmek o kaddar köfte.

Hadi afiyet olsun.

Serhan.

8 Şubat 2016 Pazartesi

gecenin dordu

en nefret ettigim besyuz seyden biri, ingilizce klavye ile yazilmis bir yazidir. hah elbette duzeltmeyecegim. size bir sey soyleyecegim, benim dnalarimda kesin problem var. bu durum sirf beni etkilese eyvallah. ama oyle degil. benden hala birseyler bekleyen insanlari d etkiliyor. hayatimda kimse olmasa, yok olurdum. 

dayilarimin, halamin, ve tanidigim (%80) kisilerin bana karsi hisslerinin bana etkisinin yazilisi soyle, se-vil-mi-yo-rum. yazmasi kolay ama sevilmemek bazen sorun olabiliyor. beni seven de belli sure sonra sevmeyi birakmali. kati dusuncem. bir kere; koseleri tutmakta gec kalmisim. koseler turulmus, ortada kalmisim. ortada kalmislarin sempatiye ihtiyaclari vardir. ben sempati gormem. tam tersi tehlike gibi gorunurum. aslinda alakasi yok. her seyin daha kotuye gitmesinden sikildim ki bu kacinilmaz, ta ki sona kadar. son ne zaman? benden, eger bir mucize olmazsa gercekten bir bok olmaz. bunu 20 senedir soyluyorum, ilk baslarda abartma olum falan diyorlardi. o abartma diyenleri 5 senedir falan azalarak goruyorum. teorimde hakliyim.

cok uzuluyorum. uzulmuyor degilim. elimden geleni yapmaya calisiyorum ama olmuyor. ben, dogmusum iste, salak-sacma dikkat cekme huylarim ile kardesimin onune gecmisim. ister istemez benim ustume daha cok dusmusler. o yalniz kalmis bence. dogmasam da cok sorun olmazmis. hatta daha iyi olurmus. gercekten. size bir sey diyeyim mi? insanlar cok acayip bir sey yapiyorlar. buyu gibi. ihtiyacin oldugunda, olmadiginda, en mutlu aninda, mutsuz aninda onlarla iletisime gecemiyorsun. gecen kuzen vefat etti; ikinci kusak, ben de en son iki sene once gormustum ama kimseye soylemedim. cok canim acidi, genc olum en nihayetinde.

kimseye soylemedim mi? kimse ile bu konuyu paylasacak kadar bile yakin degil miyim? ne isterdim? maddi-manevi kime ne borcum varsa, hepsini kapatip, yuzlerini bir kutuya koyup, aklimdan atmak. bunu isterdim.

eyvallah.
ser.

14 Ekim 2015 Çarşamba

ben salağı

hey, iki gün geçmedi ben yine yazıyorum. bu ne demek? fena sıkıldım demek. kendimden, etraftan, senden, ondan. hava almam lazım. beynimde saniye başına düşünce sayısı minimum üç, uyku dahil. uykudan kalkıyorum sanki gram uyumamışım. hayatta ''undo'' yok. ben bi' ölüp geleyim de diyemiyorsun. iki dinlensem? şu aralar olmaz. hangi ara olur? şu an değil. Beckett'ın dediği gibi; ''dünyadasın. bunun tedavisi yok.''

neyse sittir edin şimdi, bakın ne anlatacağım. ben, bazı konularda çok salak olurum. eskiden bu yaptıklarım belki salaklık olarak sayılmasa da, bu yaşlarda durumun adı, salaklık. temiz. küçükken, abim çok sinirli idi, beni kırdığı zaman çok olmuştu. gerçi en son bir kırdı, daha da yapışmadım ayrı. velhasıl noyan yapar yapar, sonra gönlümü almaya çalışırdı. ahah ben küs tabi. kararımı kesin. bu sefer artık tamam. hiç konuşmayacağım. cırt cırtlı cüzdanımda duran vesikalığını bile çekmeceye kaldırmıştım. sonra yanıma gelir, seriş bak gel. geel hadi. biliyorsun. gıdıklarım? (uzaktan bile gıdıklanabilirdim). bak üçe kadar sayıyoruum. eğer gelmezsen, bir daha beni göremezsin, giderim. ben salağı, hiç mi? hiç. bana ne. iyi peki sayıyorum baak. biirrrr, ikiiii, ikiiii buçuuukkkk, iki yetmiiiişşş beşşşş, üüüü... hahah yine ben salağı koşar boynuna atlardım. bizim küslüğümüz bu kadardı. bana miras bıraka bıraka bunları bırakmış işte. ailede, tek gidiş bileti o kullandığı için ben buralarda kalmak durumundayım. gider miydim? belli olmazdı.

yukarıda anlattığım gibiyim hala. herkesin karakteri farklı. çocukken karakterlerimizin temelleri atılıyor, bazen bu salaklıklar öyle baki kalıyor ki bir ömür boyu devam ediyor. bu sebepten benim küsmemden bi' sik olmaz. üçe kadar sayın, ben oralarda olurum. çünkü salağım ben. insanlar belki de ondan rahat. nasılsa bu daltarak kimseye küsemez deyip, her olayda (başkası yapsa sorun yoktur hee) bana resti çekerler. dünyanın en kolay rest çekilen adamıyım ben. memnun oldum. 

hee siz merak ettiniz tabi. ben mi neler yapardım? civicivlerine benden daha fazla ilgi gösterdi diye gece saat kurup, kalkar civcivleri dışarı bırakırdım. kedi çok severdi. benden fazla mı seviyor acaba deyip, kediyi kutuya koyup üstüne ansiklopedi koyardım. parkede ilerleyen tepesinde kitap olan bir kutu? hahah çok kızmıştı. neyse bunun gibi masum şeyler yapardım. 

hadi eyvallah.
Serhan. 

12 Ekim 2015 Pazartesi

sen, o, öbürü, öteki ve ben

selam, 

terör saldırısı ile ilgili yazı yazmayacağım. hatta uzaklaşmak için buralardayım. son yazdığımı tekrar okudum. evet, köpeğim olsa seni gerçekten ısırmaz. ama yok. gerçi sen de yoksun. köpeğim olsa, senden bahseder miydim? evet.  iki kadehten sonra, çenem düşerse seni balıklara anlatırım belki, o da belki. anlattığım balıkları da yerim. orada burada konuşmasınlar. garanti olsun.

eleştirilerinizle beni var... pardon yok! ettiniz.  tekerlekli sandalyedeki adam, benim diyelim ama geçici. hayatıma herkes gibi devam edebilmem için uzun vadede bu sandalyeden kurtulmam lazım, ama kısa vadede bu sandalyeye ihtiyacım var. bilirsin ki malum sandalye ödünç. ödüncün ödüncü olur mu be birader? peki ödüncün ödüncünü sana veremedim diye, bana küsülür mü be arkadaş? ayıp. küsülmeye alışığımdır da, ben kaale almayı bırakalı çok oldu.

canım, canımdan öte vesaire vesaire. hala olmak değil ki olay. olay; halan gibi hala olabilmekte. ben, pek ihtimal vermiyorum açıkçası. annem, pazar parası gelecek diye ağaç olurdu. ulan sktiğimin semt pazarı, pazartesi günleriydi işte. sabahtan bıraksan olmaz mıydı? hayır. illa bekleteceksiniz, neden. cep sıcak, el içerideyken dışarı çıkmıyor. ne günlerdi? kötü. duyuyorum ki, aynı bekletme/sallama huyu sende de var. genler. bu genlerle senin; halan gibi hala olma işin yaş. bize en yakında güle güle tabi, sizler huşu içinde kalın. 

sen neden oradaydın biliyor musun? bence de biliyorsun. yine de; ben daha önce orada oldum diye. ya ben niye oradaydım? gerçekten hak ettim diye. aramızda -orada olma- farkı bu. arayı kapatma çabalarımdan da baydım. olsan da olur, olmasan da. iki kadeh rakı içsek de olur, iki kadeh rakıyı ayrı arı içsek de olur. bu raddenin bir üstü olmaz tabi. aslında sen ve üst paragraf, tencere-kapak olurmuşsunuz. şaka bir yana, aslında aynısınız. 

ve bu paragraf da bana ait. kendimin. ''I used to bring you sunshine...'' zamanım ne kadar kısaysa, ''now all I ever do is bring you down'' zamanım da o denli uzunmuş. size tavsiyem benimle pek şey olmamanız. ortamın enerjisinin damına koyarım ben. çok kuvvetli negatif gücüm vardır. ciddiyim. 

eyvallah,
Serhan.    

21 Eylül 2015 Pazartesi

hrrr

şirketin yarısı izinde. işle ilgili ulaşmaya çalıştığım kişiler de izinde. çalışanlar da köylerine falan gideceği için izinde. öyle ki; bazı makineleri kapatmak durumunda bile kaldık. neden böyle bir giriş yaptım bilemiyorum. sanırım ben de tatile gitmek istiyorum. ece'nin köpeğini kıskandım sabah sabah. şıkır şıkır suda yüzüyordu. zaten köpek olsan, ece gibilerin köpeği olacaksın abi. benim köpeğim olsan, bir sürü sıkıntı. 

''ısırır mı? huuuuuravgdyugbadsu... eheh. aslındaa çok sakiindir, şey sizinkinin ismii nee? olum niye havlıyorsun ya? korkutuyorsun kızcağızı? ayıp şey. hrrrrr... iyi be iyi. (o sırada) köpeğinize ağızlık takın kardeşim. ne diyorsun lan sen? ananı avradı (yakadan tuttuuumm, kafayıı gömçürdümm) çaatt. ah burnum (onun burnu). gel gidelim olum bu park bize göre değil. hırr... gibi.''

dövmeliyi, bereliyi falan yazacaktım. vazgectim.

oğlum haklı, bu park bize göre değil.

eyvallah.
Serhan.


16 Eylül 2015 Çarşamba

siz, siz olun...

kimse beni sevmiyor. ulan yandaki ankette oy kullanan kişi sayısına bak ya; sıfır aha 0. sonra; kendime notum, sıfır... deyince kızıyorsunuz. neyse ne. 

evlenme konusu gündeme gelince hep gördüğüm bir rüya aklıma gelir. defalarca gördüm bu rüyayı ben, kan ter içinde uyandım. gördüğüm; ağlayan, siyah giymiş 4-5 yaşlarında bir kız çocuğu. başka kare; çimlerde durmuş, oyuncaklarıyla oynamak yerine devamlı ağlayan bir kız çocuğu. her halde, komşunun çocuğu olmayacağına göre benim kızım olsa gerek. ben ise; beni artık kimler nereye götürmeye çalışıyorsa onlarla boğuşuyorum o sıra. birine vuruyorum, öbürü geliyor, ondan kurtuluyorum diğeri bacağıma sarılıyor. sonunda tükeniyorum ve kendimi bırakıyorum. kız yavaş yavaş uzaklaşıyor. sarışın, lüle lüle saçları olan bir kız. flu oluyor gözümde. rüyaların tersi çıkar deseler şimdi bunun tersi ne? tersi daha bok. 

nasıl bir haleti ruhiye, nasıl bir hüzün ile sarmalanmışım? siz, siz olun asla ölenle ölmeyin... diyeceğim ama o öyle olmuyor işte. neden? çünkü ölenle ölünmek adlı bir gen var ve bir dna yapısı. biyolojik. ben, ölenle ölebilen geni taşıyan bir dna yapısına sahipmişim. o yıllarda kontak kapatmışım, 90'larda kalmış bir kısmım. böyle bir adam da rüyasında lunaparkta eğlenen ahaliyi görmez lakin. ne bok yiyelim? allah da bizi böyle yaratmış. bunları sunmuş. buyur demiş. al, ilaç iç demiş. ilacı orada burada unutursan da; acile git sana iğne yapsınlar... demiş. 

kısa oldu. anketi yanıtlayın bak.
serhan.

26 Ağustos 2015 Çarşamba

sigara

heyo,

üç günde iki yazı means need to talk someone! 

ilk sigarayı içtiğimde çocuktum. best marka, pederin. sonra 16 yaşlarında uzun marlboro light içmiştim. bayramoğlu'nda palmiye diye bir disko vardı, orada. iki-üç hafta sonu kadar. sonra o kış aklıma gelmedi sigara. sonraki yaz, tatile gittik; adam başı bir karton camel ile. camel da bulgar camel'ı. leş. camel içmek farklılıktı o vakit. kadıköy mc'de camel içiyorduk mesela. üniversite hazırlık zamanı baya baya sigara içiyorduk. kısa marlboro. ama benim gönlüm kısa marlboro light'daydı. o zaman çok yoktu. cadde'de tezgahlarda vardı. bizim takıldığımız kafenin ismi rock kafe'ydi. rockçıyım ben! o zaman da, bu zaman da. neyse, arkadaşlarımın arasında en az sigara içen bendim diyebilirim. sonra üniversite, o zaman ilk iki yıl kısa marlboro içtim sonra light. günde yarım paket falan. farkında değiliz tabi deli gibi spor yapıyoruz. 21 yaşında sigaradan sıkılma olayım başladı. ilk pa krizi. QMC/Nottingham. hayatıma tecavüz sahnesi.

sonra futbolu bıraktık her potansiyel büyük! topçu gibi benim kariyerim bir sakatlıkla son bulmadı. hala oynuyorum arada. zaten pek de sakatlanmazdım ben. haha hatta herkes sakatlanır, millet tedirgin olurdu vs. bir keresinde bayramoğlu'nda hayati bir maça çıkacağız, ben de dizimi -bilerek- duşta mermere vurdum. ilgi nasıl bir şeydi acaba diyerek bandaj falan sardım. eyvah kastel maçina, serhan sakatlandı yandık... nidaları yükselir diye beklerken (cidden takımın en iyi hadi serkan'dan sonra ikinci en iyisiyim); meğer yerime ne çok aday varmış arkadaş? domuz gibiyim lan ben oynarım, çekil. ama dizin? sittirme dizini. emre nasıl psikopat oynuyorsa ben de öyle oynuyordum. maç gidiyor diye çıldırırdım, maçı alınca süperdim ama arkamdan; adam iyi abi de çok sinirli. keyif almıyoruz... cümleleri. sonra o takımı bıraktım benden yaşça büyüklerle oynadım. keyifle bol bol yenildiler. neyse konu sigara; sonraları marlboro light ve winston süper light içtim. ama artık içtikten sonra (yaş 24-25) alınan keyif falan pek kalmadı. zaten hayat bktan gidiyordu, stres seviyesi de tavandı. 

içiyorum, kalbim bir garip atıyor. nikotine karşı dayanıksızım tribine girdim. tansiyon zaten aileden yadigar. eskisi gibi kahve sigara keyfi yapacağız, bana zulüm resmen. içiyorum ama sıkıntı. içki masasında millet 2şer paket sigara içiyor belli dubleden sonra ben de eşlik ediyorum, sabah bir kalkıyorum nabız 140+. yavaş yavaş sporla ancak atıyorum. sonra yine aynı sahne, sonunu bilerek ben yine millet uyuyorum bu sefer 145 nabız. arkadaşlara soruyorum, böyle bir durum var mı? yook. sonraları günlük yaşamımdan yavaşça sigarayı çıkardım. bir-iki sene falan. tekrar arada bir. bir ara günde beş. baktım sıkıntı, hemen ara veriyorum ama. herkes sigaraya gönülden bağlanmış halde bende öyle bir şey yok. bu aralar yine alkolle içiyorum ertesi gün bi 140 nabzımız olmasa da 100+'yı görüyorum. 

bitiş paragrafı; işte benim hayattaki olayım bu. ben ne top oynarken ağız tadıyla sakatlanabildim, ne de boktan iki dal sigaranın bile beni herkesten fazla etkilediğini kabullenebildim. bu cümleyi şu an tüm hayatıma paste yaparım. yokluğumda, çok fazla özlenirim diye düşündüm ama anne-baba ve birkaç kişi dışında öyle olmadığını gördüm. sigarayı sorun sayarsak, ben mevcut sorunlardan çabuk etkilenirim ama onlarla yaşamam, bir şekilde sıyrılırım. ama baktım duruma yine karışmam gerekecek, sonunu bile bile karışırım. çünkü ben böyle biriyim. 

e yani durum böyleyken de böyle. 

eyvallah,

serhan.

24 Ağustos 2015 Pazartesi

yarım demedim ben

hello,

krediyi öteleyeyim diye sabah sabah bankaya gittim. 910 numarayım ben. sıra 903'te, eyvallah dedim zaten alerjim tutmuş, gözlerim, burnum akıyor. sıcak bir taraftan, en mühimi de açım. eczaneyi sordum. tam karşıda imiş.

gittim, göz damlası, göz teramisini üstüne de c vitaminli efervesan aldım. bunlar bende fikis menü. sonra yandaki büfede sosisli yiyeyim dedim lakin sosisliler maalesef daha pişmemiş. canım acayip sosisli çekiyor. ben de istemeye istemeye tost söyledim, bayat yarım ekmeğin arasında tost üstü ful margarinli bir şekilde geldi. dedim ben bunu (parmaka gösteriyorum; sandviç ekmek) istedim, yarım ekmek istemedim. adam ise, yarım istedin diyor. tee allaım yarrım istemedim ben, su tostlardan dedim hatta sandviç ekmeğini gösterdim, sen de tamam abi bunlardan sonra seninkini atıyorum dedin... dedim. olay tostun yarım, çeyrek olması değil salak yerine konmak. dedim ki; abi, böyle yaptım, unuttum de kusura bakma de... zaten ben, tamam derim. ama ben yarım marım demedim. hala dedin diyor. neyse sonra, kabul etti. ''hee sen oni haa temam temam...'' hee oni ya. iyi daha uzatmadık. bu yüzden bile dövüşürüm ben. yarısına kadar yedim tostu. ilaçları da çaktım zaten sıram da gelmiştir... dedim, çıktım büfeden.

evet bir girdim bankadan içeri. numara 904'te. 903'ten, 904 olmuş. haha şaka gibi amk zaman mı durdu olum acaba diyerekten iki salaklaştım. söyle sıradakilere baktım, çoğu kredi başvurunda bulunacak asgari ücretin artmasını istemeyen AKP seçmeni. dedim ki sıraya; sizin hepinizin işi belli ki uzun! ben, krediye bir imza atıp, çıkacağım. 2 dk. izin varsa tabi? hemen en önden takkeli dalyarrak amca, hee biz sabahtan beri bekliyoz da bilmemle lan sus sakalını yolduğumun herifi sus. amca motor gibi susmuyor. tamam beyamca, tamam amk sen sus beklerim ben. bireyselden kadın baktı tüh boşuna beklemişsiniz dedi. hah dedim, az önce şu arkadaşa (parmakla onu da gösteriyorum) aynısını söyledim tınmadı, sonra içeride bilgisayar oynayan adama da söyledim, o ise hiç tınmadı... dedim. Kaldı ki portföy müşterisiyim ben, bir isim söyledi. evet iste o dediğiniz isim de yerinde yok dedim. gerçi telefonu meşgul. lütfen dedim, işimi halledin ben elimi kana bulamadan bu diyardan gideyim. Geç de kaldım işe, arasalar yokum. zira aramazlar ama yoksan ararlar. ben de böyledir. Gerçi önden işe gidip kartımı bastım, sonra çıktım emma olsun.

aha unutmadan yarım marım demedim ben.

eyvallah.

serhan.
   

13 Temmuz 2015 Pazartesi

hafızam

evet yine pesimist bir yazı.

bugün, her zamanki güzergahtan değil, yakacık'ın tepelerinden şirkete vardık. yol boyunca, ciddi güzel manzaralar vardı. aslında; mevcut güzergahımıza göre süperdi demek daha doğru olur. sonra bir huzur evi gördüm, yeşillikler içinde. sabahın 8'inde yaşlı teyzeler-amcalar dışarıdaki sandalyelerde sallanıyorlardı. sallanan sandalyeleri severim. Legends of the Fall'daki A.Hopkins'in oğlu Tristan'i beklediği sahne geldi gözüme. Hopkins'in elinde çifte, tek göz kısık elinde puro.

zannımca ben de bundan birkaç sene sonra huzur evinde falan olacağım ya da belki bir rehabilitasyon merkezinde. neden böyle dedim? çünkü hafızam zayıflıyor, yok oluyor. zayıflamasın, yok olmasın. sadece psikolojik olsun da gerçeği olmasın. pazar günü, yaklaşık 5 yıl sonra yazlığa gittim. malum site sakinlerinden bazıları büyümüş, bazıları yaşlanmış, kimisi ölmüş, birkaçına felç gelmiş :S yaş ortalaması çok yükselmiş. sonra eski arkadaşlarımı gördüm; çoğu yaşlanmış, göbeklenmiş. neyse işte; en fiti açık ara benim. taam da işte, hafıza giderse napacağım? yılların depresan kullanıcısıyım; nedenlerini blogu okuyanlar beni tanıyanlar bilir. ben, zekam ile para kazanıyorum. hafıza yoksa zeka boşa çıkar. çok kötü olur. geçmişi resetleyip etrafa öyle boş boş bakmak fena. nasıl olurum ki öyle ben?

gitgellerim olur belki. sarı laciverti görünce kendi kendime; sarı-lacivert-şampiyon-Fener... derim sallanan sandalyede. hızlanırım, sonra düşerim. hemşireler kaldırır. kafam kanar. belki babamın kucağında oturduğum günleri hatırlayarak sallanırım bu sefer, IQsuzca tebessüm ederim sağa sola. havaya bakarım gözümün önünde bir yüz belirir elimle ona dokunurum belki, canım abim diyerek. annemi hatırlarım, feri sönmüş gözleri ile bana bakarken. annem orada da bırakmaz beni. kucağıma bir çocuk oturturlar, kim olduğunu bilmediğim. annesi ile gelir, beyaz tenli annesini hatırlayacak gibi olurum, bağırmak çağırmak isterim, isteği eyleme dökemem belki. gitsinler derim, istemem. benim için çok geç, onlara erken bir hadise. mesela arada bigmac yeme isteği belirir belki. hastanın bigmac krizi tuttu. acil yemek sepeti yemek septi'nden sipariş verin. çok agresif oluyor! karşımda biri varmış gibi bigmac yerim belki, sakinleşirim. bitince zaten karşımdaki de kaybolur. sonrasında bigmac yeme isteğim de yok olur, karşımdaki gözümün önünde belirmeyince; ne olurum?

Uzun boylu arkadaşım gelmez. ya da gelir de geç gelir. arkasında duranlardan belki bir iki tanesini zorlasam hatırlayabilirim gibi gelir. ama nedense içimden gelmez. doktor, adama; maalesef tanımadı sizi der.

lakin tanımıştır.

adios.

serhan.

not: ne pis bir yazı oldu be.

4 Temmuz 2015 Cumartesi

eternet kablosu

hey,

size bu satırları 130-140 nabızla yazıyorum. yemin ediyorum bıktım. bezdim resmen bezdim. kronik psikolojik sorunlarımın yanında, hayatımda cins cins insanlar da ısrarla bana denk gelmekte. geçen bu psikolojik sorunlarımın bir tanesi ile uğraşıyorum, şaytt tam da üretimdeyken denk geldi. hava sıcak, etraf kalabalık, makine gürültüleri ki hepsi ayrı ses çıkarırlar ve ben de hepsini ayrı ayrı algılarım, hepsi kulağımda çınlıyor. o aradan forklift çıkıyor, kaos var kaos. o an; tek bir amacım var. klimalı olan ofisteki masama ulaşmak. 

bir odada iki kişiyiz. benim görüş bulanık, tansiyon tavan vesaire vesaire. detaya girmiyorum. her ne haltsa bir baktım, masamda bir karartı. bu arada klimalı odada klima da kapalı. bela kronik halimle; değil önce klimanın kumandasını bulmak, acil popomu bir koltuğa koymam gerek. o karartı dediğim ise; bir kişi. elektrikçi çocuk. adam çocuk. slow-motion zat. benim bilgisayardaki eternet kablosunu tamir etmiş. bir şeyler söylüyor bu arada masamda da oturuyor. kafam zaten sepet gibi olmuş. bir saniye çekil zira oturmam lazım. bakıyor. bak tabi. ama aynı zamanda çekil di mi? ı ııh. insanlara karşı kibarımdır bihassa çalışanlara kaşı. hem eternet kablosu tamiri ne demek? yenisini alırsın olur biter. neyse baktım falan tamam sağol dedim. zahmet olmuş. göz ucuyla klima kumandasını ararken; bir daha kırmayın haa... diyen bir sesle irkildim. ehuehhehahhıuhıdncndfn nn neee? dedim. tekrarladı. şöyle bir baktım kablonun ucundaki o tırnaklardan bahsediyor. benim kabloda tırnaklar kırık değildi bir kere. toplantı odasından geçici aldığımız, eternet kablosunun tırnakları kırıktı ama süper çalışıyordu. yani bu adam çocuk, hem yanlış kabloyu kesmişti hem de ukalalık+terbiyesizlik yapıyordu. o sırada gördüm ki internet yok. üstüne iki tane çalışmayan kablomuz olmuş. bi de bu zat var. bunları konşurken her seferinde ağzını açıyor ama ben hızlı konuştuğum için dile gelemiyor. yoksa her seye cevabı var. ama benim kronik rahatsızlığım da var. sinir var, stres var, suistimali sevmeyen bir yapım var, sağ avuç içim var. var oğlu var.

derin nefes aldım; dedim ki o kestiğin kablo yanlışşş bu biir. ikincisi kablonun tırnakları olsa ne olur olmasa ne olur? üçüncüsü ben kırsam zaten söylerim dördüncüsü zkindirik bir eternet kablosunun ucunu değiştirdin diye ne oluyor? beşincisi ve en önemlisi ise; ağzını topla. o sırada kabloyu kurcalamaya devam eden adam çocuk bana internetin geldiğini müjdeledi. ifade şu ama bak oldu işte! hahah ama zaten önceden de böyleydi. ben tık diye takılsın, daha da kurcalamayalım, bilgisayardaki soketi bozmasın vs istiyordum. kısaca workdone sıfır. çene bol, icraat yok. dedim hadi. haydii. yanlış anlaşılma falan bir şeyler diyor ama kızgınım. özür dile, bas git. elalem hor görür, ben kollarım. gördüğüm muamele de hep aynıdır. geçenlerde de arkamdan; serhan bizde kaldı, yok kocamdan omlet istedi yok şunu istedi vs vs diye konuşulmuş. ulan siz bende 3 ay yaşadınız be. ısrar ettiniz de kaldıydım o da hayatımda bir gün. yuh be ayıptır. hayatınız yalan.    

benim gerçekten yetim olan bir arkadaşım var. bana hep şöyle der; acıma yetime, döner koyar götüne. inan, doğrudur bu laf der. eskiden, yok be olum! falan derdim, şimdilerde 'olabilir'e kadar geldim.

eyvallah,

serhan.  



4 Haziran 2015 Perşembe

kendimden sıkıldım yemin ediyorum...

Selamlar, uzun zaman oldu. başlıktan da anlaşılacağı gibi kendimden acayip sıkıldım ben. öyle böyle değil. devamlı aynı hataları tekrarlayan şahsiyetlere ERRORIST denirmiş. ne kadar güzel. aynı ben. şimdi söyle ki, benimle aşağı-yukarı aynı işi yapan akranlarım yürüdü ben sabitim. ya da bebek adımları ile yürüyorum. benim sorunum ne biliyor musunuz? beni zeki bir insan sanıyorlar. öyle gösteriyorum herhalde ama değilim. ve fekat, kafam bazen öyle bir karışıyor ki IQmetre olsa; o an kesin gerizekalı çıkarım. 

daldan dala atlayan bir yazı olsun. genelde böyle yazarım zaten. velhasıl bu kafa karışma hikayesi çok sinirimi bozuyor. ben ki hayatta; isim, tel no, kelime vs pek unutmam. hafızam iyidir. ya da iyi idi. buradaki şoförün ismi aklıma gelmiyor. bakın yine gelmiyor. kamil ulan kamil. 2 dk'da falan aklıma geldi. dedem alzheimerdı benim, bekledi bekledi doğum günü arifemde hakkın rahmetine kavuşmuştu. hiç unutmayayım diye sanırım. belki de bir işaret. genlerden mi, artık psikolojiyi toparlayalım diye aldığım desteklerden mi nedir, ciddi eski sürat-i intikalimden eser yok. bu durum hiç hoşuma gitmiyor. eskiden mahallelerde deli gaziler vardı. ben de kafayı sıyırıp böyle biri mi olacağım? üstelik gazi de değilim. 

umarım geçici bir şeydir. en son yazdığım yazıya bakmadım. emin olduğum; o zamandan bu zamana bir göbeğim olduğudur. yaz gelecek diye eritmeye çalışıyorum. bu arada yaz da gelmiyor. şirkette spor salonu var. gerçi mevcut ağırlıklar beni kesmezdi, bu sebepten dolayı bahadır'dan bir sürü ağırlık alıp, koydum salona. haftada 3-4 çalışıyorum. bu blog yazma beraber başladığım bazı zatların kitapları oldu, yazdılar, çizdiler. bende ise tık yok. ha denedim mi? evet bir şeyler yazdım. sonra kaybettim. sonra buldum. ıyy ne iğrenç yazmışım be? dedim, atım gitti. kimseye de öyle ful versiyon göstermedim. hemen ekleyeyim; kendimi o toplara girecek kadar iyi görmüyorum. iyi yazanlar yazsın, biz okuyalım. bu aralar bir şey okuduğum da yok. yazı yazma kabiliyeti sınırlı olanların da kitapları çıktı gerçi de, ben onların kitleye hitap etmek istemem, edemem de. Aylin Balboa (Entel) ayrıdır. O ''müthişkulade'' bir yazar. çok acayip yerlere gelecek. 

başlığı açar isem; organize olamayan kendimden sıkıldım. arabanın anahtarını unutan kendimden sıkıldım. para hesabını bilmeyen kendimden de sıkıldım. en çok da; insanlara değer verme olayımı, pek hak etmediklerini gördüğüm halde ısrarla devam ettiren kendimden sıkıldım. hiç mi sıkılmadığım huyum yok? ne bileyim tatile falan çıkmam lazım benim. millet nasıl siliyor adamı ama? çat çat. bende o da yok. bir de gereksiz sinirliyim. beli etmiyorum ama çok sinirliyim. deliyim olum ben galiba.

görüşürüz.

Serhan. 


25 Şubat 2015 Çarşamba

Istenmeyen sahsiyetten kurtulma rehberi

Selam,

Size bu yazida, eski bir arkadas/akraba da olsa istenmeyen bir sahsiyeti nasil saf disi birakabilirsiniz; onu yazacagim. Elenmesi istenen yarışmacı sizseniz, kendi durumunuzdan bu yazıda birçok benzerlikler bulabilirsiniz. Yook eğer, saf dışı bırakmaya çabalayan iseniz; son paragrafta da sizin icin de nacizane bir kac satir mevcut.

Simdi oncelikle, sosyal medya sizin en kolay ikinci sobelenme yeriniz. Birincisi telefon. Sosyal medyadan baslayalim. Unutmayin ki siz onu ne kadar taniyorsaniz, o da sizi o kadar taniyor. Saf disi birakmaya cabalayan siz oldugunuz icin, hatalar yapacak olan da sizsiniz. Basliyorum. Kimsenin zamani butun sosyal medya hesaplari icin yetmez. Bir kisi her yerde olamaz, o yuzden oncelikle onun olmadigi ortamda bu varliginizi surdurun, mumkunse de ortaya belli sure bir seyler yazmayin. Sorarlarsa daa; haa orasi mi? Valla ben bakmayali yillar oldu vb klise cumleler kurabilirsiniz. Whatsup, evet bu cok sakat. Oncelikle hedefteki sahsi, size whatsuptan mesaj atma saatlerinde engellemeli ama sonra engeli kaldirmalisiniz. Bu sirada fotografinizi da kaldirabilirsiniz. Sorarlarsa is icin yaziyorlar, fotograf vs cocuk isi dersiniz. Yemez ama olsun. Olay zaten hemen yemesi degil yavas yavas cignemesi. 

Ve telefon. Calar calmaz acip, su an musait olmadiginizi toplantida oldugunuzu soyleyin veya ne bileyim arayan sahsin hoslanmadigi, gelmesinin zor oldugu bir yere gidiyorum deyin. Misafir de iyi bahanedir. Bu aramalar tekrarlanacaktir. Acmayin. Sonra bir-iki gun sonra donup, beni aramissin gormemesim vs tarzi bir geri donus yapin. Ondan once siz anlatin. Muhtemel sizin bir haltlar karistirdiginizi ve benimle gorusmek istememesi dogal olamaz...! diye dusunecektir. fasuşye gibi nimetten sayıyor kendini. geçmişiniz var ya ona güveniyor. Ama belayi ceken biri o. Ona ucu acik hikayeler anlatin, yuklemsiz olsun sonra detaylari anlatacagim diyebilirsiniz. Birini cok zor duruma sokabilirsiniz, aramizda kalsin falan diye de ekleyin, meraklansın. En kisa zamanda doneceginizi soyleyin. Bir-iki hafta gecerse de, tekrar konusursaniz o kadar oldu mu yaa? vs deyin. Sular artik isinmistir. Ondan olum/kizim bak gorusmek istemiyorsan soyle gibi bir karsi cevap gelebilir. Bu konuya SACMALAMA! diyerek karsi cikin ve gerekirse sevdiklerinizi bahaneye ortak edin. Hic aramayacaginiz bir kisiyi arayin, aslinda olmayan bir programi gozunun onunde teyit edebilirsiniz. Şüphelendi artık. Sorgulayacaktır. 

Veee SMS. insanlar bu durumda, konusmaktansa mesaj yazarak sonuca gitmeye calisir. Son cirpinislar, bogdunuz onu artik. Size ulasmanin atik son cabalaridir, bunlar. Ahh ahh zamaninda bu kadar yakin olmasaydiniz keske. Mesaji aldiktan sonra, iyiyce dusunup bir seyler uydurun. Musait olmadiginizi soyleyin ama yine magdur olmayi unutmayin veya sinirli olun. Cok sinirli olun. Ya da hiç cevap vermeyin. Serzeniş olacaktır muhakkak. bunu kullanarak üste çıkın. Bazi konusmalarda, yardim istedigini falan anlarsaniz siz onden atilin ve durumun vahimiyetini anlatin. Gerci sizi taniyorsa, bu vahimiyetin sadece ona karsi oldugunu anlayacak kivama gelmistir artik karsidaki. Bu arada basiniza bir sey gelmisse (gelmemiş de olabilir, sıkıntı yok!), kac zamandir bu isle ugrastiginizi ama onun da cani sikkin oldugu icin bu konuyu ona acmadiginiz ima edin, bes kere carpin mevzuyu. Dertlenin ki densizin eli, artik telefona falan gitmesin. Muhtemelen, o da skerim boyle askin izdirabini deyip sizi telefon rehberinden bile silecektir. Numara aklinda kalmistir ama en azindan telefondan silecektir. Bu arada da araya kutlama gunleri falan girecektir. Siz onu aramayin ki o da sizi aramasin. Ve sonunda beklenen son. Tebrikler o artik yok.

E tabi bir de su var. insan insana her zaman muhtactir. Bu yukarida yaptiklarinizi uyguladiginiz zaman, bir daha geri donusu yoktur. Deger miydi, degmez miydi bunu zaman gosteririr. Neyse artik husu icinde oldugunuzu dusunuyorum, telefonunuzu bu sahis caldirmayacaktir. Ona vermediginiz primi, baskalarina verebilirsiniz simdilik. Sira geldiginde de ayni tarifeyi uygularsiniz. Ama siz de efkarlanip, gecmisi hatirlayip telefonunu vs cevirmeyin. Zira goreceginiz tepki insandan insana degisir. Ben, saf disi edilen durumda olsam, ne yaparim bilemedim. O anki durumuma ve saf dısı edenin kredisine bakarım her halde.

Onsuz gunlerinizde hepinize mutluluklar.

Tekrar tebrik ederim. Başardınız. 

Serhan.

20 Şubat 2015 Cuma

komsu

hey,

ben, eskiden mizahi yazilar da yazardim. fakat son zamanlarda bu konuda pek basarili oldugum soylenemez daha dogrusu yazamiyorum. artik yazmak da istemiyorum ya orasi da ayri. bizim komsu samsunlu. aslinda sonradan bizim komsu oldu onlar. anneannem hakkin rahmetine kavusunca dedem yalniz kalmasin diye biz, ailecek nobeti devraldik diyebilirim. 12 sene vardir. ilk anneannemin komsusuydu onlar. yoksa biz coktan tasinirdik. zira bendeniz 4-5 sene memlekette degildim. hatta komsunun sadece ayse isimli bir kizi oldugunu sanirdim meger ayse'nin iki de abisi varmis. kucukken, kapidan; "merhaba ayse!" falan diye el sallardim, anneannem de cok ayip olum eheuheeuhe cocuk iste deyip konuyu toparlardi.

neyse esek kadar insanlar olduk, komsu cocuklari evlendiler. yani evlenmisler bizzat dugunlerine gitmedim. anadolu insanin baglari bizim (ki biz balkanliyiz) baglardan daha bir kuvvetli olur. bizim aile bir cenazede, bir de dogumda karsilasir. kimse kimsenin kac yasinda oldugunu, ne is yaptigini bilmez ama uydurur. yas olarak akrandan hesab edersin iste asagi yukari bir sayi ortaya cikar. ya da; "eniste senin bir opel vardi o zaman serhan yeni dogmustu..." hahah saka degil, araba modelinden falan yola cikilir. konumuza donelim, samsunlu komsularimizin kizi ayse halen bizim apartmanda oturuyor. 4. veya 5. kat. mutlu mesut ki tayyip bey'in -nufus planlamacisi kimligi- ile yaptigi aciklamalari dikkate alip; uc cocugu yapivermis. ayse'nin abileri pardon isimlerini bilmiyorum, ehhmm aslinda hangisi ayse'nin abisi, hangisi kocasi onu da bilmiyorum, sonucta; abilerinin de 3 cocugu var. totalde 9 torun. abinin biri de 6. katta oturuyor. kiminin anneannesi kiminin babaannesi olan selma teyze zannimca her hangi bir bakiciya cocuk emanet etmek taraftari degil. hepsi, her gun havuz dedigim, bizim karsi komsuda toplaniyor.

abartmiyorum karsi evde trafik saat 6 civari baslyor, asansor, ziller, kapilar vuruluyor, aciliyor, bebekler agliyor. bazen munakasa oluyor, gec kaliniyor, yemek, alisveris vs. Bizim apartmani laz muteahhit yapmis cift blok yanlardan birbirine bagli bir katta iki daire ama yanlamasina uzuyor. depremde esnemesin de hemen yikilsin diye boyle yapilmis herhalde. bu arada apartman yikilacak da yeni yapilacak fakat kar getirmiyor. herif oyle bir effective kullanmis ki sagdan soldan yer yok, kat da cikamiyorsun. of icim sikildi. hmm konumuz iste gurultu. bizim apartmanin yaninda bir de ilk ogretim okulu var. cocuklar tenefuse bir cikiyorlar; olum sanki cocuklari yillardir o okulda tutsak tutuyorlar. gurultunun tarifi yok. icerde bu yuzden uyuyamazsiniz. bence zaten okullari fanusa falan koymak lazim. bu aralar benim gibi issizseniz, sabaha karsi yatiyorsaniz imkan yok uyuyamazsiniz. salonda uyursaniz da iste bu bahsettigim trafik mevcut. o is de yas. mesela o baaam guuum kapadiklari kapi bence celik falan degil. o kapi; kursundan dokturulmus. kadin kapiyi bir kapatiyor bina sallaniyor. bununla da bitmiyor. cunku dede udi. evet bildiginiz udi. her an her saat ud clabilir. mesela sabah dedeyi uyku mu tutmadi, cal udu. nasilsa serhan zkinizde degil cok afedersiniz. aha laz muteahhit dedim durdum. bizim duvarlar biraz ince. sanirim malzemeden biraz calivermis. biraz gerilip kosup, duvara carpsam, kolum bacagim yan daireye gecer. cok gurultu var olum. taakatim kalmadi artik.

Hahaaa ya haftasonu? haftasonu banko misafirler geliyor. ickisiz eglence var. (udi sanatci cikiyor). bir gun ertesi sabah 9'a kadar surdu. icki yok, karadenizliler. mutlaka yemekler yapiliyor. sanirim bizim mahallenin en islek dairesi bizim komsunun dairesi. Eskiler bilir, Oya vardi. heh onun bile en iyi zamaninda bu kadar geleni gideni yoktur. Bu yaziyi niye yazdim? Eyvallah gurultu var, tamam. bize biraz saygi gosterseler fevkalade olur ama onlar mutlu. kiskaniyorum sanirim. bazen hisimla kapiyi aciyorum. Ali'yi (Ayse'nin oglu) goruyorum benim gibi kivircik kafali. hemen bize dogru kosuyor. Gecen sucuk yaptim, beraber yedik. taam yeter.

bitti.

serhan.

not: ben gidiyorum zaten yine.