Powered By Blogger
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2015 Çarşamba

siz, siz olun...

kimse beni sevmiyor. ulan yandaki ankette oy kullanan kişi sayısına bak ya; sıfır aha 0. sonra; kendime notum, sıfır... deyince kızıyorsunuz. neyse ne. 

evlenme konusu gündeme gelince hep gördüğüm bir rüya aklıma gelir. defalarca gördüm bu rüyayı ben, kan ter içinde uyandım. gördüğüm; ağlayan, siyah giymiş 4-5 yaşlarında bir kız çocuğu. başka kare; çimlerde durmuş, oyuncaklarıyla oynamak yerine devamlı ağlayan bir kız çocuğu. her halde, komşunun çocuğu olmayacağına göre benim kızım olsa gerek. ben ise; beni artık kimler nereye götürmeye çalışıyorsa onlarla boğuşuyorum o sıra. birine vuruyorum, öbürü geliyor, ondan kurtuluyorum diğeri bacağıma sarılıyor. sonunda tükeniyorum ve kendimi bırakıyorum. kız yavaş yavaş uzaklaşıyor. sarışın, lüle lüle saçları olan bir kız. flu oluyor gözümde. rüyaların tersi çıkar deseler şimdi bunun tersi ne? tersi daha bok. 

nasıl bir haleti ruhiye, nasıl bir hüzün ile sarmalanmışım? siz, siz olun asla ölenle ölmeyin... diyeceğim ama o öyle olmuyor işte. neden? çünkü ölenle ölünmek adlı bir gen var ve bir dna yapısı. biyolojik. ben, ölenle ölebilen geni taşıyan bir dna yapısına sahipmişim. o yıllarda kontak kapatmışım, 90'larda kalmış bir kısmım. böyle bir adam da rüyasında lunaparkta eğlenen ahaliyi görmez lakin. ne bok yiyelim? allah da bizi böyle yaratmış. bunları sunmuş. buyur demiş. al, ilaç iç demiş. ilacı orada burada unutursan da; acile git sana iğne yapsınlar... demiş. 

kısa oldu. anketi yanıtlayın bak.
serhan.

15 Ocak 2015 Perşembe

cok doluyum cok

hey,

cok doluyum oyle boyle degil. hayvan gibi uzun yazacagim okumak istemiyorsaniz, simdiden birakin bence. cocukken fakir degildik. cok oyle muhtesem bir yasamim da yoktu eyvallah ama ne bileyim yazlik, bisiklet, harclik; normalin ustunde yasiyordum diyebilirm. sonra buyudum, arabam da oldu, param da. her onune gelen 18 yasindaki gencin o yasta kredi karti yoktu ama benim vardi. ek kart tabi. peder verirdi, elde vardi, paylasirdim. elde olunca paylasmak onemlidir. 

arabami arkadaslarima verirdim. bir kere arkadasimin kiz arkadasi, tamponu surtmustu, nasil telasli?! onemli degil sakin dedim. ben onun tamponunu surtsem beni ceker vurur her halde. cok hesaplar odedim, iyi paralar. helali hos olsun. ne bileyim birinin ihtiyaci olursa, maddi-manevi destek olurdum ki hala olurum (su an sadece manevi). yalniz bu destek olmak oyle acayiptir ki, -ne var ki? elde olunca verilir, bende de olsa, ben de veririm!- diyenlerin bir cogunun eline imkan gecsin sana verseler verseler ucun birini verirler. olmayinca atmak cok kolaydir. metaryeli hissedince; acayip olur her sey. el, cebe gitmez. ceptekini vermek oyle herkesin harci degildir. iclerinden vay anasini satayim! deyip, kendilerine cok muhim isler icat ederler. sonucta o el, cebe gitmesin diye seninle karsilasmamaya calisirlar. hisedersin zaten. kimse 7/24 mesgul olmaz. bazen oyle olur ki, aklinin alamayacagi insanlara senden cok destek olurlar, ailecek kosustururlar. buna sasarsin. inanamayacagin insanlar, -kisa surse de- canciger kuzu sarmasi olur. sadece maddiyat degildir mevzu. manevi olarak da bu boyle. super ihtiyacin vardir. belki yalniz kalmak istemiyorsundur ama telefonun calmaz. haydi bismillah arasan da muhtemelen o telefon acilmaz. unuttum, atladim, kosturuyorum, cok doluyum vb. bahane bitmez. bu dunyadaki belki de bitmeyen tek sey, bahanedir. cok urettim bilirim. belki ben hak ettim ulan her seyi. en sonunda iki dertlesecegim diye bulusursun, onda da durum daha bok olur zaten. hic bulusma daha iyi. o yuzden yalnizliktan hoslaniyorum rolu yapa yapa, baska biri olur cikarsin. artik pek cogumuz gunluk yasiyoruz. isten cikarilip/cikip 2 ay hazirliksiz yakalanmaya bakar durumun vahimiyeti. uzaktan ise soyle derler, e artik kac yasinda oldun, hesabini bilseydin?! Ya gencken hesabimi bilseydim?! eski camlar bardak olmustur. sanki insanlarin basina gelmemis yada gelmeyecekmis gibi yorum yaparlar. konunun aslinda yasla basla ilgisi yoktur. yokluk her zaman boktur. yokluk mertligi bozar. aldigini veremezsin falan, cok fena sikici mevzular.

ben muhendisim biliyorsunuz, is gorusmelerim genelde anasinin nikahinda olur. mecbur arabayla gideceksiniz. ben bu iki ayda araba isteyecek kimseyi bulamadim ulan. yok. lafta, ne zaman istersen olum'dur, sonra hanimin adinadir, sonra sirketindir, sonra ortak laf eder, benim olsa dukkan... biliyorsun, kredisi bitmedi, bazisi da direkt; hayir. (Ben iki araba parcaladim bu arada). icinden hay amina koyayim ulan dersin, hay amina koyayim. o sirada elbette ki, sen bunlarla ugrasirken, insanlar sana kuser. neden? cunku essegin zikinden dolayi. arkadasinin babasi olmustur, 35 gun boyunca her gun aramissindir. cenaze, mezarlik, toprak vs derken gorusmeler birikir, 3-5 gun arayamazsin. kuser, acmaz bir daha telefonunu. cok gerekliymis gibi telefonunun ustune oturur ekranini kirarsin mesela. timucin'i ararsan cunku her zaman onun ekstra bir telefonu vardir. ama o bir daha sana donmez ustune, bu dunyada bir tek derdi olan sen misin? der amk. hakli herifin hayati benimkinden bok. aramama kisminda haksiz. neyse ben zaten bazi durumlari hesaplamisimdir. sapma elbet olur. haa isler ters gitti mi yrrak gibi alayi ters gider. odemler, kartlar, alkollu araba kullanmazsin normalde.  laan hadi bu sefer kullanayim surasi... dersin arabayi boydan boya cizersin tam da benim arabada boya yok! dediginden 3-5 saat sonra. cunku oyledir. ertesi gun de is gorusmen vardir. hata kimin? benim, kabul. peki bu hatayi baska gune erteleyemez miydik? yok hayir, simdi.

bir kac tane mahcup oldugun, yuzunu kizartip, iste sordugun insanlar vardir. onlar zaten seni bilir. bazen surpriz cikar. hepiniz aklimdasiniz olum (kizim), son duzluk. haa bu arada, belki de son banknot ile yemege cagirdigim cicoz bana oturdugumuz evin satisindaki paylardan bahseder. la havle dedim raki ictim. sonra hizini alamaz, soyle de bir nasihatta bulunur; ailen paylarina dusenle kendilerine rahat bir ev alir! bana diyor ki, sen karisma ki basina sokacaklari bir yer olsun. (belli ki akrabalar konuyu tartmis. sonuc; serhan parayi yiyecek! aile sokakta.) baktim, daha da baktim, hmm deyip bol bol raki ictim.

bana soyle bir bakin. baktiniz mi? iyi. 

eyvallah.

24 Eylül 2013 Salı

lüzumsuz hayatım

selam,

süper pesimist bir yazı yazıyorum haberiniz olsun. 

ben serhan; ben, kesinlikle baştan aşağı lüzumsuz bir hayat yaşadım. lüzumunda sadece; -lüzumsuz hayatımın başka insanlara ders olacağı- bir hayattı benimki. inanın, en gerekli yerde hiçbir çaba göstermedim. bıraktım, hep erteledim, salladım. boktan be. di mi!? aslında yaşamasam da olurmuş. ne o trajediyi önleyebildim, ne de aha ben şöyle şöyle bir iyilik yaptım da hayat kurtardım diyebileceğim bir hadise yada sıkı bir kahramanlık öyküsü var, mazimde. benim kahramanlık öykülerim hep piç oldu. millet, iş peşinde, okul peşinde koşarken, aptalca, kimseyi umursamadan; rehabilitasyon kılıfında bolca boşa zaman geçirdim. içiyordum da, sabah arabayı nereye park ettiğimi bile bazen hatırlamıyordum. 

öyle bir yaşadım ki, çocukluğum eğlenceli ama başkalarıyla alay etmeyi ihmal etmemekle geçti. o alay ettiklerim, benden çok önce adam oldu. bazıları da bi bok olamadı, o ayrı. bende ise, yarım şişe viskiden sonra şekillenen hayali projeler ganiydi. herkesin alay ettiği ile alay etmezdim. nedense? çocukluğumda futbol oynardım. gol kaçırınca yukarıya nah işareti yapıyordum. suç bendeydi ama suçları başkalarına atıyordum işte. allah beni sevmiyordu! biliyordum. (ilerleyen zamanlarda iki defa kazadan kurtulacaktım...) küfürleri saymıyorum bile. onun dışında ergenliğim geç gerçekleşti. geç büyüdüm. aslında bazı düşüncelerim hiç gelişmedi. 7 yaşında neyse, şimdi de o. ama kimseye göstermiyorum. bazı fikirlerim ise 7 yaşında tıpkı şimdiki gibiydi. bu iki cümle aynı değil.

girdaplara direnmedim, her yere savruldum. psikolojimi bozmaya 13lü yaşlarımda başladım. kimse anlamadı. kurcaladım kurcaladım sonunda 21-22 gibi psikolojik olarak -ağır sorunlu- kategorisine geçiş yaptım. bu zamandan sonra hayatıma giren kişiler için belayı azam oldum. taptığım gitti, tek kaldım. o, başkaları için kötü örnek olabilirdi. benim için ise mükemmel olan bu örnekten öyle uzaktım ki, kendime resmen küstüm. kendimle konuşmadım ama nefret ettiğim davranışlarımı hiç bırakmadım. kendimle barışmak için hiç adım atmadım. 

beni sevene değer vermedim, sadece gitmesinden korktum o kadar. aşık olmadım bence biliyor musunuz? ilk başta öyle sandım, sonra nasıl kurtulabilirim bu sorumluluk gerektiren hayattan? diye düşündüm. onu nasıl kurtarırım, benimle geleceği yok ki!? anası kaynaklı -senden bir bok olmaz- gazı ile ayrıldık, gazladım gittim. yazdığım kadar kolay olmadı tabi. sorunlu halimle bile okulu donumda salladım diyebilirim. akranlarım bana tur bindirmişti, birçoğu benim neden aradığımı biliyor, telefonlarını bile açmıyorlardı. sonra yalnızlığa alıştım. çok alıştım.

sinirleniyordum, bir şeyler yapmalıydım. bunlar sadece kıpırdanma idi. biliyorum zekiydim ama kendimi yormuştum. bana karşı beklentiler hep yüksek oldu. kuzeyde bir arkadaşımın tezini yaptım, belki de yaptığım en sağlam iyilik bu oldu. okulun, yükseğini de yaptım ayıptır söylemesi. hayatımın bir kaç senesini gece seansında oynadım. birbirimize doğrultuğumuz silahların hepsinin oyuncak olmadığını açıklamama gerek yok. zira tiyatro oynamıyorduk, oradan bi tek ben yırttım. sonrasında kuzeydeki yaşam bana cennet gibi geldi. ikinci bahardı resmen, yeniden doğmuştum ama sonra yeniden ölmeye başladım. sorunlar iyice omuz başlarımdan bastırıyordu. zamandı bu, tanıyordum...

ama dedim ya lüzumsuzdum işte. biri daha geldi, böyle merdivenden indi. o eterasandı! bana hep destek-tam destek verirken, ben şımardım. toparlan dediğinde de, deneyim tabi dedim. plan yaptım, toparladım da. biraz uzun sürdü, koşan akranlarla arayı kapamak ama bence kapadım. ilaç bile az alıyordum yok be aynıydı aslında. ümidim vardı. oldu galiba. meğer bu ümidin de bir -deadline-ı varmış. ve yaptıklarımın bedeli. bu bedel belki de intikam aldı, hayatımı karalayarak. her şey iyi olmaz kaidesi vardı. hep işlerdi. olmaazz bu sefer benim istediğim gibi olacak... dedim ama sanırım iş işten geçmişti. hayatım için; üçüncü, dördüncüyü dener miyim? yoksa; oturur bir köşeye lüzumsuz hayatımda daha ne boktan şeylere şahit olacağım? diye düşünerek sessiz sessiz olacakları mı beklerim? bilmiyorum amına koyayım, bilmiyorum. 

tek bildiğim gücümün bittiği.

Yahya Kemal Beyatlı'dan;

SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki,giden sevgililer dönmeyecekler.


see you guys.
serhan.

2 Eylül 2013 Pazartesi

aşkın -böyle bir- hali

onu şöyle tavlamaya çalıştım.

bak bebeğim, romantik olmayacağım. seni üzen kim olursa, onun hayatını sikerim. canını sıkan olursa, onun da ağzını, burnunu birbirine sokarım. sonra, tatile mi gideceğiz, sen seç... soru bile sormam. seninle olduktan sonra aç gözlü turistlerin sulu bira almak için birbirlerini çiğnediği -herşey dahiller- bile benim gözümde; cennet. bir de ne biliyor musun hayatım? sen zaten oraları seçmezsin, bu satırları yazarken belki de bunun rahatlığı var.

dün balıkçıdaydım hayatım. bir çift geldi. sipariş verdiler aha hatun için dışarıdan üstü streçle kaplı köfte geldi. neymiş balık yemiyormuş. ihihih diye sevindi kız. nefretle baktım ona. balık/deniz mahsulü yemeyen insan evladı mı olur lan? diye haykırmak istedim. o arada hödük herif de kasılıyordu. sanki çok bi halt yedin? uyuz sevgilin madem et yiyor, siktir git kebapçıya o zaman. ne işin var balıkçıda? zaten herif küçük bir çiftlik çipurası yedi. ot amına koyayım, öyle kuru kuru yenir mi o? bu arada balık yasağı da kalktı.

sonra hayatım, kız tuvalete gitti. onlar bacaksa, seninkiler başka bir şey. şeytan diyor ki; malum kişiye bir komplo kur, yak herifi. şeytanla iyi anlaşırım ben hayatım. yakarım! o merak ettiğin, ikna kabiliyetimi de şeytandan aldım.

yerim.

serhan

29 Ağustos 2013 Perşembe

süper tipliler

hey,

içimde zerre kadar yazı yazma isteği yok. lakin o kadar sıkılmışım ki, zerreden daha küçük bir yazma isteğine yenildim. size bu sefer dünyadaki süper tiplileri anlatacağım. evet, dünyada süper tipliler var. süper tipliler, başka bir gezegenden yıllar önce gelmişler, dünyamızda çoğalmışlar. ayrıca dünyalılarla neslini devam etme yeteneğine sahip olan süper tipliler, dünyalılara göre dominant olan kromozomlarını, tam dört nesil sonrasına kadar taşıyabilirler. e sayıca azlar, nesillerini devam ettirmeleri işte bu kromozomların gücünde saklı. yalnız, dördüncü nesilde, süper tiplilerin özelliklerinin üzerine çok fazla dünyalı kromozomu biniyor; dominantlık, resesifliğe doğru kayıyor. dünyada, süper tipli olduğunu bilmeden ölenler bile var. kısaca; süper tiplilerin nesillerini devam ettirmeleri için, dört nesil sürecinde bir süper tipliyi, diğer bir süper tiplinin bulması gerekmektedir. yoksa sonraki nesilde (çocuklarında) bu özellikler tamimiyle kayboluyor ve çocuk sıradan bir dünyalı olarak doğuyor. süper tipliler, bu konuda hassas olabilirler.

süper tipli, neslinin son temsilcisi değil ise, kimse ona eş seçiminde karışamaz. son temsilci ise, ahiretteki süper tipliler devreye girebilirler ve dünyadaki diğer süper tiplileri birbirleriyle garip tesadüflerle/olaylarla karşılaştırırlar, en azından denerler ki nesil kaybolmasın. zaten işin en zor yanı, karşılaşabilmeleridir. sonrası onlara kalmıştır. dünyada nüfus, hızla artıyor ve süper tipliler de dünyalılar gibi ışıltıdan, kariyerden, maddiyattan, şaşadan ve/veya aşırı ilgiden etkileniyor. çok sevilmesi halinde de bir takım sıkıntılar doğuyor. çok uzun seneler önce, süper tiplilerin gezegeninde bir patlama oluyor ve sadece gençler ve çocuklar dünyaya gelebilip, kurtulabiliyor. yaşlı olanlar orada kalıp, maalesef ki yok oluyorlar. her süper tiplinin içinde açıklayamadığı hüznün kaynağı işte bu trajedidir. işte bu yüzden; süper tipliler, başkalarını kendilerinden önce düşünürler. belki yine aynı sebepten, derinliklerinden gelen, ''yapma'' sesine kulak asmadan sırf seviliyorlar diye, hayatlarını başkaları uğruna feda ederler. yalnız; süper tipliler eğer birbirleri ile karşılaşırlarsa, aradaki çekim, bütün bağları kırabilir, son nesilden olanı bulmak için yollanan süper tipli, son nesildeki süper tipliyi gün yüzüne çıkarmakla yükümlüdür. işte o, gün yüzüne çıkan süper tipli, bir daha asla eskisi gibi olmaz. hiç aklında yokken; yeni bir süper tipli dünyaya getirmek ister. dünyası alt üst olur. kaldı ki, ataları bu dünyadan da değildir.

süper tipliler arasında öyle bir çekim olur ki, bunu kesinlikle bir süper tipliden dinlemeniz lazım. dünyada az da olsa süper tipliler yaşamaktadır. birbirlerini bulmaları ise artık çok zordur :( süper tipliler genelde; hüzünlü olur, sol ve sağ ellerini iyi kullanırlar. yalnız kalmaktan hoşlanırlar. darbelere mukavimdirler. dünyalılardan, özellikle psikolojik açıdan daha üstündürler, yaratıcıdırlar. hisleri, tesadüflerin önüne geçecek derecedir. süper tiplilerin fiziksel özellikleri değişkenlik gösterir yalnız bazı detayları öyle güzeldir ki, insan; bu nasıl bir mükemmelliktir? demekten kendini alamaz. 

Belki, siz de bir süper tiplisinizdir, kim bilir?
bilim kurgu masalı oldu bu.

hadi eyvallah.

Serhan.

7 Eylül 2012 Cuma

aptal sümsük aşık

selam,

bu iğrenç günde kocatepe'deki patlamayı yazacaktım ama inanın dünden beri daha bi' bol sakinleştirici destekli yaşıyorum. bu haleti ruhiyem ile yazacaklarım çok çok ağır olur dedim, erteledim. bu arada orman bakanı gerçekten numunelik bir şahsiyet. hindistan ve pakistan örneği IQ eksikliğinin vahimiyeti konusunda bize bilgi verdi; 70 civarı maksimum, derim. okula göndermeye çalıştıkları 66 aylık çocuklar bile bu adamdan daha mantıklı açıklamalar yapar. kaldı ki, bu açıklamaları neden orman bakanı yapar? savunma bakanı neden yapmaz? çok soru var. giden gitti. ateş düştüğü yeri yaktı. umalım ki, sorular yine havada kalmasın.

topuklu krampon twitter'a şöyle yazdı; ''erkeğin sümsüğü de pek bi' aptal aşık oluyor'' bu tweet, bana da bloguma eylül ayının ilk yazısını yazmam için ilham verdi. ben de karalamaya başladım işte. gerçi sonra, beni unfollow etmiş ki normalde takılmam böyle şeylere ama bu sefer ben de aynısını yaptım. öncelikle tespit çok doğrudur. bendeniz, 5 kasım'da otuz beş yaşında olacağım. e normal olarak akranlarımın bir çoğu evlendi, çoluğa çocuğa karıştı. bazıları boşandı bir daha evlendi. akranlarımdan bir kısmı evlendikten sonra ortadan yok oldu. aslen bu bir döngü, kızmak doğru değil. ama sırra kadem basmak da iyi fikir değil. çekirdek aile, her aileye, arkadaşlığa baskın çıkar. daha doğrusu çıkarmış. tweetle alakalı olarak; sümsük ve normal arkadaşların ortadan kaybolması arasındaki tek ortaklık, ikisinin de ortadan kaybolmuş olmalarıdır. diğer bir deyişle, evlendikten sonra her kaybolan arkadaş sümsük değildir. sümsük olan, evlenmeden önce de sümsüktür. ayrıca sümsük kime denir? bu model aslında ikiye ayrılır, hatunun en ufak bir hareketinde yelkenleri suya indirip, ''ben aşığım leenn'' diyenler ve içinde fırtınalar kopsa da ağzını bile açmayanlar. 

birincisinden hiç zarar gelmez, zamanla değişip, eşinin de etkisi ile gayet mantıklı bir adama bile dönüşebilir. kendi ile barışıktır, kimseden saklayacağı bir şey yoktur. ikincisinin ise er ya da geç kendisine ait bir dünyası olacaktır. hayatı gizem dolu, kurduğu hayaller bile sadece  kendinde saklı olan kişidir. bu durumdaki şahıs ilk makul-mantıklı karşılıklı aşkı bulduğunda zaten otomatik olarak aşık olacaktır. en önemlisi ise bu modeller aptal değillerdir. sümsük aşık, geçmişine sünger çekmeye karar verir, hakkıdır da. geçmişi kendisine hatırlatan her şeyden, daha da kötü senaryo, aşık olduğuna sümsüklüğünü çıtlatabilme ihtimali olanları da yeni hayatından tahliye eder. işin komik yanı, böyle insanlarla ilişki yaşayanlar bu planları fark eder ama ses etmezler. sonuçta; alan memnun, satan memnun. mesela, ben, bekar bir adamım ve güya aptal! aşığımızın aşkı hanım kızımız, hakkımda anlatılanlardan yola çıkarak benim için; ''acaba, erkekimi ayartır mı?'' diye düşünüp, ilk olarak ben ve benim gibi kişileri eler. anlatılanlar esasen plan dahilinde, ben eleneyim diye anlatılmıştır. lakin korkacak bir şey yoktur, bunu en iyi kadının kendisi bilir. zira erkeği, birkaç varlığı meçhul ilişkilerini saymazsak, ilk aşkı kendisinde tatmıştır. onu kaybetmeyi göze alıp, çapkınlık yapması imkansızdır. kadın böyle davranarak, çömleğe şekil vermeye başlamıştır. çömlek ise bu durumdan memnundur.

velhasıl kelam aptal görünümlü! aşığımız, belirli bir zaman aşamasında ve plan dahilinde kademeli olarak ortadan kaybolur, kızımızın istek listesine göre arkadaşları ile ilişkisini kesmeye başlar. birkaç kere arayıp; ''olum, haydi çıkalım, erkek erkeğe kafa çekelim vs'' deseniz de önceleri uydurulan bahaneler, ertelemeler.. ve en sonunda; ''biz ciddi düşünüyoruz'' baklası ağızdan çıkar. yalandan tanışmalar vesaire derken, en başta kızımız sizleri çok sever. hatta ben ve türevlerim dahil! lakin bu sevme eylemi pek kısa sürer. arkadaşınız ve kız arkadaşı arasında mıç mıç geçirilen haftalar, aylar, yıllar. ve sonunda kapınıza ''eski'' arkadaşınızdan arda ardına (her sene biri makbuldür) gelen nişan, düğün, ''çocuğum doğdu'' davetiyeleri. ama bir kere bile gelmeyen, yemek daveti! çömlek istenilen şekli çoktan almıştır. 

yıllar sonra karşılaşıldığında, aklınıza bir sürü soru gelir ama sorabileceğin sorular genelde şöyle olur.. nasılsın? oğlan kocaman olmuş, (çocuk annesinin arkasına saklanır..) kaç yaşında oldu? gibi rutin sorulardır. sonra,

biraz da havadan sudan muhabbet ve;
eyvallah der ve gidersin..

Serhan.

Not: roller değişebilir, sümsük olan kadın da olabilir. ama süreç bu şekilde ilerler.

2 Ocak 2012 Pazartesi

çarşı-pazar

merhaba;

bu çarşı-pazar taraftar gurubu bize zamanında; ''müşteri'' demişti, ''çekirdekçi'' de demişti di mi? bizler, seyircisiz maça bilet aldık, kaldırımları tribün yaptık, çekirdekleri de orada çitledik. hangi müşteri, böyle yaparmış? bir örnek verin de görelim. ee tabi sizin tribün liderleri, bedava biletler -sana geldi, bana gelmedi- diyerek birbirlerini vurdular, lakin sonrasında başkanınız; muhtemelen size de bedava bilet dağıtacağız diyerek, olaya el koyup, safları barıştırdı. olay ört-pas edildi.. hangimiz müşteriymişiz!? gerçi sizler müşteri bile olamazsınız ya; olsanız olsanız ''bedavacı'' olursunuz. 

bizler, kulübümüze maddi-manevi belki de dünyada eşi görülmemiş şekilde destek vererek, yöneticilerimizi, başkanımızı satmayarak ''en kötü gün buysa; bugün de Fenerbahçe!'' diyerek bu ezikçe koyduğunuz sıfatlara karşılık vermişizdir herhalde. Fenerbahçe, bu ülkenin en büyük sivil toplum örgütüdür. Fenerbahçe aşkı; bir çoğumuz için, pek çok ideolojinin üstündedir, belki de hepsinin. bu yüzden de sandıkta görüşürüz.. diyebiliyoruz. bu arada malum toplulukta, az sayıda da olsa, aklı selim olan kişiler, Fenerbahçe taraftarının hakkını teslim ettiler. bu güruha, içlerinden; ''bu durum Allah'tan bizim kulübün başına gelmemiş, gelseydi; kesin kapıya kilidi vurmuştuk!'' dedirttik mi? evet dedirttik.

bizler bunlarla uğraşırken, çarşı-pazar, başkanlarının, başbakanının annesinin rahmetli olduğu esnada yayınladığı -yalakavari- muasır medeniyetler temalı başsağlığı mesajı ile futbol takımının ''geçmiş olsun'' pankartını desteklemekle/alkışlamakla meşguldüler. unutmadan; -aklanın da gelin- söylemlerinden sonra, medyada ''Aziz Yıldırım'' yasası olarak lanse edilen ama bir tane Fenerbahçeli'nin bile tahliye olamadığı yasa sayesinde, henüz aklanmamış, mahkemeye dahi çıkmadan -tahliye olmuşları- bağırlarına bastılar, ki sonradan o malum duruşa layık olduğunu gösteren tayfur'u ve serdal adalı'yı metriste karşılamakla gündemde kaldılar. bizler onların tahliye olduğuna da sevindik. aslında biz olmasak nah! tahliye olurlardı ya, neyse! bütün bunları göz önünde bulundurarak;  biz de size ''esnaf'' diyoruz, elbetteki amiyane anlamıyla esnaf. 3 liralık malı, 5 liraya satan, zam olacağı duyumunu alıp, bütün malları depolara kaldıran, ihtiyacı olana ''yok'' diyen esnaf cinsinden.

Fenerbahçe'nin yenildiği hiçbir gün benim için hayatımın en mutlu günü olamaz. ileride çocuğum olursa veya evlenirsem, bu atraksiyon mümkünse Fenerbahçe galibiyeti öncesi veya sonrasında olsun. çocuğa bakıp, lan bu oğlan/kız doğduğunda da Fenerbahçe yenilmişti filan demeyeyim :)) Fenerbahçe yenilmiş/elenmiş diyelim ve ben de o gün evleneceğim. o düğün iptal olsun, gerçekten daha iyi. düşünsenize hasta galatasaraylı bir adamın 6-0 yenildikleri gün, bir oğlu/kızı olmuş. adam, çocuğa baktıkça o günü hatırlar be!? bizimki, böyle manyakça bir sevgi, tutku ve aşk. ne demiştiniz, bizim için ''müşteri'' mi? 

hee müşteri..

sevgiler.

serhan.

24 Eylül 2011 Cumartesi

-mor elbiseli kadın- #1

günaydın okuyan güruh,


başlarken -böyle- olacaklarını; biri hiç bilmiyor, diğeri de sanmıyordu. ilk seferinde nefesleri, nefeslerini yadırgamadı, zaten bunu saklamadılar. sonrasında; erkeğin terlemesine, kadın içinden -bu kadar güzel terleyen erkek olur mu?!- diye düşündü ve adamı öptü ve tadına baktı ve ısırdı. sonra her defasında bunları tekrarlar oldu, sanki yeni bir şeymiş gibi? -temiz ve erkeksi, tuzlu ama güzel- gibi mi? yeniydi gerçekten. ikisinin de gözleri, gözlerine baktığında diğer objeler blur/flu olmaya başlıyordu. hep böyle mi oluyordu? erkek tutkulu, seksi. kadında belki daha da fazlası. akşamlar, günler ardı ardına geçmekteydi ve her ayrılışta biraz daha güçlenen -kadınla erkeğin arasındaki bağ veya artık her ne ise- pek de öyle basit bir durum değildi, zihinsel işgallere başlamıştı bile. 


kapıdan çıkan biri özlenir miydi? belki. ya kapıdan çıkan birinin, onu özlemesi peki normalde de -özlem- böylesine çabuk mu ortaya çıkardı? belki. bu soruların cevapları belki yerine, -evet- ise; işler gerçekten karışmıştır ki evet, karışmıştı. kadının önceleri adamı görmemek için yarattığı bahaneler, yerini adamı görmek için yapılan planlara bırakması, kadını korkutuyordu. ikisi de bu denli bir ten uyumu beklemiyordu belki, lakin burada -ten uyumu- kelimesi oldukça masumane kalmakta idi. kadın neden? demez olmuştu ki adam da; kadına zaten hiç neden?! dememişti. inanması güç, tasviri pek müstehcen sevişmelerin bitişindeki sevinç çığlıkları otuz senede hiç bu kadar yüksek olamamıştı. hiç kimse onun kadar muhteşem değil, diyordu adam. bitişindeki mi dedim? bitişinden hemen sonra yeniden yükselen şaşırtıcı! sevinç çığlıkları, kadının adama defalarca -seninim- demesine sebep oluyordu. ilk olduğunda; kadının yüzündeki şaşkınlık, hayranlık, utangaçlık, mutluluk karışımı ifade adamın gözünün önünden gitmiyordu. dirty-talk favorileriydi, kuralsızlığın dile vurumu işte. kısa bir aradan sonra, tekrar başa dönen döngü(ler) ancak acıkmaktan dolayı veya iş yüzünden zoraki durabiliyordu.


dirty talk, zaman zaman espriler, gülerek devam eden sevişme saniyesinde çok vahşice bir hale bürünebiliyordu. bu durumdan hoşnut olan gözler birbirlerine bakıyor ve daha da -hard core- bir duruma onay veriyorlardı. acıtmak ve acıtılmak hiç problem teşkil etmiyor, tam tersi müthiş haz veriyordu. kontrolü genelde! kaçıran kadın, erkeğin vücudunu öyle bir hale getiriyordu ki, normalde dur demesi olası erkekler gibi o adam; -dur- demiyor, tam tersi devam et diyordu. belki de bu yüzden -o adam- mertebesine adaydı, kim bilir? sonrasında ise aynada bakılan sanat eseri hoş vücutları ve - sen, benimsin- izleri. ayna mı? evet ayna olmalıydı, şarttı. onda da hemfikirdiler. kadının hoşuna gitmesine ek olarak; kadının hoşuna gitmesinden dolayı da kendi hazzını iki katına çıkartan adamın portresi de vardı, ana kadrajda. ve bu durumun tam tersi de kadının bakış açısından rahatlıkla söylenebilirdi. ne müthiş bir rastlantı tanrım? kadının keşfedilmeyi bekleyen yerlerini de keşfetmek süperdi. her defasında sonuçların inanılmaz olması ve sonrasındaki tebessümler ancak; ıslak! öpüşme aralarındaki -sen mükemmelsin, sen de- diye tekrarlanan cümleler için verilen aralarda görülebiliyordu.


ya şimdi ne vardı sırada? belki; renkli ampüller, iki aylık hamile mor elbiseli kadın ve etraftaki kozmopolit insanların şaşkın bakışları mı? derken ortadan kaybolan mor elbiseli kadının, adamın -hadi bir kere yapalım daha vakit var- fikrine, önce saçmalama demesi ama sonrasında masada saç-baş dağınık, -evet- demesi mi?!
http://www.youtube.com/watch?v=C5sWJ54Duug&feature=related


sevgiler gençler.
''vivid fantasy'' yaptım, belki de yapmadım.
bu bir yazı dizisidir.


serhan.



10 Temmuz 2011 Pazar

daha yeni başlıyor

naber blog?


beni sorarsan sana cevabım; bok. evet bok üstün bok hem de. malum konu, Fenerbahçe. şike yapmışız öyle dedi, polis devleti. Emenike paraları saymış, Mehmet Yıldız gol atmamış işte. hani ben, Fener ecel terleri dökerken, lan gitti şampiyonluk derken.. aslında; polis devleti skorları biliyormuş. boşuna kırıyormuşum alçıpanları, bardakları vs. hatta polis bey'in çocuğu da sevinmiş, bizim Fener şampiyon oldu diye ama polis bey konuyu bildiğinden, zaten skoru da biliyormuş ya, sevinmemiş. bir dram, ne enteresan bir durum? şimdi Korcan'a para vermişiz, bizim başkan çete lideri imiş. klasik Ali Şen beyefendi, bodrum'dan açıklamada bulunmuş, ''çaresiziz'' diye buyurmuş. senin çareni de gördük; kaybedeceğimizin belli olduğu TS ile oynanan Türkiye Kupası maçında, Bariç sahtekarı ile bir olup, koskoca Fenerbahçe'yi sahadan çekmek idi çaren. acaba yerler mi? diyerek. senin çaren, seninle beraber bodrum'da kalsın. çünkü; biz çaresiz değiliz ve DAHA YENi BAŞLIYORuz. içimizdeki bu sevdayı hiçbir güç söndüremez. söndürmek isteyen; sadece düşman kazanır ki; son haftada çok fazla kazandınız. hayırlara vesile olur inşallah, amin.


evet blog, RTE, bir de Alex'i telefonla arayıp şampiyonluğumuzu kutlamıştı. evet tabi ki de seçim öncesi idi. bilmiyordu belki de? evet, çok polis devleti olduk biz. cumhuriyet mi? İran da bir cumhuriyet!? İslam cumhuriyeti. bizde henüz resmi olarak İslam cumhuriyeti yazmıyor. ama ya gayrı-resmi? neyse, siyaseti bırakalım demek istiyorum ama konu aslen siyasi. 8 ay önce başlanmış delillerin toplanması, dinlemeler. tam 19 maçta şike yapılmış. ne hikmetse bir tek Fener şike olayında muhatap alınmış. Giresunspor da var. futbolcu, teknik direktör de yok bu 19 maç kendi kendine oynanmış herhalde. bu arada ''caizdir'' raporlu İbrahim Akın bile tutuklu değil. hani rüşvet vermişiz ona da. işin garip tarafı; diğer takım taraftarlarının hatta taraftar olmayanların bile; sadece Fenerbahçe suçlu olsun diye bu sisteme, yargıya, polise, yandaş medyaya büyük bir sevgi besler olması. bıraksanız Aziz Yıldırım'ı arkadan itekleyen polisi omuzunda taşıyacaklar. kahramanları ise; Aziz Yıldırım'ın eşkal fotoğrafını basına sızdıran zat. davada gizlilik varmış. hassiktirin lan oradan!! KanalTürk ve HT'e yok herhalde. ben, bu adalete güvenmiyorum, delillerin yıllardır toplanamadığı, gazetecilerin hiç yere içeride yattığı adalete güvenmiyorum. ama söz konusu Fenerbahçe olunca siz körü körüne güvenin.


Trabzonspor'un maçlarına göz ucuyla bakmak yeter. neydi o hatır şikesi mi? Karabük kalecisi gol atacaktı lan bizim maçta, kıçımızdan soluduk resmen. iki takıma karşı aynı dirençte oynayan kaç takım var? merak ediyorum gerçekten. Fenerbahçe, benim için bir sevda hiç bitmeyecek bir aşk. bunu herkesin anlaması mümkün değil sadece bu aşkı yaşayanlar anlayabilir. Fenerbahçe'nin yenildiği bir gün, mağlubiyet dışında her şey mükemmel olsa bile; günün nasıl geçti? sorusuna vereceğim cevap, 'bok gibi.. Fener yenildi anasını satayım'dır. buradan yola çıkarsak; evet, gayet kötüyüm. kalbim ağzımda atıyor, kelimeler kifayetsiz. ölü evinde gibiyim. ama çaresiz değilim. DAHA YENi BAŞLIYORuz.


ağabeyim öldüğünde; annem uzunca yıllar ağladı, ben de tabi. Fenerbahçe; benim mutluluğum oldu. bir bilet, bir maç; kimi zaman annemin odasından gelen ağlama sesine baskın çıktı. 90 - 00 seneleri arasında, sanki Fener de ağabeyimin arkasından yas tuttu. pek oynamadık, köhne stat ve 1500 biletli seyirci ne 'güz'lerdi? Aziz Başkan belki de erimekte olan bu kulübü aldı, hayal edemeyeceğimiz yerlere getirdi. buna bir itirazınız olmaz herhalde? zaman başkana ve Fenerbahçe'ye destek olma zamanıdır. DAHA YENİ BAŞLIYOR; bundan sonra FB düşmanlarını hayatımızdan çıkarma zamanıdır. Fenerbahçe olmazsa hiçbir şey olmaz. bunu zaman ilerledikçe göreceksiniz. hedefteki biziz, Fenerbahçe. 25 milyonuz ama aslında bir kişiyiz. 25 milyon gücünde bir kişiyiz biz. Fenerbahçe taraftarı salak değildir, aptal da değildir. bu günler unutulmayacak, bize çektirdiğiniz acıların intikamını er ya da geç alacağız.


biz şike yaptık diyelim. açıklayın, deliller şu deyin. bu şikeyi yapan, bu da parayı alan deyin. oldu bitti ile 5 günde, duyumlarla Fener düşmez. biz de bilelim, ona göre yolumuz çizelim. yasa çıktı, önceki senelerde ispatlanmış onlarca olaya ne oldu? zaman aşımı mı? zaman sadece Fener'e mi? Aziz Başkan'a mı işliyor? sorularımız çok, cevaplarınız net olsun. madem şike yaptık niye ligi tescil ediyorsunuz? oyunlarınızdan bıktık, senaryolarınızdan da. şunu iyice kafanıza sokun, adamın altından koltuğunu alırız;


FENERBAHÇE İLE ŞAKA OLMAZ! 


sevgiler.


serhan.