Powered By Blogger
kürek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kürek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2015 Pazartesi

yarım demedim ben

hello,

krediyi öteleyeyim diye sabah sabah bankaya gittim. 910 numarayım ben. sıra 903'te, eyvallah dedim zaten alerjim tutmuş, gözlerim, burnum akıyor. sıcak bir taraftan, en mühimi de açım. eczaneyi sordum. tam karşıda imiş.

gittim, göz damlası, göz teramisini üstüne de c vitaminli efervesan aldım. bunlar bende fikis menü. sonra yandaki büfede sosisli yiyeyim dedim lakin sosisliler maalesef daha pişmemiş. canım acayip sosisli çekiyor. ben de istemeye istemeye tost söyledim, bayat yarım ekmeğin arasında tost üstü ful margarinli bir şekilde geldi. dedim ben bunu (parmaka gösteriyorum; sandviç ekmek) istedim, yarım ekmek istemedim. adam ise, yarım istedin diyor. tee allaım yarrım istemedim ben, su tostlardan dedim hatta sandviç ekmeğini gösterdim, sen de tamam abi bunlardan sonra seninkini atıyorum dedin... dedim. olay tostun yarım, çeyrek olması değil salak yerine konmak. dedim ki; abi, böyle yaptım, unuttum de kusura bakma de... zaten ben, tamam derim. ama ben yarım marım demedim. hala dedin diyor. neyse sonra, kabul etti. ''hee sen oni haa temam temam...'' hee oni ya. iyi daha uzatmadık. bu yüzden bile dövüşürüm ben. yarısına kadar yedim tostu. ilaçları da çaktım zaten sıram da gelmiştir... dedim, çıktım büfeden.

evet bir girdim bankadan içeri. numara 904'te. 903'ten, 904 olmuş. haha şaka gibi amk zaman mı durdu olum acaba diyerekten iki salaklaştım. söyle sıradakilere baktım, çoğu kredi başvurunda bulunacak asgari ücretin artmasını istemeyen AKP seçmeni. dedim ki sıraya; sizin hepinizin işi belli ki uzun! ben, krediye bir imza atıp, çıkacağım. 2 dk. izin varsa tabi? hemen en önden takkeli dalyarrak amca, hee biz sabahtan beri bekliyoz da bilmemle lan sus sakalını yolduğumun herifi sus. amca motor gibi susmuyor. tamam beyamca, tamam amk sen sus beklerim ben. bireyselden kadın baktı tüh boşuna beklemişsiniz dedi. hah dedim, az önce şu arkadaşa (parmakla onu da gösteriyorum) aynısını söyledim tınmadı, sonra içeride bilgisayar oynayan adama da söyledim, o ise hiç tınmadı... dedim. Kaldı ki portföy müşterisiyim ben, bir isim söyledi. evet iste o dediğiniz isim de yerinde yok dedim. gerçi telefonu meşgul. lütfen dedim, işimi halledin ben elimi kana bulamadan bu diyardan gideyim. Geç de kaldım işe, arasalar yokum. zira aramazlar ama yoksan ararlar. ben de böyledir. Gerçi önden işe gidip kartımı bastım, sonra çıktım emma olsun.

aha unutmadan yarım marım demedim ben.

eyvallah.

serhan.
   

17 Temmuz 2012 Salı

all out attack to panic attack

hello,

bu konu hakkında artık yazmak istemesem de, yazmam gerekiyor. göründüğüm gibi ukala biri değilimdir. yalnızca muhtemelen sizden daha meraklıyımdır, bu yüzden de sizden daha fazla gereksiz, bazen de gerekli şeyler okumuş/öğrenmiş olabilirim. pek çok konuda fikir sahibiyimdir. aslında bunun nedenlerinden biri; post travmatik disorder ve üstüne agorafobili panik ataklar yaşadığımdan maalesef hayatımın belirli dönemlerinde dışarıya pek çıkamayaşımdır. (sonra elden geldikçe bu durumu telafi etmeye çalıştım. mesela avrupa'nın garip yerlerini kamp yaparak, arabayla birkaç kez dolaştım.) dört duvar hapsi zamanlarımda ana britannica'nın hatırı sayılır bir kısmını okudum. normal hareketler değildi tabi bunlar. çoğunu unutsam da o kadar saçma sapan şeyler beynimde yer etmiş ki pehh. bu arada kirpi süper yüzer, zürafa yüzemez. van gogh o kadar çok absinthe içmiştir ki; gözleri sadece sarıyı görür olmuştur. bu yüzden de son dönem tabloları hep sarı tonlardadır. olacak o kadar pek çok açıdan burlesk örneği sayılabilir.

konuya geldim. bir arkadaşıma panik atak ve pa bozukluğu teşhisi konmuş, üzüldüm. izin verirse ona yardım ederim, daha yolun çok başında ki bozukluk demek için bile çok erken, henüz -kobay- olmamış. prozac'la başlamışlar ki tercih doğru. bu konuda maalesef benim diyen psikiyatrisi ve/veya psikoloğu garantili donumda sallarım. her halde okumadığım makale, kitap.. kullanmadığım ilaç.. yaşamadığım ilaç yan etkileri (prospektüsleri okuyun ama çok da dikkate almayın zira bu semptomların çoğu psikolojik olarak deneklerde görülmüştür.), biyolojik, fiziksel semptomlar.. panik esnasında yapılacaklar, sakinleşme egzersizleri, ıvır zıvır pek az kalmıştır. bu duruma, doktor ve kılıklıları hemen itiraz eder, e bu kadar okuduk derler. diyelim ki, on sene okudunuz. ben, bu mereti tam 1998 senesinden beri çekiyorum. panik atağı; dünyanın öbür ucundaki hostel odasında, tek başıma yaşadım. ayağımda yastık varmış hissi ile tekne güvertesinde kendime yabancılaşarak da yaşadım. hatta hiç tanımadığım bir ülkenin, hiç bilmediğim şehrindeki lokal barın tuvaletinde ''olum burada kalp krizinden ölürsem, insanlara bayağı bir külfet olur..'' deyip,175 nabızla tabiri caiz ise dehşete de kapıldım, çok korktum. yetmedi mi? 24/15 tansiyon ile acile gidip, doktor odasının kapısını da kırdım. hiperventilasyonu riga'da bir kavga sonucu düştüğüm hücrede de yaşadım..  ve son bir şey, aha sizlere bu satırları şu anda yazan da benim! bana bir halt olmadıysa, emin olun size de bir şey olmayacaktır. bunu aklınızdan çıkarmayın e mi?!

bu illette birinci kural, panik atak olmaktan korkmamaktır. önceleri zor gelse de, alışırsınız. atla deve değil. doktorlara saydırdım ama gerçekten sizi dinleyen bir doktorunuz olsun, ona geçen seanslarla ilgili arada soru sorun. böylece, sizinle ne kadar ilgili olduğunu anlarsınız. iş ticarete dökülmüşse, bir yerden mutlaka falso verir. hemen yüzüne söyleyin, kendisine çeki düzen verir. o size sen şöylesin/böylesin derken üste para bile alıyor. rahat olun. bu sizin hayatınız, hayatınızın bir bükülme oranı var. birkaç bükülmeden bir şey olmaz, daha yolun başında iseniz eski halinize geri dönersiniz. benim gibi geç kaldıysanız bir daha eski halinize dönmeniz biraz zordur. benim gibi geç kalmak derken; iki sene civarıdır. iki seneniz ağır bir şekilde bu illetle beraber geçtiyse, ve bu durum başınızdan geçmiş travmatik bir olaydan sonra ortaya çıkmış ise siz de eskisi gibi olamazsınız. zaten bir süre sonra; ''eski ben nasıldı ki?'' diye kendinize sorarsınız. mühendisçe; bir cetvel kırılmadan bükülür, sonra yine aynı yere gelir. ama cetveli hep bükmeye başlarsanız bazı bağlar kopar. bırakınca; azıcık itekleme ile cetvel eski yerine gelse de biraz garip olur. örneğin; düz çizgi çekerken bombe yapar. aynen bu hesap. tabi asıl sorun cetveli bu denli büken nedeni bulmaktır ki, nedenini bilirseniz; önlemini de alırsınız.

1998-2012 arasında çok pa yaşadım size bir ara top ten yapayım.. teslim olmayın, ona istediğini vermeyin, çemberi daraltmayın.. ve en önemlisi kaçınma davranışlarını kendinize kalkan olarak belirlemeyin. en iyi savunma hücumdur, bunun için iyi hücumcularınız olmalı.. her şeyin zamanı var. zamanı geldiğinde; all out attack :))

sakın haa.. benim gibi olmayın..
dileyin, inanın yardım ederim; hem de bez maksas (letonca bedava, demek;))

eyvallah.
Serhan.