Powered By Blogger
amca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
amca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2015 Pazartesi

sen, o, öbürü, öteki ve ben

selam, 

terör saldırısı ile ilgili yazı yazmayacağım. hatta uzaklaşmak için buralardayım. son yazdığımı tekrar okudum. evet, köpeğim olsa seni gerçekten ısırmaz. ama yok. gerçi sen de yoksun. köpeğim olsa, senden bahseder miydim? evet.  iki kadehten sonra, çenem düşerse seni balıklara anlatırım belki, o da belki. anlattığım balıkları da yerim. orada burada konuşmasınlar. garanti olsun.

eleştirilerinizle beni var... pardon yok! ettiniz.  tekerlekli sandalyedeki adam, benim diyelim ama geçici. hayatıma herkes gibi devam edebilmem için uzun vadede bu sandalyeden kurtulmam lazım, ama kısa vadede bu sandalyeye ihtiyacım var. bilirsin ki malum sandalye ödünç. ödüncün ödüncü olur mu be birader? peki ödüncün ödüncünü sana veremedim diye, bana küsülür mü be arkadaş? ayıp. küsülmeye alışığımdır da, ben kaale almayı bırakalı çok oldu.

canım, canımdan öte vesaire vesaire. hala olmak değil ki olay. olay; halan gibi hala olabilmekte. ben, pek ihtimal vermiyorum açıkçası. annem, pazar parası gelecek diye ağaç olurdu. ulan sktiğimin semt pazarı, pazartesi günleriydi işte. sabahtan bıraksan olmaz mıydı? hayır. illa bekleteceksiniz, neden. cep sıcak, el içerideyken dışarı çıkmıyor. ne günlerdi? kötü. duyuyorum ki, aynı bekletme/sallama huyu sende de var. genler. bu genlerle senin; halan gibi hala olma işin yaş. bize en yakında güle güle tabi, sizler huşu içinde kalın. 

sen neden oradaydın biliyor musun? bence de biliyorsun. yine de; ben daha önce orada oldum diye. ya ben niye oradaydım? gerçekten hak ettim diye. aramızda -orada olma- farkı bu. arayı kapatma çabalarımdan da baydım. olsan da olur, olmasan da. iki kadeh rakı içsek de olur, iki kadeh rakıyı ayrı arı içsek de olur. bu raddenin bir üstü olmaz tabi. aslında sen ve üst paragraf, tencere-kapak olurmuşsunuz. şaka bir yana, aslında aynısınız. 

ve bu paragraf da bana ait. kendimin. ''I used to bring you sunshine...'' zamanım ne kadar kısaysa, ''now all I ever do is bring you down'' zamanım da o denli uzunmuş. size tavsiyem benimle pek şey olmamanız. ortamın enerjisinin damına koyarım ben. çok kuvvetli negatif gücüm vardır. ciddiyim. 

eyvallah,
Serhan.    

29 Aralık 2014 Pazartesi

capa

iyi geceler,

bundan bir onceki yazimin 2014'un son yazisi olacagini dusunmustum, yanilmisim. (tabi eger bu yaziyi yayinlarsam). sonucta bir suru taslak mahiyetinde yazilarim oldugu icin bunun da bir karalama olarak kalma ihtimali mevcut. cok yorgunum, yasimin gerektiginden daha cok yorgunum. cocukluktan bu yasima kadar oyle cok boktan sey gecti ki basimdan; yasami sorgulatir. size hic unutamadigim bir ani. bir keresinde, babam bana minik bir kayik almisti. yazligimiz vardi butun yazi orada gecirirdim. tekne, yelken, kayik, balik merakim inanilmaz seviyedeydi. kendimi ilk suda hatirliyorum ben. hic kollukla yuzmedim, simidim de olmadi. denize girdim, ciktim... girdim, ciktim... sonra yuzuyordum. 

O kayik benim icin o kadar onemli idi ki, futboldan arta kalan butun vaktimi o kayigin tepesinde geciriyordum, aslinda cok dengesiz aptal bir kayikti. en ufak dalgada su aliyordu. cok defa battim. gec saatlere kadar o kayikla ugrastigimdan cogunlukla tek basima karaya cekmek zorunda kaliyordum onu. malum herkes eve saatinde gidiyordu, ben haric. sahilde tekneler vardi, kullanilmayan, denize indirilmeyen tekneler. tekneler balik gibidir, eger denize inmezlerse karada olurler. Velhasil bir tanesinin altinda benim kayiga uygun bir capa buldum. yazin ortasina gelmistik ben de artik o capayi oradan almaya karar verdim, kullanilmiyordu ve aldim. zimparaladim, curumustu sonunda da boyadim. artik her defasinda kayigimi karaya cekmek zorunda kalmayacaktim. yakina bir yere demirliyor. yuzerek kiyiya geliyordum. kurekli bir kayik, cok kurek cekerdim kayik dalga yapardi. oyle hizli giderdim. yalniz capaya ne sevinmistim. salakmisim iste.

Bir gun, bisiklete binerken yanima yasli bir adam geldi. herkesin ortasinda, iste dedi, bu cocuk! bu cocuk benim capami caldi. calmak ve ben?! ben bir sey calmazdim, babamdan harclik isterken; peder, git cebimden al derdi, genellikle de miktarini bilmedigi paralar olurdu cebinde. ben hep aldigim parayi dogru soyledim. o zaman pederin cebinden para araklamak revactaydi. neyse ise, haksizdi o adam, calmamistim. vallahi calmadim. kulagimi cekmisti. sonra bisikleti yere biraktim, kiyafetlerimle denize atladim. kayigi, daha once o kadar hizli tek basima karaya cekebilecegime ihtimal vermiyordum. capayi cozdum ve adama al capani dedim, ona dogru firlattim. yasim 10 belki 11. etrafima baktim o kulagimi ceken adam ve ben kalmistik. doktorum necmettin amca telasla yaklasti, gel serhan dedi. bir tek o, bir tek necmettin amca yanima geldi/gelebildi. adam bana bakti sonra capasina bakti. ben bilemedim evlat, capanin senin icin bu kadar degerli oldugunu dedi. uzun yillar yazlikta o adami gordum, gozunun icine baktim ama tek kelime dahi etmedim. o gunu hic ama hic unutmadim. sonra cenazesine gittim. (adam eceliyle gitti, ben bir sey yapmadim).

ben, haksiz yere suclanmayi hic sevmedim. kim sever ki? benimki de laf. dusundugumde; o dengesiz kayik beni belki hayatimi, necmettin amca ise yanimda kalanlari, bana inananlari, o yasli adam da iste zaman zaman karsima cikan garip insanlari temsil etti sanki. ve capa, capa ise sebepti. bir insanin, baska birine kizmasi icin sebep bulmasi o kadar kolay ki; capa, adam icin sebepti. yeter ki amac; kizmak-kusmek olsun. insanlara sebep mi yok? olmasa da yaratilir. sorun yok. Bu yaziyi yazmamin sebebi, sana kizdigim icindir, cok kizdigim icin. 

sanirim, kayigi o gunkunden daha hizli karaya cektim.

adios.

serhan.


24 Ağustos 2012 Cuma

ben ve dayım

selam,

sevgili okuyucularım, aslında bu kadar zamandır yazmadım değil, yazdım ama yayınlamadım. yayın kutusu 'taslak' doldu. belki bir ara geri dönüp, onları revize eder de yayınlarım. dolayısıyla, yazmak yerine konuşmak fiilini koyarsak bir önceki cümlenin karşılığı; 'düşündüm ama söylemedim'e denk gelir. insanlara düşündüğünü söylemek iyi bir şey mi? bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyorum ama bir yan etkisi var, yalnızlık. millet çok kızıyor, bilginize :-/

bilim, her ne kadar pozitifin, negatife baskın olduğunu ısrarla söylese de, insan psikolojisine etkisinin tersi olduğunu düşünenlerdenim. bir tanıdığınızın size söylediği iyi sözler, iltifatlar, poh pohlamalar artık ne derseniz deyin, bunları mı hemen hatırlarsınız yoksa sizi eleştirdiği, size göre hatalı davranışını mı hemen hatırlarsınız? çok başıma gelmiştir. çenem durmaz, konuşurum lakin belki doğrusu susmaktır. şimdi burada size desem ki, gerçekten karşı tarafın iyiliği için düşündüklerimi söyledim.. siz bile inanmazsınız ama öyle. hele ki gençler, geliştirin olum kendinizi. mal gelip, mal gitmeyin. insanlara koz vermeyin. biliyorum çünkü, yarın öbür gün insanlar arkanızdan, eksiklerinizi konuşucaktır.

bazı zamanlarda ise tamamen karşı tarafın yanlış anlaması sonucu, kendisinin de bu olayı/sözü içine atması ile yıllarca -bahsi kişiye kötü davranan kötü adam- olarak anılmışımdır. kimseyle, ona -bilerek kötü davranacak kadar- uzun arkadaşlık yapamam ki ben. bir halt yemişsem, vardır bir sebebi. topu karşı tarafa atmak en kolayıdır. sorun, konuşun, direkt ne düşünüyorsanız onu söyleyin. hem zamandan kazanırsınız hem de boşu boşuna arkadaş olabilecek birinden vazgeçmemiş olursunuz veya tersi, yol yakınken dönersiniz. kimse arkadaşlık yapmaktan hoşlanmadığı birileri ile münasebete girmek istemez. hele ki, benim hiç işim olmaz, sanki benim olur mu diyorsunuz? hatır, akraba, eskiden tanıyorum, ayıp olur gibi sebeplerden günde kaç kişiye tahammül ediyorsunuz? bazı kişiler ise hep iyiyi duymak ister. ben de maalesef hep iyiyi söyleyebilecek insan modeli değilim, böyle gelişmemişim. varsın yalnız kalayım, mühim değil. bu yüzden; yalnızken kendimi oyalayabilme yetim pek gelişmiştir. bir arkadaşım, sen ilerde ukalalık yapmak için kitap okuyorsun olum.. demişti. hahah çok sevmiştim bu söylemi, çünkü gerçekti. aslında okumak sonradan bir alışkanlık oldu. memnunum.

hayatım boyunca, akrabalarım ve arkadaşlarım tarafından eleştirildiğimden dolayı, hedef sözleri ve davranışları sizler kadar -görünürde- kafama takmam. benim tepkilerim genelde, uzun vadede birikmiş davranışlara, sözlere karşıdır. tepkilerim, icraat bazlı, zaman ayarlıdır. zamanı dolmuşsa, üzgünüm. mesela dayım ve benim ilişkim. dayımın bana iyiliği dokunmuş mudur? evet. eyvallah, muhteşem bir dayı değildir, e bu durumda ben de muhteşem bir yeğen değilimdir. bunları kabul ediyorum. ama şöyle de bir şey var, ben, kesinlikle ondan çok çok daha iyi bir dayı olabilirdim. o zaman, yeğenim de benden çok çok daha iyi olabilirdi. düz mantık. belki de ona bu yüzden içten içe kızgınım. ben doğmuşum, o otomatik olarak dayım olmuş, seçmemiş. ben ise konum itibari ile amca olabilecekken, abim artık hayatta olmadığından amca olamamışım. evet dayı, gördüğün gibi; kendini dayı/amca konumunda hayal edip de olamayanlar var. yeğenini maça götüren, ona araba kullanmayı öğreten, istediğinde arabasını veren belki de ilk aşk acısında onu içmeye götüren, yeğenini canından çok sevecek bir amca olurdum ben. abimin çocuğu be. pehh, düşünmesi bile beni gülümsetti. seninle kıyaslanmam bile komik olur. 

düşündüm de dayı; sana bu sıfat, hakikaten çok fazla. dayı anlamı, ben var olduğum sürece geçerli. ee yeğen yoksa, dayı da yok. bundan sonraki yaşamımda sana bir daha dayı demeyerek, seni -sana yük olan bu sıfattan- kurtarmaya karar verdim. mutluluğunu, nispeten genç dedem suratında görür gibi oldum. hayırlısı olsun, dayı.

adios,

serhan.