Powered By Blogger
deniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Eylül 2015 Pazartesi

hrrr

şirketin yarısı izinde. işle ilgili ulaşmaya çalıştığım kişiler de izinde. çalışanlar da köylerine falan gideceği için izinde. öyle ki; bazı makineleri kapatmak durumunda bile kaldık. neden böyle bir giriş yaptım bilemiyorum. sanırım ben de tatile gitmek istiyorum. ece'nin köpeğini kıskandım sabah sabah. şıkır şıkır suda yüzüyordu. zaten köpek olsan, ece gibilerin köpeği olacaksın abi. benim köpeğim olsan, bir sürü sıkıntı. 

''ısırır mı? huuuuuravgdyugbadsu... eheh. aslındaa çok sakiindir, şey sizinkinin ismii nee? olum niye havlıyorsun ya? korkutuyorsun kızcağızı? ayıp şey. hrrrrr... iyi be iyi. (o sırada) köpeğinize ağızlık takın kardeşim. ne diyorsun lan sen? ananı avradı (yakadan tuttuuumm, kafayıı gömçürdümm) çaatt. ah burnum (onun burnu). gel gidelim olum bu park bize göre değil. hırr... gibi.''

dövmeliyi, bereliyi falan yazacaktım. vazgectim.

oğlum haklı, bu park bize göre değil.

eyvallah.
Serhan.


29 Aralık 2014 Pazartesi

capa

iyi geceler,

bundan bir onceki yazimin 2014'un son yazisi olacagini dusunmustum, yanilmisim. (tabi eger bu yaziyi yayinlarsam). sonucta bir suru taslak mahiyetinde yazilarim oldugu icin bunun da bir karalama olarak kalma ihtimali mevcut. cok yorgunum, yasimin gerektiginden daha cok yorgunum. cocukluktan bu yasima kadar oyle cok boktan sey gecti ki basimdan; yasami sorgulatir. size hic unutamadigim bir ani. bir keresinde, babam bana minik bir kayik almisti. yazligimiz vardi butun yazi orada gecirirdim. tekne, yelken, kayik, balik merakim inanilmaz seviyedeydi. kendimi ilk suda hatirliyorum ben. hic kollukla yuzmedim, simidim de olmadi. denize girdim, ciktim... girdim, ciktim... sonra yuzuyordum. 

O kayik benim icin o kadar onemli idi ki, futboldan arta kalan butun vaktimi o kayigin tepesinde geciriyordum, aslinda cok dengesiz aptal bir kayikti. en ufak dalgada su aliyordu. cok defa battim. gec saatlere kadar o kayikla ugrastigimdan cogunlukla tek basima karaya cekmek zorunda kaliyordum onu. malum herkes eve saatinde gidiyordu, ben haric. sahilde tekneler vardi, kullanilmayan, denize indirilmeyen tekneler. tekneler balik gibidir, eger denize inmezlerse karada olurler. Velhasil bir tanesinin altinda benim kayiga uygun bir capa buldum. yazin ortasina gelmistik ben de artik o capayi oradan almaya karar verdim, kullanilmiyordu ve aldim. zimparaladim, curumustu sonunda da boyadim. artik her defasinda kayigimi karaya cekmek zorunda kalmayacaktim. yakina bir yere demirliyor. yuzerek kiyiya geliyordum. kurekli bir kayik, cok kurek cekerdim kayik dalga yapardi. oyle hizli giderdim. yalniz capaya ne sevinmistim. salakmisim iste.

Bir gun, bisiklete binerken yanima yasli bir adam geldi. herkesin ortasinda, iste dedi, bu cocuk! bu cocuk benim capami caldi. calmak ve ben?! ben bir sey calmazdim, babamdan harclik isterken; peder, git cebimden al derdi, genellikle de miktarini bilmedigi paralar olurdu cebinde. ben hep aldigim parayi dogru soyledim. o zaman pederin cebinden para araklamak revactaydi. neyse ise, haksizdi o adam, calmamistim. vallahi calmadim. kulagimi cekmisti. sonra bisikleti yere biraktim, kiyafetlerimle denize atladim. kayigi, daha once o kadar hizli tek basima karaya cekebilecegime ihtimal vermiyordum. capayi cozdum ve adama al capani dedim, ona dogru firlattim. yasim 10 belki 11. etrafima baktim o kulagimi ceken adam ve ben kalmistik. doktorum necmettin amca telasla yaklasti, gel serhan dedi. bir tek o, bir tek necmettin amca yanima geldi/gelebildi. adam bana bakti sonra capasina bakti. ben bilemedim evlat, capanin senin icin bu kadar degerli oldugunu dedi. uzun yillar yazlikta o adami gordum, gozunun icine baktim ama tek kelime dahi etmedim. o gunu hic ama hic unutmadim. sonra cenazesine gittim. (adam eceliyle gitti, ben bir sey yapmadim).

ben, haksiz yere suclanmayi hic sevmedim. kim sever ki? benimki de laf. dusundugumde; o dengesiz kayik beni belki hayatimi, necmettin amca ise yanimda kalanlari, bana inananlari, o yasli adam da iste zaman zaman karsima cikan garip insanlari temsil etti sanki. ve capa, capa ise sebepti. bir insanin, baska birine kizmasi icin sebep bulmasi o kadar kolay ki; capa, adam icin sebepti. yeter ki amac; kizmak-kusmek olsun. insanlara sebep mi yok? olmasa da yaratilir. sorun yok. Bu yaziyi yazmamin sebebi, sana kizdigim icindir, cok kizdigim icin. 

sanirim, kayigi o gunkunden daha hizli karaya cektim.

adios.

serhan.


21 Ekim 2014 Salı

ziya-uyanis (1)

selam gencler,

size ziya'dan bahsedecegim. ziya gercekten cok salak bir adam ama bu hikaye ziya'nin salakligi ile direkt ilgili degil. bu arada ziya niye salak? cunku hayati boyunca ayni hatalari defalarca yapiyor. ayni hatalarin defalarca yapilmasi, insanin salak olmasinin kanitidir. her neyse loser kahramanimiz ziya pek iyiliksever. soyle ki; nerede var yangin orada ziya, nerede var ihtiyac, orada ziya. yalniz ufak bir sorun var, ziya ne zaman bir iyilik yapsa, bu yaptigi iyilik, kendisine iki kotu melanet olarak geri donuyor. anlayacaginiz ziya, hem salak hemi de lanetli gibi bir mahluk. aslinda ziya bu durumu tee cocuklugunda fark ediyor. insanlardan uzaklasayim bari, tek basima oynayayim diyor, ziya lakin bu sefer de ziya'nin salakliginin yanina bir de asosyallik sifati ekleniyor. doktora dahi goturuyorlar. ziya durumu anlatiyor ama kimse inanmiyor ziya'ya. yalniz bu iyilik yap, kotuluk bul mevzusu ve ziya'nin hatalarini tekrar etme hastaligi ile birlesince ortaya onlenemez bir gecen yillar ve ziya cokus egrisi cikariyor. eeveet hikaye burada biraz pislesiyor cunku ziya'yi, kotuluk yaptiginda ise iki kati iyilik bekliyor. nihahah.

gelelim ziya bu duruma ne zaman uyaniyor kismina. ziya yuzmeyi cok seviyor. suya giriyor, cikmiyor, kucukcuk cigerleri ile herkesin sasirdigi derinliklere dalabiliyor. o yuzden ziya'yi teknelerin tonozlarina daldiriyorlar. oralari yosunlu ve karanlik, kimse dalmak istemiyor. zaten ziya bunu sevdigi icin yapiyor yani dolayli yoldan bir iyilik oldugu zaman bu kotuluk oklari ziya'ya gelmiyor. biraz karisik oldu. derken ziya'nin hic sevmedigi bir adam geliyor. tonoza sen daliyormussun diyor ziya'ya. ziya da evet ama senin tonozuna dalmam diyor. sonra iyi peki diyor ve daliyor. sonrasinin aksaminda firtina cikiyor ve ziya'nin babasinin teknesi kiyilara vurup parcalaniyor. tekne tekrar yapildigi sene bu sefer dumeni kilitleniyor ziya bir baska tekneye carpiyor. suclu ziya. ayni sene ziya sunnet oluyor. ziya'nin futbol oynamasi yasak ama onsuz takim nal topluyor. israrlara dayanamayan ziya oyuna giriyor, muthis oynuyor, ama pipisine top gelen ziya, kanlar icersinde hastaneye goturuluyor. yine dikis, ondan tam iki gun sonra ziya disari cikiyor ve sahilde yuruyor. ilk deneme derken paat ziya yerde. sahilden yaklasik 30 metre uzak ve 3 metre telleri olan etrafi agaclarla kapli sahadan top tekrar ziya'nin alete geliyor. sergen vursa olmaz, o denli. boyle sansin taa amk diyor ziya. ziya, mevzu bahis alet olunca onu korumaya almaya karar veriyor ve top mop oynamiyorum lan diyor. havadan ucak gelse seyini tutuyor. ziya o konuda hala takintili. 

sonra ziya dusunmeye basliyor ulan diyor, gecen bunyamin bogluyordu besili olmasina ragmen onu kurtardik, sora yelken diregi kafama carpti ben bogluyordum. sonra firtina cikti yine bogluyordum diyor. derken boyle bir suru ornek buluyor. mahallede ilker'i tam ari sokarken ariyi olduren ziya'yi, o ara bircok kere ari sokuyor. ziya'ya babasi karne hediyesi aliyor, bir bmx. ziya hareketli bir cocuk, acayip bisiklete biniyor. ve bisiklet konusunda cok pis, boyle insanlarin yanina yaklasip, elindeki agac dalini yandaki bisikletin jantlarina sokacak kadar it. bmx yarislarinda yarisan diger elemana tekme atacak kadar deli. ziya bmx ustunde tam bir ruh hastasi. 

ziya bisikletten yillarca felaket sekillerde dusuyor, ama tek bir yeri kirilmiyor, incinmiyor. bi halt olmuyor.

devam edecek...

copyright by SERHAN.

21 Şubat 2013 Perşembe

benim inandığım tanrı

selam,

şimdi ben bütün dinlere aynı mesafedeyim. uzak mesafede. lakin şöyle bir durum söz konusu, allah'a inanmayı istiyorum. benim için önce ilim, irfan gelir. agnostik olan düşünceye yakınsın işte! dediğinizi düşünüyorum. yok o da değil. diyelim ki, tanrı var. e tanrı mesajlarını insanlara nasıl gönderecek? elçi yoluyla. bu kadarı agnostik düşünceyi bulanıklaştırmaya yeter zaten. detaya girmiyorum, zira bulanık durumlarla işim olmaz.

evet, 'elçiye zeval olmaz konusu'ndan devam edelim. elçi ile iletişime geçen tanrı; iyiliği, kötülüğü, yapılmaması gerekenleri, yapılması gerekenleri vs hepsini elçiye anlatıyor. bu anlattıkları da malumunuz, insanlar okusun da uygulasın diye kitap haline geliyor, getiriliyor. bu esnada, tanrı'ya bakıyoruz. hayvanlar, bitkiler, doğa, insanlar hepsi mükemmel. yaradan adına yakışır bir şekilde hakikaten yaratmış. bir de, keşfedelim, öğrenelim, özgür seçim yapalım diye de biz insanlara, diğer canlılara nazaran daha çok çalışan bir beyin vermiş. e kullanıp, kullanmamayı yine sahibine bırakmış. denize bakıyorsunuz, insanın bazen denizi içesi geliyor, benim geliyor. fakat bu güzelliği yaratan tanrı, kitabında diyor ki, haşa! saçın, başın görünmeyecek, ört onları. emir kipini hiç sevmem. etrafta da diyelim erkekler var. e deniz orada nasıl gireceksin bu denize? yasak mı bu şimdi? hiç olur mu? edep yerlerini ört, atla. o deniz senin hakkın. edep yerlerini örtmezsen, ben ve benim gibiler bunu davet olarak algılar, peşinden atlarız. erkeğiz be. en kibarımız bir anda ''meme uçlarınız zıpkın gibi olmuş, su soğuk galiba?'' bile diyebilir. neyse  daha fazla cıvımadan, denizden güneşe geçelim. güneş girmeyen eve doktor girer... demiş atalarımız. kafisi yararlı bu ışınların. bilim öyle diyor. ama güneşin alnında baş örtüsü, abartanlar için kara çarşaf? bunu mu istiyor tanrı? yaradan, mezalim çektirmek için mi yaratmış insanları? sıcakta kurdeşen döksünler mi istemiş? oruç, bilhassa tanrı için tutulurmuş. öyle yazar. okudum. şu an bilimsel olarak da açıklanan, insanın o kadar saat aç kalmasının uygun olmadığıdır. nefis köreltme derseniz ben sizin karşınıza yine düşünebilen insan beynini çıkarırım. ben aç gözlü bir adam değilim, nefsime hakim olabilirim. ve gelelim tapma işine; koskoca yaradan duymak istediklerini listeleyecek, kitapta toplayacak, insanlar da bunları ezberleyip kendisine söyleyecek. tanrı da bundan haz duyacak. yaratma yetisine sahip bir güç, insanlardan bunu niye istesin? olmuyor işte.

hah şimdi gelelim benim düşünceme; ben, mitolojiyi çok severim. şimdi diyorum ki; bizleri, bu içine etmekte olduğumuz doğayı, eziyet ettiğimiz hayvanları yaradan güç ile kendisine daha önce gönderdiği şekilde tapmazsan, yazılanları irdeler ve yapmazsan, öldüğünde cehennemde cayır cayır yanacak veyahut ahiret gününde kör dirileceksin diyen güç aynı o-la-maz. mantığa aykırı bi' defa. bu dünyada şarabı yasaklayan, öbür dünyada bunu vaad etmez. benim inandığım tanrı'yı bir şekilde, bir yerlere hapis etmiş olmalılar sanırım. yada bu tanrı'dan gelen mesajlar alınırken, bir hata oldu.

görüşürüz.
serhan.

18 Haziran 2011 Cumartesi

denizin dibi

selam,


bence onu beğenmeyen bir erkek olmamalı. erkeklerin de, kadınların da bazıları zevksizdir eyvallah ama onu beğenmeyecek kadar zevksiz biri neden var olur ki? hakkında; vahh vahh hasta herhalde ya da kör.. allah şifa versin.. diye düşünürüm. tamam eğer; bu fikre sahip kişi yakınım olursa, yine hasta olduğunu düşünürüm üstüne de, bir daha bu salağın güzellik anlayışına itibar etmem lan.. derim. içimden belki de dışımdan; kompleksli misin oğlum? derim.. hatta zevkine sıçayım, yıkıl karşımdan da diyebilirim :S 


bu arada, çemberin dışında olan kimseler için önemli bir not; beğendiyseniz, benim yanımda beğenmeyin ya da durun, en iyisi içinizden beğenin sadece. sonra olay çıkınca, suçlu ben oluyorum, tamam mı? sizin yüzünüzden suçlu olamam. evet, agresif bir yapım var. çabuk parlarım, lakin diğer çabuk parlayanların aksine bir anda da sönmem. böyle imal edilmişim. hala bakıyor; dön önüne, bir daha bakarsan ciddi olay çıkarırım. son kez, beğen ama içinden beğen. yoksa ağzını burnunu kırarım ayrıca kafanı da kırabilirim. sonra suçlu olursam, bu vahşi döngüyü, senin yüzünden, suçlu olduk amk.. diyerek tekrar ederim. haa bir de, beğendin ve üstüne bizi de marizledin.. diyelim. yazarken bile hadi lan! diyorum, ama belli olmaz sonuçta :I o zaman, gece eve giderken; seni arabayla ezerim. yaparım bunu.


denizin dibi ayrı bir dünyadır. bu cümleyle dalgıç olduğum izlenimi yarattım ama dalgıç değilim. tüpsüz nispeten derine dalabilirim, pek çok kere teknenin tonozuna dalmışlığım vardır. ne eziyettir o da? kurtağzı kopmuş olur; bütün kış fırtına, zinciri ara ki bulasın. ben, tüple dalamıyorum artık, istiyorum ama bela panik atak var ya; tutar mutar denizin dibinde, denizin üstündekilere maskara olduğumuz yetmezmiş gibi, bir de denizin dibindeki ahaliye maskara olmayalım diyerek, çok kere bu isteğimi ertelemişimdir.


ne diyordum? etrafta ne kadar değişik türden canlılar var. etraf derken; denizin dibinden bahsediyorum. şu an dalamadığımdan sadece seyretmekle yetiniyorum.


ahaa bir dakika. dur dur dur. geri al. evet o! zumla bakayim. 


gerçekten inanılmaz bir şey. gözlerine bak. kocaman. çok narin. mutlaka görmem gerek onu, hissetmem lazım belki de.. aghh içimdeki bu istek; nasıl yapabilirim ki acaba? acele etmeliyim, etrafı ne kadar da kalabalık?!


sanırım, tüple yanına dalmaktan başka çarem yok.


ee ya panik atak tutarsa?


koy götüne, tutarsa tutar..


serhan.

17 Eylül 2010 Cuma

tehlikeli sular

hey,

nereden baslasam bilemiyorum. kafam cok karisik. "zaten senin kafan hep karisik; bu sebepten dolayi pek bir sey fark etmemistir.." dediginizi ve ehueheuhe diye sirittiginizi da duyar gibiyim. ayiptir yapmayin;) bilmiyorsunuz. su an, yazimi nasil yazacagimi bile bilemiyorum, aksi gibi de cok fena ekstrasistollerim var, biktim lan resmen. kanal d'de yayinlanan jean reno'nun dandik filmi "wasabi" de konsantrasyonumun (yumi devamli bagriyor.) icine etti. neyse arka fonda kalsin. hem jean reno; jean reno'dur. aslinda bayadir bakiyorum, cok da dandik film degilmis, seyredilir.

neyse gelelim konumuza; genelde yazilarim, kendi hayatimdan kesitlerdir, gercektirler. yasanmisliklari vardir ya da yasanacaklar listesindedirler. yazilarimda bahsi gecen kisileri gizler, onlara alakali/alaksiz isimler verebilirim. bloguma misafir ettigim kisilerin; "bazi zamanlar kizginlik, serzenis vs bazen ise sevdigimden dolayi" kulaklarini cinlatirim. sizler de iste, denk gelirseniz okursunuz. kendileri okurlarsa, onlardan bahsettigimi kolayca anlarlar. facebook'ta bir cok arkadasim var ama blogumu, cok kisinin takip ettigini dusunmuyorum. takipcilerimin bir cogu ise; ben onlarin blogunu takip ediyorum diye buradalar, biliyorum. yazdigim son iki cumleyi siktiriboktan hayatima da uyarlayabilirsiniz.


denizi ve suyu cok severim ama göl sevmem. e tabi deniz olmadigi zamanlarda; gollere deniz muamelisi yaptigim cok olmustur. göl; durgundur belki de bu yuzden sevmem. durgun, bayik insan da sevmem. en mutlu oldugum zamanlar; suda oldugum anlardir. "tehlikeli sularda yuzmek" diye bir deyim vardir ya; size bir sir vereyim mi? ben oralarda yuzmeyi sevdim. tehlikeli sular; bildiginiz deniz gibi degil. bambaska bir yer, orada yuzmek kiyi seridinde yuzmekten farkli, pek keyifli ve heyecanli. bu sayede; daha onceleri uzaktan gorebildigim/o nasil bir sey ola ki? diye ic cektigim guzellikleri yakindan gordum. dokunabileceklerime dokundum, sarilabileceklerime sarildim. ilk basta biraz tedirgindim ama sonra alistim. tehlikeli su, beni kalbul etmisti. uzunca bir sure bekledigimi biliyordu. belki tek tarafli bir yorum olacak ama onu gercekten hakettim. dikkatlice inceledim, kusursuzdu daha once gorduklerimden degisik, fantastikti. biliyor musunuz? onun gozleri var ve cok guzel, icinde de bir cok renk barindiriyor. tehlike'nin her milimetrekaresini kesfetme isteyim, beynimi fena mesgul ediyor.


nasil anlatsam? asagiya dogru akip gitmeniz icin; suyu sevmeniz/oksamaniz yeterli. puruzsuzce, su kaydiragindan kayarcasina.. o, sizi kendisine cekerken; " evet, bebegim.. daha derine.." diyorsunuz hep. tarifi; tahminimden de zormus. gece yaptigim son dalistan sonra karaya ciktim. problem yumagi yasamima geri dondum, her sey daha da anlamsiz geldi. peki simdi ben ne yapacagim? diye kendi kendime sordum ve su kaniya vardim; tehlikeli sularda yuzmenin bedeli, o'na fena halde baglanmak olmali..

huzunlendim, aklima takilan bir sey daha;
-acaba o da beni fotograftaki kadin gibi...?
-sacmalama seroo; hic su, insani ozler mi?
-...

hoscakalin.

16/09/10

serhan.