Powered By Blogger
yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2017 Perşembe

ÖYVZ

Hello,

Başlık nasıl? Direkt hedefe, geveleme yok. Ehhm şey işte mevcut koşullarda, geveleme yok demek istedim. Bir Bam bam bam değil belki ama tekli bam diyebiliriz. Neyse, zapıkların da kalbi olur, rahatsız edenlerin de sebebi vardır. Rahatsız etmenin de bir rezonansı vardır. Abartısı, oyun bozar. Bu arada; o nasıl gülümseme olum? Dişleri sağa baştan say. bir, kiii, üçç... 32'ye kadar gider. Diş ipi de kullanıyor. Şarjlı diş fırçası da var. 

2 sene önce, 28 yazılı mum; 2 Kasım. İmdilerde certain age of woman; 30. Bir zata en çok yakışan; güzel Türkçemizde karşılığı olmayan sıfat; COOL olabilmek. Burada, seviyesi %100. El ayak, dövmeli pekiyi. Saçlar?! Ressam olsam, yüzü gösterseler mevcuttaki saçı çizerdim. Derece bu.

Ciddi hoş. Tarz, ayrıca pek gezgin. Napoli'yi ben de severim. Bologna'da zamanında taş gibi takımdı ehheue. Beyz oyacak beni. Hem sever, hem de azıcık kıskanır. Bazen yapacak bir şey yoktur, öylece bakarsın. E bakıyorum. Valla pardon. Kedi seviyor. Ne güzel.

Bu kadar.

5 Kasımda doğum pastamı kesiyoruz.

Adios.

Ser.

5 Nisan 2017 Çarşamba

Burhan OT

selamlar selamlar,

Yıl oldu mu acaba son yazımdan bugüne kadar geçen zaman? neyse olmuş olabilir. Ben nasılım? iyi diyelim, iyi olsun. Siz nasılsınız? Sizler; böyle 80e, 1000e falan ayrılırsınız işte duruma göre değişirsiniz mantıken. Benim tanıdıklarımın çoğu iyidir muhtemel. Hatta süper lan benim tanıdıklarım. Herkes daha da gelişiyor. Coştu millet. Serhan'a tur bindirdiler ki zaten ben çoktan diskalifiye. Olun olun müthiş olun. Yetmez! Çocuklarınız falan da birbirleriyle yarışsın. Yaşasın hırs. Yaşasın para. 

Her ne haltsa bugün bizim şirkete temsil adı olarak Burhan Ot'u uygun gördüğüm bir kişi geldi. Adam gelmeden önce; nerelerde çalıştığı, ne yiyip ne içtiği? Boyu-kilosu ki iri bir arkadaş; zaten paylaşılmıştı. Beklenen oldu, bugün geldi. Benim en nefret ettiğim işin IT ve türevleri olduğunu beni takip edip, hala ölmemiş kişiler bilirler. Bu zat da aynı iş koluna mensup, en babasından olan ERP uzmanı. Velhasıl Burhan bey bugün geldi ve ahanda bizim şirket kartını çıkarttı şırrraaakk. Danışmandı ama email adresi vardı, olum onu bırak, odası bilem vardı. Her şey ne güzeldi? ITci mi olmak vardı? Kısa bir konuşma yaptı. bizler anahtar kullanıcıydık. Dedi ki, (lan içinden) dedi; ben yanımda bilgisayar açtırtmam, ben telefonu kapatırırım ızzt bızzt gibi garip şeyler söyledi. Almıştı gazı. 40'ına merdiven dayamış ve sittin senedir orta düzey yönetici olan ben gibi şahıslara bu Liseli styla haşlanma stili hoş gelmedi tabi ki. Başarısızız belki ama yine de, eser miktarda da kalsa bizim de gururumuz mevcuttu sonuçta. Bir de şirkette malum, rüzgar olup esmeyenler için de laaan ya benim esmediğimin?! foyası ortaya çıkarsa? düşüncesinde olanlardan; hssiktir zıçtık tepkisi yükselmiş olabilir miydi? Henüz net bir durum yok. Her şey çok yeni.

Bu bilgisayarı açtırtmam, telefonu kapattırırım hayt huyt olayını, bizim firmanın en tepesinin bir altındaki beyefendi de beğenmemiş olacak ki çok kibar bir şekilde, bizim personel gerektiği yerde, nasıl davranacağını bilir... şeklinde bir mesaj virdi. Önemliydi bu. Eşek kadar adamlar için Burhan'a; eti senin, kemiği benim demedi zaar. Diyebilirdi ki onun yerinde, birkaç altındaki bey olsaydı derdi. Burhan'ı, koridorda gördüm, normalde selam veririm, gerek domuzvari bir günümde olmam, gerekse hal ve hareketi beni selam vermemeye itti. İyi yaptım bence. Bakalım. 

Burhan Ot ile maceralar olursa, paylaşırım. Benden yana sorun çımaz zira ben o işi kolaydan yaparım. Kimlerden çıkacağını da biliyorum. Ayrıca geçen sporda artis artis suyumu kenara koyan herif, haddinden fazla ağırlık yükleyip benchin altında kaldı. Normalde ota boka koşan ben, yine kıpırdamadı. Artık böyle, ne kaddar ekmek o kaddar köfte.

Hadi afiyet olsun.

Serhan.

12 Ekim 2015 Pazartesi

sen, o, öbürü, öteki ve ben

selam, 

terör saldırısı ile ilgili yazı yazmayacağım. hatta uzaklaşmak için buralardayım. son yazdığımı tekrar okudum. evet, köpeğim olsa seni gerçekten ısırmaz. ama yok. gerçi sen de yoksun. köpeğim olsa, senden bahseder miydim? evet.  iki kadehten sonra, çenem düşerse seni balıklara anlatırım belki, o da belki. anlattığım balıkları da yerim. orada burada konuşmasınlar. garanti olsun.

eleştirilerinizle beni var... pardon yok! ettiniz.  tekerlekli sandalyedeki adam, benim diyelim ama geçici. hayatıma herkes gibi devam edebilmem için uzun vadede bu sandalyeden kurtulmam lazım, ama kısa vadede bu sandalyeye ihtiyacım var. bilirsin ki malum sandalye ödünç. ödüncün ödüncü olur mu be birader? peki ödüncün ödüncünü sana veremedim diye, bana küsülür mü be arkadaş? ayıp. küsülmeye alışığımdır da, ben kaale almayı bırakalı çok oldu.

canım, canımdan öte vesaire vesaire. hala olmak değil ki olay. olay; halan gibi hala olabilmekte. ben, pek ihtimal vermiyorum açıkçası. annem, pazar parası gelecek diye ağaç olurdu. ulan sktiğimin semt pazarı, pazartesi günleriydi işte. sabahtan bıraksan olmaz mıydı? hayır. illa bekleteceksiniz, neden. cep sıcak, el içerideyken dışarı çıkmıyor. ne günlerdi? kötü. duyuyorum ki, aynı bekletme/sallama huyu sende de var. genler. bu genlerle senin; halan gibi hala olma işin yaş. bize en yakında güle güle tabi, sizler huşu içinde kalın. 

sen neden oradaydın biliyor musun? bence de biliyorsun. yine de; ben daha önce orada oldum diye. ya ben niye oradaydım? gerçekten hak ettim diye. aramızda -orada olma- farkı bu. arayı kapatma çabalarımdan da baydım. olsan da olur, olmasan da. iki kadeh rakı içsek de olur, iki kadeh rakıyı ayrı arı içsek de olur. bu raddenin bir üstü olmaz tabi. aslında sen ve üst paragraf, tencere-kapak olurmuşsunuz. şaka bir yana, aslında aynısınız. 

ve bu paragraf da bana ait. kendimin. ''I used to bring you sunshine...'' zamanım ne kadar kısaysa, ''now all I ever do is bring you down'' zamanım da o denli uzunmuş. size tavsiyem benimle pek şey olmamanız. ortamın enerjisinin damına koyarım ben. çok kuvvetli negatif gücüm vardır. ciddiyim. 

eyvallah,
Serhan.    

4 Haziran 2015 Perşembe

kendimden sıkıldım yemin ediyorum...

Selamlar, uzun zaman oldu. başlıktan da anlaşılacağı gibi kendimden acayip sıkıldım ben. öyle böyle değil. devamlı aynı hataları tekrarlayan şahsiyetlere ERRORIST denirmiş. ne kadar güzel. aynı ben. şimdi söyle ki, benimle aşağı-yukarı aynı işi yapan akranlarım yürüdü ben sabitim. ya da bebek adımları ile yürüyorum. benim sorunum ne biliyor musunuz? beni zeki bir insan sanıyorlar. öyle gösteriyorum herhalde ama değilim. ve fekat, kafam bazen öyle bir karışıyor ki IQmetre olsa; o an kesin gerizekalı çıkarım. 

daldan dala atlayan bir yazı olsun. genelde böyle yazarım zaten. velhasıl bu kafa karışma hikayesi çok sinirimi bozuyor. ben ki hayatta; isim, tel no, kelime vs pek unutmam. hafızam iyidir. ya da iyi idi. buradaki şoförün ismi aklıma gelmiyor. bakın yine gelmiyor. kamil ulan kamil. 2 dk'da falan aklıma geldi. dedem alzheimerdı benim, bekledi bekledi doğum günü arifemde hakkın rahmetine kavuşmuştu. hiç unutmayayım diye sanırım. belki de bir işaret. genlerden mi, artık psikolojiyi toparlayalım diye aldığım desteklerden mi nedir, ciddi eski sürat-i intikalimden eser yok. bu durum hiç hoşuma gitmiyor. eskiden mahallelerde deli gaziler vardı. ben de kafayı sıyırıp böyle biri mi olacağım? üstelik gazi de değilim. 

umarım geçici bir şeydir. en son yazdığım yazıya bakmadım. emin olduğum; o zamandan bu zamana bir göbeğim olduğudur. yaz gelecek diye eritmeye çalışıyorum. bu arada yaz da gelmiyor. şirkette spor salonu var. gerçi mevcut ağırlıklar beni kesmezdi, bu sebepten dolayı bahadır'dan bir sürü ağırlık alıp, koydum salona. haftada 3-4 çalışıyorum. bu blog yazma beraber başladığım bazı zatların kitapları oldu, yazdılar, çizdiler. bende ise tık yok. ha denedim mi? evet bir şeyler yazdım. sonra kaybettim. sonra buldum. ıyy ne iğrenç yazmışım be? dedim, atım gitti. kimseye de öyle ful versiyon göstermedim. hemen ekleyeyim; kendimi o toplara girecek kadar iyi görmüyorum. iyi yazanlar yazsın, biz okuyalım. bu aralar bir şey okuduğum da yok. yazı yazma kabiliyeti sınırlı olanların da kitapları çıktı gerçi de, ben onların kitleye hitap etmek istemem, edemem de. Aylin Balboa (Entel) ayrıdır. O ''müthişkulade'' bir yazar. çok acayip yerlere gelecek. 

başlığı açar isem; organize olamayan kendimden sıkıldım. arabanın anahtarını unutan kendimden sıkıldım. para hesabını bilmeyen kendimden de sıkıldım. en çok da; insanlara değer verme olayımı, pek hak etmediklerini gördüğüm halde ısrarla devam ettiren kendimden sıkıldım. hiç mi sıkılmadığım huyum yok? ne bileyim tatile falan çıkmam lazım benim. millet nasıl siliyor adamı ama? çat çat. bende o da yok. bir de gereksiz sinirliyim. beli etmiyorum ama çok sinirliyim. deliyim olum ben galiba.

görüşürüz.

Serhan. 


15 Ocak 2015 Perşembe

cok doluyum cok

hey,

cok doluyum oyle boyle degil. hayvan gibi uzun yazacagim okumak istemiyorsaniz, simdiden birakin bence. cocukken fakir degildik. cok oyle muhtesem bir yasamim da yoktu eyvallah ama ne bileyim yazlik, bisiklet, harclik; normalin ustunde yasiyordum diyebilirm. sonra buyudum, arabam da oldu, param da. her onune gelen 18 yasindaki gencin o yasta kredi karti yoktu ama benim vardi. ek kart tabi. peder verirdi, elde vardi, paylasirdim. elde olunca paylasmak onemlidir. 

arabami arkadaslarima verirdim. bir kere arkadasimin kiz arkadasi, tamponu surtmustu, nasil telasli?! onemli degil sakin dedim. ben onun tamponunu surtsem beni ceker vurur her halde. cok hesaplar odedim, iyi paralar. helali hos olsun. ne bileyim birinin ihtiyaci olursa, maddi-manevi destek olurdum ki hala olurum (su an sadece manevi). yalniz bu destek olmak oyle acayiptir ki, -ne var ki? elde olunca verilir, bende de olsa, ben de veririm!- diyenlerin bir cogunun eline imkan gecsin sana verseler verseler ucun birini verirler. olmayinca atmak cok kolaydir. metaryeli hissedince; acayip olur her sey. el, cebe gitmez. ceptekini vermek oyle herkesin harci degildir. iclerinden vay anasini satayim! deyip, kendilerine cok muhim isler icat ederler. sonucta o el, cebe gitmesin diye seninle karsilasmamaya calisirlar. hisedersin zaten. kimse 7/24 mesgul olmaz. bazen oyle olur ki, aklinin alamayacagi insanlara senden cok destek olurlar, ailecek kosustururlar. buna sasarsin. inanamayacagin insanlar, -kisa surse de- canciger kuzu sarmasi olur. sadece maddiyat degildir mevzu. manevi olarak da bu boyle. super ihtiyacin vardir. belki yalniz kalmak istemiyorsundur ama telefonun calmaz. haydi bismillah arasan da muhtemelen o telefon acilmaz. unuttum, atladim, kosturuyorum, cok doluyum vb. bahane bitmez. bu dunyadaki belki de bitmeyen tek sey, bahanedir. cok urettim bilirim. belki ben hak ettim ulan her seyi. en sonunda iki dertlesecegim diye bulusursun, onda da durum daha bok olur zaten. hic bulusma daha iyi. o yuzden yalnizliktan hoslaniyorum rolu yapa yapa, baska biri olur cikarsin. artik pek cogumuz gunluk yasiyoruz. isten cikarilip/cikip 2 ay hazirliksiz yakalanmaya bakar durumun vahimiyeti. uzaktan ise soyle derler, e artik kac yasinda oldun, hesabini bilseydin?! Ya gencken hesabimi bilseydim?! eski camlar bardak olmustur. sanki insanlarin basina gelmemis yada gelmeyecekmis gibi yorum yaparlar. konunun aslinda yasla basla ilgisi yoktur. yokluk her zaman boktur. yokluk mertligi bozar. aldigini veremezsin falan, cok fena sikici mevzular.

ben muhendisim biliyorsunuz, is gorusmelerim genelde anasinin nikahinda olur. mecbur arabayla gideceksiniz. ben bu iki ayda araba isteyecek kimseyi bulamadim ulan. yok. lafta, ne zaman istersen olum'dur, sonra hanimin adinadir, sonra sirketindir, sonra ortak laf eder, benim olsa dukkan... biliyorsun, kredisi bitmedi, bazisi da direkt; hayir. (Ben iki araba parcaladim bu arada). icinden hay amina koyayim ulan dersin, hay amina koyayim. o sirada elbette ki, sen bunlarla ugrasirken, insanlar sana kuser. neden? cunku essegin zikinden dolayi. arkadasinin babasi olmustur, 35 gun boyunca her gun aramissindir. cenaze, mezarlik, toprak vs derken gorusmeler birikir, 3-5 gun arayamazsin. kuser, acmaz bir daha telefonunu. cok gerekliymis gibi telefonunun ustune oturur ekranini kirarsin mesela. timucin'i ararsan cunku her zaman onun ekstra bir telefonu vardir. ama o bir daha sana donmez ustune, bu dunyada bir tek derdi olan sen misin? der amk. hakli herifin hayati benimkinden bok. aramama kisminda haksiz. neyse ben zaten bazi durumlari hesaplamisimdir. sapma elbet olur. haa isler ters gitti mi yrrak gibi alayi ters gider. odemler, kartlar, alkollu araba kullanmazsin normalde.  laan hadi bu sefer kullanayim surasi... dersin arabayi boydan boya cizersin tam da benim arabada boya yok! dediginden 3-5 saat sonra. cunku oyledir. ertesi gun de is gorusmen vardir. hata kimin? benim, kabul. peki bu hatayi baska gune erteleyemez miydik? yok hayir, simdi.

bir kac tane mahcup oldugun, yuzunu kizartip, iste sordugun insanlar vardir. onlar zaten seni bilir. bazen surpriz cikar. hepiniz aklimdasiniz olum (kizim), son duzluk. haa bu arada, belki de son banknot ile yemege cagirdigim cicoz bana oturdugumuz evin satisindaki paylardan bahseder. la havle dedim raki ictim. sonra hizini alamaz, soyle de bir nasihatta bulunur; ailen paylarina dusenle kendilerine rahat bir ev alir! bana diyor ki, sen karisma ki basina sokacaklari bir yer olsun. (belli ki akrabalar konuyu tartmis. sonuc; serhan parayi yiyecek! aile sokakta.) baktim, daha da baktim, hmm deyip bol bol raki ictim.

bana soyle bir bakin. baktiniz mi? iyi. 

eyvallah.

17 Mart 2013 Pazar

gezen tilki

selam,

yaptığım hesaplar birbirini tutmuyor, tutamıyor sevgili okuyucularım. canım çok sıkkın. hayatımın düzene girmesi için bir günde, üç günlük çalışmam lazım. lakin bu -bir günde, üç günlük çalışma- eforunu görüp, ödüllendirecek işveren nerede? cevap veriyorum burada değil. hatta o kadar burada değil ki bu kadar olur. size bu satırları yağmurlu bir cumartesi sabahı, kurtköy civarlarından yazıyorum. biz cumartesileri yarım gün çalışan, mutsuz suratlardan oluşmuş bir müesseseyiz. örnek; ben bile burada baya bi mutlu sayılıyorum, artık siz durumu gözünüzde canlandırın. 

evet, kısaca; bana üç sene lazım ama elimde bir sene var. -bir güne, üç günlük- oran buradan gelmekte. elbette olması gerekenlerin zamanında gerçekleşmesi çok iyi ama, ileride olabilir olması da, hiç umut olmamasından daha iyi. hımms bu optimist cümleyi ben mi kurdum? enteresan olmuş. neyse onu bunu sittir edin de, halamın gençliği ile tanıştım sonunda. aynı planlar, içte renkli kıyafetler giyen bir hippi ve düşler. o hippiliğe ziksen uyamayacak bir adam için çarpan kalp. keskin zeka. kendine güven, istese de bir yere kadar dizginleyebildiği kibir. ve dağınık bir psikoloji. hikayede, kadın cevval ama erkek pasif. 

kadına tavsiyem;

kendisine gezen bi' tilki bulması yönünde. tilkinin, postunda çizikler olsun. olsun ki, mücadeleci olduğunu bil. sevdiğin zaman, postun altındaki yaraları hisset, zira bunlardan sende de var; tanırsın, bilirsin. öbür türlüsü inan zor.

öyle.
serhan.

9 Şubat 2013 Cumartesi

hurdacı blogu

selam,

başlığın sebebi, yarım bıraktığım veya yazdıktan sonra okuyup beğenmediğim ''taslak'' olmuş yazılarımdır. yayınladığım hikayeler kadar, yayınlamadıklarım da var. diyeceğim şu ki; bu okuduklarınız blogun sadece bir kısmı. ee işte,  bazılarını ilk paragraf bitmeden, bazılarını ise bitime birkaç satır kalmışken terk etmişim. bu yarım kalmış hikayeler acaba bana çok mu kızgındır? ben olsam kızardım. belki onlar yayınlananlardan daha fazla yayınlanmayı hak ediyor ama işte tekrar dönüp, yazmak, hatta iş çıkar mı diye bakmak bile içimden gelmiyor. yayınlanmış hikaye olsam, taslaklara, '' arkadaşlar boşuna üzülmeyin! bizler yayınlandık da ne oldu? en fazla okunan hikaye bin kere okundu. boş verin, takmayın kafanıza. adam sorunlu, o an; sizi yayınlamayacağı tutmuş. '' derdim.  

hurdacı dükkanlarını çok severim. zamanında bayrampaşa'da az hurdacı gezmedim, çok zevklidir. işine yarayan bir şey gördüğünde, istemeden gözlerin parlar. işte bu ışığı hurdacı anında görür. onlar böyle para kazanırlar. pederin işi o taraflarda idi. blogumun sizin görmediğiniz kısmı, taslak dolu. taslak, hurda. blog sahibi yani ben, hurdacı. aklıma hepsini birbirine ekleyip tek bir yazı olarak yayınlamak da gelmiyor değil. bu konuyu düşüneceğim. belki gönüllerini bu sayede alırım. hem belki de sizin beğendiğiniz birşeyler çıkar içinden, kim bilir? dün, son yazdığım yazıyı -fazla özel- diye taslağa çevirdim. nihahaha pirens - kurbaa, kurbaa - pirens masalı gibi. işin garip yanı, kendimi suçlu hissedip yeni bir yazı yazdım. benim sorunlarımdan bir tanesi de budur. suçlu hissedip, kendime iş çıkarırım. yaparım bunu. peki ne oldu? o yazıyı da taslak halinde bıraktım. taslağın taslağı. bu ilk oldu. taslağın taslağında, son kitabım ''for rent'' ile bilgi veriyordum. kitap derken, çokça fikrin, az yazıya dönmüş şekli. pek mühim bir şey değil. bilim-kurgu gibi bir şey. büyük ihtimal ebediyen fikir olarak kalacak bir karalama. sinir bozucu şekilde pesimist miyim ben, yoksa gerçekçi mi? eskiden bana pesimistsin olum sen! diyenler, bugünlerde benimle aynı fikirdeler. şansım yok. hem de hiç. ama belki bu sefer de benim fikrim değişmiştir. fikir benim değil mi?

işte sevgili okurlarım. benim hikayelerin akıbeti, yazının bitmesi ile sonlanmıyor. yazının yayınlanma faslı da var. o da benim değişken ruh halime bağlı. bazen insan kendini yalnız hissediyor, ama bu insan ben isem; sorun değil, çünkü ben yalnızlığı severim. terk-i istanbul zamanı geldi gibi, hissediyorum yok yok kokusunu alıyorum. bu yazıyı da mı yarım bıraksam acaba? latife, bitti.

iyi sabahlar,

serhan

3 Ocak 2013 Perşembe

ben ölüyorum

iyi geceler,

bir kere öldüm. gerçekten. o anın başka tanımı yok. ayrıca her gün de ayrı kişiler için ölüyorum. sevdiklerim için. ölmeyi alışkanlık haline getirdim. bu aralar en çok annem için ölüyorum. böyle sesli ölüyorum, acı çekerek. çok şansız bir kadın. hayatında, kanımca bir insanın yaşayacağı en büyük acı olan, evlat acısını yaşadı. ama hala ızdırap çekiyor. o ızdırap çektikçe ben ölüyorum. bitmedi dinine yandığımın ızdırabı, bitemedi. 




on sene oldu dedeme bakıyoruz. bizim yaptığımız hikaye, annem bakıyor. anne dedeme, baba dedem 98 yılında ölmüştü. ama yaranamıyor kadın, elinden geleni yapıyor fakat yine de yaranamıyor. neden? çünkü babasına yaranmak mümkün değil. o an yarandığını düşünsen bile, acaba mı, oldu mu lan yoksa? diye içinden geçirmeye kalmadan; hazret, 2 sn sonra kuracağı bir cümle ile sana, ''yok be bu adama yaranmak mümkün değil! saçmaladım iyice...'' dedirtir. tamam yaşlı, tamam şimdi alzheimer hastası. gerçi on sene önce de böyleydi. sadece şimdi biraz daha unutkan, demans vesaire. her şeye eyvallah lakin aynı kişi, bugün annemin kardeşleri (dedemin oğulları işte) gelecek olsa, 180 derece değişebilir. dedemin her memnuniyetsiz hareketinde ben, annem için ölüyorum. sadece dedem değil, kardeşleri, babam, ben... kim o'nu üzerse. annemin gücünün bittiğini hissediyorum. annem, elimden kayıp gidiyor resmen. ben ölüyorum...

ve babam, onun için de ölüyorum. çok büyük olmasa da, eskiden iyi bir iş adamı idi. şimdi emekli maaşına talim. parkta takılıyor. e zamanında nasılsa o para lazım olmaz düşüncesi ile yüksekten prim yatırmamış, şimdi aldıkları para çok değil. anneminki de en alttan. kendim çok bir halt yapamadığım için kendime de çok kızıyorum. iğrenç bir duygu bu. herkes, benden bir şeyler beklerken, ben hiçbir şey yapamıyorum. useless, loser ne derseniz deyin. bazen televizyonun sesini açıyor, veya kanalları birden 886ya kadar tek tek, yavaş yavaş zaplıyor. deli oluyorum. o an televizyonu pencereden atabilirim bir insanın oğlu hele ki ben, babamın bu yaşlılık alameti hareketine içten içe böyle tepki veriyorum diye çok utanıyorum. benim gibi oğlu olduğundan dolayı, babam için ölüyorum.

artık çoğunluğa ben de uydum ve haklılar. dünyaya gelmişim, bir şeyler olmuş, böyle olmuşum ve böyle giderim. yeni arkadaşım olsun bile istemiyorum. eskilerle karşılıklı unfollowlaştık zaten. sinemaya tek başıma gidiyorum. arasam?! tamam çok zorlasam belki sinemaya gidecek birini bulurum ama insanların kafalarını ütülemekten bıktım. haa aklımdayken, bir arkadaşım var. onunla da artık hiç görüşmeyeceğim. niye? çünkü onun kafası kötülüğe ve sadece çıkarına çalışıyor. benim kafam ikisine de çalışır, kötüyü ya insanlar böyle düşünüyor ise? diğerini de davranışlarımı şekillendirmek için kullanırım. kimsenin kötülüğünü istemem. istemesen de insanların saksı kötüye çalıştığından, seninkini de doğal olarak öyle sanıyorlar. 

resmen geri püskürtüldüm hayattan. geçenlerde, spor salonunda bir delikanlı lateral raise yapıyordu ama hareketi küllüm yanlış yapıyordu. bir şey demedim. eskiden olsa, detaylı anlatırdım. bu çok küçük bir örnek ne var bunda diyebilirsiniz. ama benim için, bilip de söylememek büyük bir olay. daha doğrusu olası tepkiler, cevaplar sebebiyle psikolojimin bunları kaldıramayacak vaziyette olması. buna benzer dahil olmadığım konular. fiziksel temas her zaman, ama ciddi konular konuşmak yok, öğretmek yok, tartışmak yok vb. 

benim zaman, böyle böyle geçer...
ölürüm ben,
hatta ben ölüyorum...

eyvallah,

Serhan 

17 Aralık 2012 Pazartesi

budapeşte turu

selam,

layn entel'in blogunu ne zaman okusam, içimdeki yazma hissi, bana; hatun süper yazıyor, sen yazma bence, sadece oku... diyor üstüne de pis pis sırıtıyor. içimdeki yazma hissiyle bu kadın yüzünden mütemadiyen kavga ediyorum. bu harici bedhaha rağmen yazıyorum. neden? çünkü yazmak istiyorum. olduğu kadar artık :-/

acentada, delikanlı bana budapeşte'yi anlatıyor. öyle bir anlatıyor ki kitaptan okumuş, bölüm bölüm. araya ilgilenmediğim detayları da katıyor. susuyorum çünkü  ben de herkes gibi sadece ilgilendiğim detayları severim. evet okumuş, hatta budapeşte'ye yakınlarda giden birisinden, ilgimi pek çekmeyen detayları dinlemiş. işini sağlama almış. sonuçta, magazinsel bilgi ve duyumlardan ortaya çıkanları önüme sunuyor. ısıtılmış yemek gibi taze değil, belli. her şey, nasıl anlatsam, fazla düzgün, düşünülmüş. cümleden sonra gelen cümleyi tahmin etmek zor değil.  bana kalırsa; budapeşte turunu ısrarla bana satmaya çalışan genç adam budapeşte'ye hiç gitmemiş. yalnız aleni bir durum var ki; budapeşte turunu bana satarsa, iyi para kazanacak. belki bu parayla bir amsterdam seyahati yapacak, neden olmasın? sağ el baş parmağı ile ince alyansını çeviriyor. gözüm takılıyor. işi başarmayı öyle çok istiyor ki, bence planlar bile yapılmış, muhtemelen nişanlısına şöyle söylemiş; ''sevgilim, her şey hazır. merak etme! ben bütün tatili ayrladım. amsterdam'dayız! güven bana...'' bu telaşı çok iyi biliyorum. benimkiler pek mutlu sonla bitememişti gerçi, hatta her seferinde hüsrandı. e bari bu mutlu sonla bitsin diyerek turu satın alıyorum. delikanlı beni kapıya kadar geçiriyor. ona nasihat vermek içimden gelmiyor. ama buradan yazayım; o turu almayan, yüzüne budapeşte'ye gitmediğini söyleyen de çıkabilirdi. bir şey tam olmadan; kimseye oldu deme...

hah bu arada, ben budapeşte'yi bilirim. gittim, üç kere hem de. kamp bile yaptım. şehre yakın bir yerde kamp alanı var. tavsiye ederim, ama bu mevsim çok soğuk olur. 

adios.

Serhan.