Powered By Blogger

1 Eylül 2011 Perşembe

ayna adam

onun, buraya gelirken planları vardı. planlarının var olması demek, elbette ki bu planlarının hepsinin yürürlüğe girmesi demek değildi. zaten plan dediğimiz nedir ki? ufak bir etkiyle bile değişebilen, ertelenen hatta unutulan düşünce kümeleri, başka bir bok değil. geldiğinde, hiç vakit kaybetmeden ilk sıradaki planını devreye soktu. zaten bu hamle için önceki zamanlarda yeterli çalışmalarda bulunmuştu. o iyi bir aktördü. zekası yüksek, bazı konulardaki yaşanmışlar; kendisine yaşının üstünde bir olgunluk veriyordu. bu tecrübe ona asla tek bir plana bağlı kalmayacağını öğretmişti. o da aynen öyle yaptı, birinci planının yanında, ikinciyi, üçüncüyü, dördüncüyü ve hatta hiç hesapta olmayanları bile beraberinde yürüttü. hepsini aynı anda, sabırla. sonra eledi. kimini tamam, kimini natamam şekilde bıraktı. 


pek çok konuda haklı, haksız kafi miktarda -eleştiri, tenkit- işitmişti. insanın her konuda -çok iyi- olamayacağı gerçeğini öğrenmişti. kabullendi de, evet; hayat haklıydı. insan, her konuda aynı beceriye sahip olamazdı. ne kadar agresif olsa da; yıllar boyunca takım oyunu oynadığından, bu oyunu oynarken agresifliğini deve dışı bırakabiliyordu. en azından sabrını en üst seviyede tuttuğuna kimse itiraz edemezdi. takım oyununda bireysel yıldızlar da vardır. kimisi gerçekten yıldızdır, kimisi ise oynadığı takımdakilerin -yıldızı- olmuştur. bu ikisi birbirinden çok farklıdır. ikinci gruptakiler, kendilerini geliştirmek için ekstra çalışma yapmazlar, nasılsa gösterdiği performans hep yeterlidir. 


onlar, bütün takımın kendilerine uymalarını beklerler. gerekli olan takım şablonu hatta taktik değişikliklerinde; en çok etkilenenler yine onlardır. bu tür oyuncular; istediği ortamı bulamayınca ''mutsuz'' olurlar ve sonunda, başka bir takıma -ilk 11de oynama garantisi- ile transferlerini gerçekleştirirler. tabiri caiz ise topa sert girmeye korkarlar, sakatlanmaktan da çekinirler. maçlardan sonra, her zaman hasar tespitleri vardır. bir-iki gün sadece düz koşu yaparlar. zorlanmadan oynayabilecekleri yeni bir takıma -onların yıldızı- mertebesinde gitmeleri onlar için en iyisidir. -ben, bir yıldız değilim- düşüncesi akıllarında bir yerde kalsa da; her golde ona sarılan takım arkadaşları ona bu düşüncesini unutturabilirler. bu insanların geri tepkimeleri ise; çok çeşitli olur. genelde geri tepkimenin yansımaları bu hissin müsebbibine olur. o zaman, müsebbip; ayna adam kostümünü giyer ve karşınızda; ayna adam! çıkan faturaları, hasar raporlarını, serzenişleri, kimi zaman suçlamaları kısacası; yansımaları, giydiği aynadan kostümle havaya yansıtır işte. ayna adam duyar, kaydeder ama yoluna da devam eder.


kapıdan çıkar, ayna adam kostümünü çıkarır. bu arada; kostümlerini hep yanında taşır. ve aktör kostümünü giyer, mercury'nin dediği gibi; o kesinlikle bir 'great pretender'dır. çoğu zaman durum muhakemesini etraftakilerden daha hızlı yapabilir. iyi aktör olduğundan, -kötü aktörüm ben rolünü- de sorunsuz oynar. karşındakinin aşağı yukarı ne yapacağı bellidir. onun, herkesin üstünde amacı başka olabilir, bazen hiçbir amacı bile olmayabilir. ve o hisseder eğer; sekiz derse ve cevap sekiz ise o vakit, bu cevabın sahibi de oyuna dahildir. asıl ilgilendiği ise açık ara akıldır. alçak gönüllük yaparak insanları analiz etmek çok kolaydır. bunu devamlı yapar. en çok sevdiği; tek atışta hedefi vurmaktır, hem de en zor görüneni. bunun için bir çok iç ve dış etken bir araya gelmelidir. sabır ve şans dahil. doğru zman ve bam! peki ya hedef vurulursa? o zaman kişileştirme gerekecektir. sonuç bazen ayna adam için de şaşırtıcı olabilir. bazen derken dediğine göre, bu hiç olmamış.


ya olduysa? ayna adam tekrar ayna adam kostümünü giyer. yansımalar, tekrardan kostümünden yansır. yalnız bu son seferde; ayna adam'ın sol göğüs hizasında gelen yansımalar, yansımaz olmuştur. bunun farkına varması ise sol yanındaki, giderek artan sızı ile başlar. orada bir sorun söz konusudur. aksi gibi bütün yansımaların hedefi bellidir. ayna adam, sendelemeye başlasa da düşmemelidir. asla böyle olmamalıdır. bu saatte uyanık olmasının sebebi yoktur, sadece uyuyamıyordur. yansımaların sahibi ve içeriği yansımanın şiddetini belirleyen faktördür. ne olursa olsun, yansımanın aynı yeri ki burada sol göğüs, yansımaların sahibinin bilerek aynı yere hedef alma ihtimalinin yüksek olduğunu gösterir. ya aynı şeyleri hayatında, o da yapmaktadır, ya da kendisi de ayna adamla aynı durumdadır. yine de her zaman, her ortamdaki savunma kuralı; en kötüyü düşünmektir.


ve ayna adam; iki elini sol göğsüne bastırır. anlaşılacağı gibi amacı; yansımaların, tekrar yansıması sağlamak, içeri girmesini önlemektir. bunu yaparken; oradan acilen uzaklaşması gerektiği ise aklının bir köşesindedir. belli ki; ayna adam ve aktör adam bu sefer şaşırmıştır. şu anda daha önce de şaşırdım dese de -hiç bu kadar şaşırmadığını- o da bilmektedir. şimdi iki kostümü de askıdadır. o garip bir adamdır. bazı planları size anlattığı gibi olmayabilir belki de tam anlattığı gibidir. bunu bilmek zordur.


iyi sabahlar.


serhan.


01/09/11

19 Ağustos 2011 Cuma

aysal ile röportaj

selam,


öncelikle, galatasaray camiasının ''zamanlama özürlü'' yönetim kurulu sayesinde -(bizi) iyi günler- beklemekte. siz, değerli GSlilerin anladığı türden iyi günler. nasıl mı? şimdi sizin, en favori bakış açınızla; iyi gününüz, bizim kötü günümüzle endeksli. herhalde bu duruma da; -hayıır! biz sadece kendimize bakarız- şeklinde bir pişkinlik silsilesi göstermeyeceksiniz. aslında şu anda bu bakış açısı; bana da pek uygun geliyor, siz nasıl isterseniz öyle olsun. başkanınız tarihinizin en büyük! başkanı olacak, ee tabi yine sizin bakış açınızın zihniyeti ile bizim gözümüzdeki en büyük GS başkanı. hazır olun ki bunun farkında olan GSliler de mevcuttur. adam reyes, forlan ve ujfalusi bizde, diye açıklama yaptı. sonra bunlardan en acayip olanını fahiş fiyata aldı. aldığı takım ise geldi, -GS ruhunuzun simgesi, yeni sponsorunuzun yüzü, genç kaptan arda'nızı- aldı ve gitti. siz de ağzınızı poyraza açtınız. derken süper bir hamle yaparak; kaptanınızın yerine, terim'in isteği ile engin baytar isimli, vatandaşı kaptınız. hayırlı, uğurlu olsun. onu bunu boşverelim de, son uzun, gereksiz hatta -pointless- yazılı açıklamanızda bahsettiklerinize gelelim. 


şimdi; sayın temiz futbol temsilcileri ve  ak kaşık spor kulübü yönetim kurulu başkanı ile röportaj yaptığımızı düşünelim. e biraz da abartalım. ama birazcık, çok değil. inanın!


X: efendim sizce şike var mı?
A: şike, teşvik, hakemlere para yedirme, küfür, maç ayarlama, her şey var.
X: fakat henüz bir karar çıkmadı, sizin delilleriniz var mı? hakemlerden de bir şey yok.
A: deliller ortada, konuşmalar ortada. her şey ortada. hakemler korktu.
X: her şey derken; 19 maç içinde şike var denildi, son 5 maçın sonucu biliniyordu, şimdi ben öyle demedim ki deniyor. ama onca dosyada bir şey bul..
A: ramazan erzağı mı onca klasör? var şike. küme düşsün fener.
X: TFF başkanı yeterli, somut kanıt yok demiş. savunma istemiş.
A: savunma istenecek takım var, FB var. FB'den savunma niye istensin? hem de aziz yıldırım başkanken, 18 maçın 17sini kazanmışken.
X: ama savunma hukukun en temel hakkı, savunma olmadan nasıl suçlu diyebilirsiniz ki insanlara?
A: aziz yılmaz da dedi, hep şike yapıyormuş işte. sadece biz değil HBK de dedi. suçlular işte, yoksa bu ateş üfleye.. yok ateş olmayan yerden duman çıkmaz
X: FB muhalefeti demek istediniz. onların amaçları farklı mı acaba?
A. ayrıca baransu bey, sayın seten, sayın toroğlu ve yine sayın çakar da aynı şeyleri savunuyor. gazeteler bas bas bağırıyor. mesela taraf, takvim, milliyet, taka, karadeniz ekspres. aziz yıldırım'a karşı olan herkes bizle yan yanadır. HBK çok harika biri. muzları da leziz.
X: efendim onlar hukukçu değil ama. karar alamazlar ya. savcı berk de; ben 19 maç için şike var demedim dedi en son. 
A: bir kere aziz yıldırım çok küfür etmiş. etki altında kalmış federasyon başkanı, kümeye düşmeli fener hatta iki küme birden düşsün.
X: ama küfür iki kişiyi ilgilendiren bir durum ayrıca maç sonu yapılan bir konuşma sanırım. bunun bir çok örnekleri var.
A: neyse ne. etmeseymiş küfür. cezasını çeksin. bir sürü olay var. emenike niye satıldı?
X: adam dört gün gözaltında tutulup, üç dakika sorgulanıp oradan da yabancı şubeye gidince psikolojisi bozulmuş. öyle olmuş, mecburen satmış FB.
A: geçin bunları, ayarlandı o iş. o para sayma videosu da imha edildi. biliyoruz biz. baransu'nun kankası karabük'lü biri söylemiş.
X: ümit karan'ın da saat aldığı, para almadığı, hiç kimseye de para vermediği ortaya çıkmış.
A: ümit GS'da oynarken de FB'ye bilerek gol atmamış demek ki. şimdi her şey aydınlanıyor işte. 1800 dolar büyük para hem. fena mı kısa günün karı?
X: sizce liglerde hep şaibe mi vardı?
A: öncelikle bu ateş püfleyerek sönmez ve sakla samanı gelir zamanı. FB'nin şampiyon olduğu yıllarda vardı şaibe. ayrıca FB'nın yendiği her maça ayrıca bakmak lazım. başkanlarımıza, yöneticilerimiz çok teşekkürler, ergun gürsoy'u ayrıca öperim. şahin almışmış. iyilik yapmıştır o. çok yufka yüreklidir. futbolcuları düşünmüş. hemen oraya buraya çekmeyin olayları.
X: anlıyorum sayın başkan. sizce kesin, FB düşmeli ya diğerleri?
A: FB düşsün onlar da işin ciddiyetini anlasınlar. bu ders olur herkese. başka kimsenin düşmesine gerek yok. eksi puanla başlasınlar. bize yaklaşınca duruma göre puanları düşsün diye yazılı açıklama da yaparız. türkiye futbolu önemli.
X: İBBli iskender, FB maçında oynamamış. akın da para aldığını kabul etmiyor.
A: iskender soyunma odasında bir şeyler karıştırmıştır. bu ateş hohlayarak sönmez ayrıca akın da para almasa neden aldım desin? FB 3. lige düşmeli aslında. bu ateş evet. hem sanem hanım engin bilgisi ile şike var demiş mi? demiş.
X: korcan'ın ablasına araba alınmış dendi, bu iddia da çürüdü, peki bu konudaki düşünceniz?
A: abla derken öz abla diyor mu orada? denmiyor. öncelikle necati ateş üfleyerek sönmez. o iyi bir futbolcu.
X: keita'yı 350bin avro'ya senelik kiralıyormuşsunuz. bu olayı pek gerçekçi bulmayanlar var.
A: evet, 8 milyona sattık o fiyata kiralayacağız. devre-mülk modelini futbola yansıtıyoruz.
X: sizin hakkınızda da malatya maçından sonra futbolcular para aldık demiş, ankaragücü maçı hep konuşulur. bir de son, bir milyon avro açık varmış, düşünceleriniz?
A: şimdi yasa ne zaman devreye girdi? nisan. bundan önce olanlar önemli değil. o bi' milyon avro kur farkından dolayı yandı-bitti-kül oldu. delil var mı elinizde? küpürleri verdik. koskoca fransız gazeteleri yalan mı söyleyecek? mersi.
X: size gelince delil diyorsunuz, FB hakkında savunma alınmadan düşürülsün diyorsunuz. sizce bu sene kim şampiyon olur.
A: ligde kalırsa FB çünkü şike yaparlar onlar. bizim maçtan önce de sahaları kapanmalı onların. ama kapatmazlar. TFF zaten fenerli. eğer FB kümede kalmazsa, kupa ve şampiyonluğu aramızda paylaşırız gibi bir düşünce aklınıza gelmesin. geldiğimden beri herhalde duruşumu tüm Türkiye'ye gösterdim.
X: evet öyle, vallahi gösterdiniz. teşekkürler başkan.
A: fener küme düşsün amin. drogba bize gelsin amin. adebayor da gelebilir yine amin. aziz yıldırım yatsın. -amin hatta amen (sağlam olsun)-


evet, gayet tabi birileri, hatta bir çokları istedi diye FB düşmez. ellerinde kalan tek delilden saydıkları; i.akın'ın sonradan itiraz ettiği ifadesi. bülent, korcan ve ümit ilk mahkemede serbest kalır gibi. sonrasını göreceğiz. bu arada bizim yönetim kuruluna acilen, lube, ebru, dilek gibi kadın savaşçılar dahil edilmeli. bu zor süreçte, FB'li kadınlar ve gerçek efsanler hep bizlerleydi. hayal kırıklıkları da çoktu. bu kişiler; son zamanlarda tornistan yapmış bile olsa, bizler bu tornistanı unutmayacağız. 


son bir söz;


-eğer, koskoca FB olarak, i.akın bize gol atmasın diye adama para veriyorsak; neyse cezamız onu da ayrıca çekelim.- sadece savunma hakkı olmadan adam asmayalım, yöneticilik konusundaki beceriksizliğinizi Fenerbahçe'yi malzeme ederek ört pas etmeyelim. YÜKLEN FNERBAHÇELİ, HAKKINI ARA..




dar ağacında olsak bile, son sözümüz FENERBAHÇE.


saygılar.


serhan.


not: video, youtube'a Gökçen tarafından yüklenmiştir.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

noha için ölüm vakti.

hey,
http://fizy.org/#s/1deuau


dikkatli ol, tamam mı? bundan sonra, kısa bir zaman içinde bir kere daha karşılaşacağız. onun dışında, uzun zaman hiç karşılaşmayacağız. ileride, yapacağım subjektif muhakemenin sonucunda, muhtemelen bir önceki cümlede bahsi geçen, 'uzun zaman', 'hiçbir zaman' şekline de girebilir. 


bu asla bir tehdit değil. sanırım, taşan limitimin üzerine tanıdığım ekstra limitim de taştı. sonrasında davranış biçimin, benim de istem dışı davranışlarıma sebep olabilir. stabil bir psikolojiye sahip olmamama rağmen, zaten yeterince (hatta ben bile şaşırmaktayım; isteyince olabiliyormuş.) sakin kaldığımı belirtmek isterim. bunun belirli sebepleri olduğunu biliyoruz. şu anda aklımdan geçenleri, yapmadığım için kime teşekkür etsen diye düşünmekteyim? aklımda bir kaç isim var.


iki-üç adet beyaz-önlük, benim için ''çift kişilikli'' deseler de; ben, böyle olduğuma hiç inanmadım, ısrarla öyle dediler. bir bildikleri vardır belki de demedim. bence alakası yok. asıl onlar çift-kişilikli. çoğu, kendilerinden çaresizce medet ummaya gelenleri, tasvirleriyle birlikte karılarına/kocalarına anlatırlar. bilemem ki, belki seviştikten sonra bile anlatırlar. insanlar, seviştikten sonra rahatlarlar ya, sonunda da konu; 'geçmiş güne' gelir. 


-günün nasıl geçti hayatım?


peki bu soruya psikiyatristler ne yanıt verecektir? çiçek, kuş, böcek vesaire değil herhalde. ee cevap belli. hep en uçları yazarım ben :/ doktorunuzun after-fuck konusu bile olabilirsiniz. mesela; ne düşünüyorsun? tehlikeli mi sence? diye sorabilir, tasvirini dinlemiş kadın, tanımadığı 'senin' hakkında. ne kadar rahatsız edici değil mi? diğer psikolojik sorunlarımın yanında, bazı zamanlar sinir krizleri geçirdiğim oluyor. sonra geçiyor, etraftaki canlı-cansız hasarı, kimi zaman ellerimi, kollarımı, vücudumu vb..  saymazsak çok büyük bir olay değil. bittiğinde; çok yorgun hissediyorsun kendini. bazen 2-3 gün, bazen bir hafta kadar sürüyor toparlanmak. bütün bunları düşündüğümde; haddinden fazla cesur olduğunu belirtmek isterim. ama daha fazlasını inan tavsiye etmem. tadında bırakalım. aslında tadı çoktan kaçtı. neden ayaktayım ki hala ben? üstelik giyinik vaziyette, kurguya açık beynim, kurguyu kesince yatacağım.


karakterler, kendi istekleri bile olsa; bir diziden ayrılırken genelde ölürler. sanırım noha karakterinin de ölmesi gerekmekte. nasıl bir son? kaza, cinayet, intihar? hmm bence ortadaki, gözlerine bakarak kesilen bir boğaz. derken gözlere zum, güzeldir. bir çok rengi barındırır.


bundan sonraki projelerinde başarılar dilerim.


hoşçakal.


serhan.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

yazdım işte.

iyi sabahlar,

sanırım yazı yazmak için yorgunum ama canım yazmak da istiyor. yazarken; kendimi bu şarkı çalarken arabayla gazlayan ''ben'' gibi hissetmesem de, o halimin yüzde biri kadar iyi hissediyorum. ne garip bir cümle? aslında değil. evet bugün, benim ikilem günüm. bu iyi, çünkü daha önce üçlem, dörtlem hatta beşlem günlerim de olmuştu. (bundan tweet olur.)

burada yazdığım bir yazıya verdiğim emeğe üzüldüm mü hiç? sanırım evet, bir kaç tanesine üzüldüm. hak etmiyorlardı, ithafen yazdığım zatı muhteremler. aslında kimseye filan kızmadım, öylesine çemkiriyorum. zaten bir sürü taslak halinde bekleyen yazım var. istesem kitap bile bastırırım nasılsa kökü bende. ne kadar atraksiyon, o kadar çok konu. e benim hayatım hep atraksiyon, tahminimce bu şekilde gittiği yere kadar gider, sonrasını bilemem. norepinefrin, no compensation ve private investigation. biliyor musunuz, bir keresinde meydan larousse'un dokuzuncu cildine kadar okumuştum. deli gibi. gibi?!

ya onlar ne yapıyor? şike bahçe diyorlar, beş yüz sayfalık tutanak var orada. her sayfasını teker teker okudum. azize diyorlar başkana, hiç bir halt okumadan. sahi dün, tabloya baktım bu monet dedim. zaten altta yazıyormuş ama ben görmeden demiştim. nereden mi biliyorum monet'yi? okuduğum ansiklopedi sayfalarından tanıyordum. tıpkı klimt'i tanıdığım gibi. o, para için zenginlerin tablolarını yaparmış. ne yapsın adam? ya siz? kısa yoldan FB'yi direkt suçlamak varken kim okur onca sayfayı öyle değil mi? size ne? yıllarca sizi attığı gollerle taşıyan ümit karan'ın; sadece saat aldım, karım içindi. çok önceden konuşulmuş binsekizyüz dolarlık bir saatti o, para filan almadım.. demesinin doğru olması. ü.karan 1800 dolar için şike yaptı da diyebilirsiniz. şaşırmam. büyük para sonuçta. karan neden içeride? çünkü saatin markasını şoför yanlış söylemiş, frank miller demiş. adam şoför lan saatçi mi? frank miller, bence iyi bile demiş. sizi ilgilendirmez tabi bunlar, çünkü önemli olan FB'nin suçlu çıkması! zamanında fener'e attığı gollerle sizi sevindiren, bizi kızdıran karan, boşa yatsın. 

ya korcan? araba alacakmış çocuk. yandaş medya, konuşma tarihlerini ileri almış azıcık, 1 ay kadar ki sivas-FB maçına denk gelsin konuşmalar. zam işini konuşmuş menejeri ile. normal değil tabi. mahalle bekçisi mehmet efendi ile konuşmalıydı bu konuyu. araba almış fener, olmayan kız kardeşe. mini cooper. ama yalanmış, yokmuş. araba da yok, kız kardeş de yok. ama siz okumayın bunları. beyaz kapaklı mecmua basın. gencecik oğlan, içeride yatsın. ama size ne değil mi? okumayın, şikeci kova korcan,deyin oğlana. rıza'nın, korcan öyle şey yapmaz demesi umurunuzda olmasın. yeter ki, FB suçlu olsun. bursa maçında iki tane acayip gol yiyen, bunca yıl ekmeğini yediği takım şampiyon olmasın diye kıçını yırtan, onu bunu arayan kalecinin bağrına basın siz. klasik; FB suçlu çıksın. yeter ki şike bahçe diyebilin bize. duruştan bahsetmeyin bize. eskidendi o, onursal başkana; siktir ol git.. diye tempo tuttuğunuzda o duruşunuz zaten bittiydi.

önce insanlık, sonra taraftarlık..

biraz da basın; dönüş hamlelerinde olduğu alenen belli olan basın, gizlilik olayını sallamadan, dedikoducu mahalle kişisi (karısı demiyorum, erkeği de vardır bunun..) gibi, her duyduğunu üstüne koyarak, size/bize servis etti. emenike para saydı, bülent uygun, aziz başkan'dan yenilginin taktiğini aldı, diye yazdılar. belgelerdeki konuşmalarda onlar da belli, atıp tutmayın, gerçekten komik. FB yıkılacak diye ağzınızdan salyalar damlıyor. 

ha siz olsanız belki yıkılırdınız, 

ama biz değil. biz, bize yeteriz..

bu sene de kısmetse hepinizi şükrü saraçoğlu'na bekliyoruz. basın, yargısız infazıyla; olacaklardan maddi-manevi nasibini alacaktır. yayın havuzu da öyle, biz olmazsak orası da kum havuzundan hallice olur.

yaklaşık bir aydan fazla oldu, FB'lilerin psikolojisi gerçekten bozuldu. bambaşka bir yazı yazayım dedim, nereye geldim? 

bu yapılanlar hiçbirinizin yanına kalmayacaktır.

saygılar.

serhan

30 Temmuz 2011 Cumartesi

satılık gece

naber blog,


heveslenme yine gayet iç karartıcı bir yazı yazacağım. sonra ne kadar pesimistsin? yok şöyleydi, yok böyleydi anlamam. başlıyorum; bir adet cevapsız çağrıya ve bir adet yanıtlanmamış mesaja, gecemi sattım. zaten Fenerbahçe'nin ve ülkenin durumuna fevkalede üzgündüm. anladığınız üzere benim gecem, pek satılıkmış da; ben bilmiyormuşum. e haliyle müşterisi (mesaj ve çağrı) çıkınca, geceyi sattım gitti. şimdi alt tarafı bir tane cevapsız çağrı ve mesaja mı taktın? siktir et oğlum diyebilirsiniz de işte, bazen öyle ol(a)madığı oluyor. olayı size aks ettirmek isterim. canım yazı yazmak istiyor da ondan. hayır, bu saatte yazmaya üşenmiyorum. sorularınızı da yanıtladığıma göre, artık yazıma devam edebilir miyim? akşam aradım, çaldı çaldı.. cevap yok. beyinde, niye cevap yok ki? vesaire tarzı klasik düşünceler. sonra ehhm, çok sonra ise bir adet mesaj yolladım. fakat bu mesaj gönderildiği saatten, saatler önce kafada yazılmıştı. bu esnada halamlarda, teknede yemekteyim. tekne severim, mutlu olmam lazım, lakin benim surat beş karış.


hayır, mutlu değildim. ayrıca teknede halamın her sene türeyen garip arkadaşlarından da vardı. ukraynalı bir kadın ve kocası. kadın, nasıl aç gözlü allah'ım? bana, sittin senedir bu modellerden gına gelmiş, satılmış gecemin üstüne, inanın hiç çekilmedi. kadın, antipatik ayrıca güzel filan değil. hani bak gözün açılsın olayı da yok. tıkanık safra, bok boğaz, dünyayı yedi pis. neyse benim aklım zaten, cevapsız aramada kalmış. lan belki görmemiştir, eli kulağında şimdi arar  derken; benim sol kulağa bir soru,


-abi yeşil efe'ydi değil mi?
-evet dedim gülerek, dükkanın anahtarı o. getir bakalım.


yeşil efe, ince kadeh, bol buz ve soğuk su. rakı içimi için her şey uygun. bu arada o salak ukraynalı kadının, ayağıyla salladığı, gözümün takıldığı terliği alıp, ağzına sokasım gelmedi değil. geldi, tam o esnada bir gürültü, bir ses kümesi; true blue adlı mekanda konser başladı, antin kuntin şarkılar çalıyor, marinadan rahatlıkla duyuluyor. bu hatun siktirdi gitti de, ön tarafta konseri dinledi. bunlar beleşe bayılırlar. miller da elinde, bakmadım ama muhtemelen teknenin önünde dans filan da etmiştir. hatta kesin etmiştir. hala be, nereden bulursun bunları bilmem ki? o kadar dolmuşum ki konudan uzaklaştım resmen. heh, ben bu rakıyı boğarım, dedim. başka içen de yok. yekten attım birinci kadehi, derken ikinci zorla. gitmiyor, oğlum resmen. hemen aklımdaki mesajı attım. biraz daha bekledim. biliyorsunuz işte söyletmeyin; cevap gelmedi. saat kaç olmuş bu soktuğumun mesajına cevap hala gelmedi bu arada. 


müsaade istedim, yavaş yavaş kalktım. yeşil efe ''güya'' dükkanın anahtarıydı ama ben kepenkleri indirmeye karar verdim. kapattım kepenkleri, dışarısı mı, ev mi? derken, eve gitmeye karar  verdim. gece artık benim değildi ki, satmıştım. boş boş dolaşmak gereksizdi diye düşündüm. konser çıkışına denk geldiğim için taksi bulamadım. Fenerbahçe'den eve yürüdüm. nem, sıcak, sırılsıklam oldum. kısacası; gelmeyen mesaja ve çalmayan telefona cuma gecemi sattım gitti işte. aksi gibi de; geceler sayılı ama kaça kadar sayılı, onu bilemiyoruz :/ oldu mu şimdi böyle? 


al atını, sikeyim tımarını.. 


eyvallah.
serhan





25 Temmuz 2011 Pazartesi

I am gone..

''sen, beni her konuda mutsuz ediyorsun.. I am done, ok!'' sözlerini ölene kadar unutmayacak, maalesef. bunu nasıl başarmış acaba? diye düşünmüyor olmalı, olmuş artık. derken ilk yardımı yapan doktor şöyle der;


-he is not coming back, sorry; he is gone.
-geri gelmiyor, üzgünüm; o gitti.


o kadar çok sorun var ki, nereden başlayacağımı bilemiyorum bilog. buraya gelirken ki burası TR; kafamda onlarca soru işareti vardı. hani ne bok yemeğe geldin olm buralara deseler? sorularıma cevaplar aramaya geldim, abi.. derdim, gür ve kendimden emin olmaya çalışan sesimle. burnum kırık olduğundan ve gerekli oksijeni alamadığımdan, pek de matah bir ses tonuna sahip değilim, malumunuz. eyvallah, ses tonum normalde de muhteşem değildir ama şimdikinden iyidir. neyse koy götüne. ne bok yemeğe geldin sorusuna; gözlerim ne tepki verirdi? gözler tül perdedir, arkası görünür. bence yalan makinesini icat eden vatandaş; (hiç şimdi, adını google yapamayacağım.) bu işe, gözlerden başlamıştır da o zamanki teknoloji vesaire izin vermemiştir. elaman da olayı klasik nabız, tansiyon vb. gibi analog işlere bağlamıştır. her ne haltsa, şunu derim ben, sesinizle insanları kandırabilirsiniz amma velakin; hadi bilimi geçtik, şarkılara da konu olduğu gibi ''gözler, kalbin aynasıdır..'' be dostlar. çaktırmadan bir - iki milim oynar onlar, sağa sola belli olur, ufacık bir yalan bulutundan geçtiğiniz. bu arada; tek gözüm kırmızıydı geçti. yumruk yemiştim evet. nerede bela, orada ben.


istanbul'a geldiğimi pek az kişiye söyledim. neden mi? iplmeyeceklerinden korktum. gayet net, budur cevap. fiziki olaylar beni yorsa da pek etkilenmez, fekat psikolojim zamanında sağlam dağıldığından, derme-çatma bu kadar toparlanmıştır. buyum ben, bu kadar. dengesiz değilimdir bak. tam tersi, dengeli olmaya çalışırım, böyle öğrettiler, gizlemek için psikolojik defolu olduğumu. ben, dengeli davrandıkça, insanlar beni sınama yarışına girerler, adım çıkmıştır. bakalım ne zaman delirecek? diye beklerler. anlarım bunu. anladığım için de kuvvetle muhtemel pek çok olayı göğsümde yumuşatırım. bu sefer de; normalde başkalarının söylemeye bile cesaret edemeyeceği aptal-saptal laflar duyar olurum (açık sözlüyüm ben edası ile ukalaca..). bu kozu onlara, tabii ki ben verdim. insanlar; verirseniz, alırlar. dikkat edin. vermek-almak derken konuyu başka tarafa çekmeyeceğinizi düşünüyorum, sevgili okurlar. ciddi olunuz. 


yalnız işin bok tarafı, bu söylenenleri, yapılanları sonrasında tek-tek düşünüp; karar veririm. ha kiminin umurunda olur, kiminin olmaz? kararım ne olursa olsun; o kararımdan dönme ihtimalim, sadece karşıdakinin tepkisine kalmıştır. karşıdaki de memnunsa, yapacak bir şey kalmaz. dediğim gibi benimle, herkesin konuşamayacağı şekilde konuşma ve bana herkesin davranamayacağı şekilde davranma haklarını, o kişilere ben verdim. bunu; iyiye, kötüye kullanma hakları onlarındır. empati yapabilirim, çok fazla psikiyatrist, makul sayıda psikoterapi gördüm. bu gibi garip durumlarda;  hani pek hoşlanmasam da ilk aklıma gelen 'calm down' olayı; empati oluyor. her empatide aynı sonuç çıkıyorsa; geriye şıkları seçmek kalıyor. 


kimseyi görmek istemediğim zamanlar oldu. belki bir çoğunuzdan fazla. bunu hep kibarca dile getirmeye çalıştım karşımdakine. müsait değilim, olm biliyorsun beni; arızalıyım işte, tuttu yine.. yalnız kalmalıyım vesaire.. şeklinde. ve yine empati; muhtemelen sen, benden daha iyi durumdasın. hadi daha kötü ol! ama bence, ben; senin bu durumundan belki şimdi değil ama daha önce, daha kötü durumda oldum.. biliyorum hatta eminim. o zaman bile, sizin yaptığınız gibi davranmadım.. 


derken önümde beliren tanıdık şıklar;


ya seç, ya ertele..
ya kahve.. ya hiç.. (bu da ayrı bir teranedir.)


iyi sabahlar.


serhan.

15 Temmuz 2011 Cuma

BAL

selam,


koltuk var tam karşımda. ben o koltuğa bakınca üzülüyorum. çünkü koltuk yırtık pırtık. ahh zavallı koltuk diye üzülmüyorum tabi, o kadar tozutmadım henüz. benim psikopat kedi, onu bu hale getirmişti. bildiğiniz tırnak bileme işlemi sayesinde işte. koltuk, işlevinin dışında başka bir işe daha yarıyordu, işlevsel koltuk. açıkcası; biz de diğer eşyaları korumak amacıyla, kendisinin koltuk olmasının dışında, bal'ın tırnaklarını bileme aparatı olmasına, 'eyvallah' dedik. evet, kedimin adı bal, daha doğrusu baldı. di'li geçmiş zamandan da anlaşılacağı gibi, o öldü. 


babam, 70 yaşından sonra astım olunca, ben de TR'de yaşamadığımdan dolayı geçici olarak, bal'ı babamın parktan arkadaşı olan albay adama verdik, verdiler. denilene göre; adamın bir sürü kedisi varmış. bal, ben gelene kadar orada kalacaktı. plan buydu, hesapta. evet o bir kedi, bütün yaygarayı bir kedi için koparıyorum. belki misafir sevmeyen, agresif bir kediydi ama, benim kedimdi. bu özellikleri ona geçici yuva bulmak için sorun oldu. kimse istemedi lan bal'ı. 


evet, albayın bir tek oğlu varmış bu hayatta, yakinen. maalesef bu sefer de miş'li geçmiş zaman. oğul, bakkala diye evden çıkmış ve bir daha geri dönmemiş. adamın oğlu, resmen yok olmuş. düşünsenize? oğlunuz yok oluyor, ölüyor belki de ölmüyor, akıbeti belli değil, kayboluyor be. bu ikilem adamı delirtir ki zaten ileride albay da delirmiş. albay, oğlunu bulmak amacı ile yollara koyulmuş, her yerden yardım talep etmiş. bir türlü bulunamamış oğlu. daha sonra, belki o ara kedilerin bir kısmı, bal da dahil zehirlenmiş. tam nasıl olduğunu bilmiyorum. ben TR'de değildim, geldiğimde söylediler. ben ne yapsaydım? bal'ı sen mi zehirledin, neden kedime bakamadın diye adamın ümüğünü mü sıksaydım? pederin dediğine göre; albay, oğlunun kaybolmasının ardından, psikolojik olarak dengesini yitirmeye başlamış. üzüntü ve bu oğlan gelir-gelmez ikilemi; insanı anıları ile, geçmişiyle yaşamaya iter keza öyle de olmuş, adam sonunda delirmiş. albay artık parka da gelmez olmuş. babam ve emekli tayfası, evine gitmişler ve onlar için bırakılmış mektuplarla karşılaşmışlar. hepsine teker teker, hakkınızı helal edin demiş. Tunç, oğluna söyle beni affetsin diye de not düşmüş.


bal; çok iyi bir kediydi. sahilde dolaşırdık onunla, köpek gibi yanımda yürürdü. adını iyi bilirdi. gözlerimiz aşağı yukarı aynı renkti. bal rengi. adını koyarken; tahmin edeceğiniz gibi gözlerinden esinlenmiştim. blog, sana yalan söyleyecek değilim ben albayı hiç affetmedim. bal, belki bir kediydi ama o da benim oğlumdu. hem ben, kimi zaman hayvanları, insanlardan daha çok severim. albayı da anlıyorum, hem de iyi. çok cenaze gördüm, ama albay oğlunun öldüğünden emin bile değil ki; oğlu kayıp! demek ki neymiş? albayı çok iyi anlamıyormuşum :/ belki de oğlu, babasından kaçtı haa? bilemiyorum blog, istanbul'daki ikinci gecemde canım, BAL'ı yazmak istedi.


blog doğruyu söyle;


ben zalim miyim şimdi? ya da bencil miyim?


iyi geceler.


serhan.


not: aslında bugün şehitleri yazacaktım, sonra yazmaya karar verdim. allah gani gani rahmet eylesin hepsine, çok üzüldük.