Powered By Blogger
fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2012 Salı

Fenerbahçe için; hak, adalet ve hukuk.


selam,






yazıyı yukarıdaki linke tıklayarak okuyunuz lütfen. bu aralar pek iyi gözükmüyorum. e zaten ''bu aralar pek iyi gözükmüyorsun, Serhan..'' cümlesini çok işitiyorum, sorun yok. 19, yazıyla on dokuz! evet tam on dokuz tane duruşma geçti, 11 ay içinde. savcı efendi son duruşmada, savunmayı da dinleyip, mütealasını hazırlar diye beklemiştik lakin 260 sayfalık müteala çoktan hazırmış. muhterem, zaten -imece usulü- hazırlanmış doküman ile mahkemeye teşrif etmiş. sanıklar, savcı da burada diyerek, savunma yapmışlar. sonra garip bir müteala özeti okunmuş mahkemeye. savcı bey, 8-10 temmuz arasında bir zaman boşluğunda kalmış sanki. hani öyle ki; geçen temmuz'daki taraf gazetesi'nden ve benzer paçavralardan Fenerbahçe haberleri toplasan, sanıkları hiç tanımasan, savunmaları da iplemesen, konuyu da bilmesen, topu da KARPUZ ile karıştırsan ancak böyle SAÇMA-SAPAN bir müteala ortaya çıkarırsın. haa pardon bir de süper taraflı olman lazım çünkü Trabzon hakkında olanları da es-geçmen gerekiyor. vicdanını baya bir kenarda bırakan savcı bey'i tebrik ediyor, kendisine gittiği yolda başarılar diliyorum. selametle.


gelelim, 3 temmuz'dan sonraki halime. ışıklardayım arabada bekliyorum, yeşil yanmış, ben gitmiyorum, kornalar vs. bekleyin diyorum, peki ben niye gitmiyorum? Çünkü yanımda bir mini cooper durmuş, aklımdan ''Abdullah Başak bu arabaya sığmaz, Korcan'ın olmayan kız kardeşine alınan arabanın aynısı bu.. ahh oynanan hayatlar, 2.5 milyon dolar, çantaya da sığmadı zaten.. tu allah belanızı versin..'' derken, yeşil yanmış oluyor da ondan. Biyoner'den bahis oynasak mı diyorlar? yaa diyorum biz bu bilyoneri 1.05 oranlı FB-Sivas maçı için kapatmıştık, bununla da suçlanmıştık, yine allah belanızı versin be diyorum. karşımdaki konuyu kapatıyor zaten. Poyraz çıktı, esiyor diyorlar, benim aklıma palavracı gizli tanık Poyraz efendi geliyor oradan Yadigar Boğa'ya geçiyorum. Savcı Yadigar'ı da şikeden suçlu buldu yalnız. bilin yani. Berk diyorlar, savcı berk mi diyorum?!


satranç çağrışım ROK; aklıma kaniş köpeği suratlı, o çığırtkan herif geliyor, baransu geliyor, uslu geliyor. Balık yerken hamsi yemiyorum, o aksanı duyunca midem bulanıyor. arıya zaten alerjim vardır, görünce ispiyoncu arıboğan'ın suratı gözümün önüne geliyor. koska helvacısını görünce, aklıma diğer ispiyoncu helvacı geliyor. Mehmetali deyince o mıymıntı konuşmasıyla kas kafalı MAA önümde duruyor sanki, çekil be adam.. diyorum. annem, yazlıktan bilmem kim botoks yaptırmış dediğinde, gökten zembille! inen Belçika vatandaşı GS başkanı ve 20 milyon AKP seçmeni aklıma geliyor. son maçta yerde yatıp kalkmadıkları, beraberlikle şampiyon olmaları geliyor. polisin kışkırtması geliyor. ankara'da bursa tarftarına çıt çıkaramdıkları geliyor. 


parkta koklaşan köpekleri görünce, canım Melo ve Eboue'ye hoşt demek istiyor, yara bandı görünce Terim ve mimikleri geliyor. beyaz sayfa görünce, aklanın da gelin, paklanın da gelin diyen ex-Papermoon kardeşi BJK geliyor. TS'un kupa sapı şampiyonluğunu, sitesinden kutlayan Çarşı karşımda manasızca bağırıyor sanki. kupamizu verun diyen Sadri'nin TS maçında Semih'e saldırması, sonra her şeyi inkar etmesi geliyor. çevik deyince, biber gazı, cop geliyor. Çağlayan deyince ise suçsuzluğumuzu ispat etmek için başkan ve yöneticilerimizin girdiği duruşmalar aklıma geliyor. başkanın, ''açıklama istediğiniz başka husus var mı?'' sorusu kulağımda çınlıyor. lakin polis devletimiz bize bu suçları uygun görmüş, AiHM'e gitmekten başka bir çaremiz kalmamış. ona da bulurlar bir şey, seksen yaşında bile olsalar paşalar içeride. nedir bu kin? memlekette, sahte cdlerle özgürlüğünün elinden alınması ile tehdit edilebiliyorsun. gık diyemiyorsun. hatırlayalım, Aziz Başkan ne dediydi, gazetecilere; ''ne şikesi? memleket elden gidiyor.. hala şike diyorsunuz..'' Fenerbahçe aleyhine konuş, aileni göremezsin diyorlar İbrahim'e, tehdit ediyorlar. bunu yapan soruşturmayı devr alan savcı?! başka adamı, sen o kadar para etmezsin diyip, Fenerbahçe'ye şikeden dolayı transfer oldun zaten diyerek karakolda üç gün tutuyor, oradan yabancı şubeye götürüyorsun. zübük medya şimdilerde Emenike'nin fiyatını, attığı golleri haber yapıyor. ulan sizlerin yüzünden gitti adam, bari haber vermeyin allahın belaları. ama yıkamayacaksınız bizi olum. bu ayki duruşmada ÇOK KALABALIK bir şekilde sizlerle görüşeceğiz.


Sarı-Lacivert deyince; akan sular duruyor işte.. aklıma mütemadiyen Aziz başkan geliyor, ardından Metris geliyor. 60 yaşında adam, nelere göğüs geriyor? helal olsun diye düşünüyorum. Aziz Başkan'ın bu durumda olmasının müsebbiplerine çok ağır küfürler, beddualar ediyorum ve ülkemde; ''adalet hak ve hukuk'' kelimelerinin hele ki mevzu bahis FENERBAHÇE olunca hiçbir şey ifade etmediğini artık çok iyi biliyorum.




Dayanınız Başkan'ım..
sizi çok özledik.


Serhan.

5 Mayıs 2012 Cumartesi

çocuk gibi..

günaydın,

memleketi iç ettiniz, her gün mutsuz kalkıp, mutlu olmak için sebep aramaktan bıktım. her gün, şehit haberi okumaktan da bıktım. O ne isterse, ''hayt huyt zihniyeti'' ile olmasından ise çok sıkıldım. salak yerine konulmaktan bıktım. psikolojik alerji yapan sütlerin miniklere zorla içilmesine bakakaldım. o'nun yardımcısının ki bu modellerin alayı ulema olur; konu hakkında ve genelde her konu hakkında bildiğini, aslında bilmediğini! bizlere yutturmaya çalışmasından da bıktım. televizyondaki O ses, kabusum oldu. alnından, boynundan fırlayan damarlara karşı, türlü düşünceler dolaşmakta, beynimde. 

suratlarına bakılmazların, bakan olduğu, her demeç verdiklerinde şok olduğum insanlar, ayrıca arka karede pişmiş kelle gibi sırıtan yancılar; sizleri zerre kadar sevmiyorum. sadece işinize geleni yazıp, işinize geleni gösteren medyaya, yazarlara her gün ana-avrat küfür ediyorum. bunun adı mı demokrasi imiş? monarşik bir rejimi, demokrasi diye anlatmayın bize. kurduk ulan monarşiyi salaklığınıza yanın, din devletiyiz, polislerimizle ananızı belleriz deyin.. imalarınızdan da bıktık, direkt söyleyeceğiniz günler de yakın di mi? yetmez ama evet deyip, ailecek destek veren sanatçı serçeleri, ''güya'' yardım niyetine bizim paralarımızla -yandaş sanatçı kontenjanından- seyahatlere gidenleri, sesini kesip hiç tepki vermeyenleri, hainleri, çocuklar dağlarda ölürken teröristle masaya oturanları, silah arkadaşlarını satanları ve benzerlerinizi.. sizleri asla ama asla affetmeyeceğim. 

''en sevdiğim arkadaşlarım'' sıralamasının her hafta değiştiği bir çocuk gibiyim. çünkü en sevdiğim arkadaşımın ömrü, evinin önüne yanaşan, kırmızı bir kamyona yüklenen eşyaları görene dek sürüyor. herkes gider oldu mahalleden. boşalan daireye, bizlere hiç benzemeyen bir ailenin, bizlere hiç benzemeyen çocuklarının yerleşmesini uzaktan izlemek gibi bu değişim.  sadece çocuk ben; mahalle sanıyorum, ülkeyi. ''türküm, doğruyum''u bu sene ben okurum, son sınıfım derken, andımız artık okunmaz olmuş, ey büyük Atatürk..! diye bağırmak yasaklanmış. zaten  ben de artık son sınıf değilmişim, o da değişmiş. mahallemiz, kesinlikle yaşanması eğlenceli bir yer değil artık! diye ağlayan bir çocuk gibiyim.

Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım'a yapılan hukuksuzluğa, sırf mevzu bahis Fenerbahçe olduğu için sevinenleri gördükçe içim acıyor. ulan allah belanızı versin be. 60 yaşında adamın hapishanede yatmasına sevinen hazır kindar bir nesil verdiniz, O'nun eline. yetiştireceğiz dediydi, ''meğer elimde hazırı varmış..'' diye avuçlarını ovuşturuyordur şimdi. geç olmadan, kendinize gelin. keşke Aziz Yıldırım kadar inatçı ve dirençli olsaydınız da memleketi bunların ellerine bırakmasaydınız. acı ama gerçek sizler, bir FENERBAHÇE kadar olamadınız. bu baskıcı rejime dayanma sebebim; Fenerbahçe'nin hala ayakta olmasıdır. allah başkan'a kuvvet ve sağlık versin. dayanınız, az kaldı.

son cümle; Başkan'ım bu böyle gitmeyecek; parti kurun, oy verelim..

görüşürüz.

serhan.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

yazdım işte.

iyi sabahlar,

sanırım yazı yazmak için yorgunum ama canım yazmak da istiyor. yazarken; kendimi bu şarkı çalarken arabayla gazlayan ''ben'' gibi hissetmesem de, o halimin yüzde biri kadar iyi hissediyorum. ne garip bir cümle? aslında değil. evet bugün, benim ikilem günüm. bu iyi, çünkü daha önce üçlem, dörtlem hatta beşlem günlerim de olmuştu. (bundan tweet olur.)

burada yazdığım bir yazıya verdiğim emeğe üzüldüm mü hiç? sanırım evet, bir kaç tanesine üzüldüm. hak etmiyorlardı, ithafen yazdığım zatı muhteremler. aslında kimseye filan kızmadım, öylesine çemkiriyorum. zaten bir sürü taslak halinde bekleyen yazım var. istesem kitap bile bastırırım nasılsa kökü bende. ne kadar atraksiyon, o kadar çok konu. e benim hayatım hep atraksiyon, tahminimce bu şekilde gittiği yere kadar gider, sonrasını bilemem. norepinefrin, no compensation ve private investigation. biliyor musunuz, bir keresinde meydan larousse'un dokuzuncu cildine kadar okumuştum. deli gibi. gibi?!

ya onlar ne yapıyor? şike bahçe diyorlar, beş yüz sayfalık tutanak var orada. her sayfasını teker teker okudum. azize diyorlar başkana, hiç bir halt okumadan. sahi dün, tabloya baktım bu monet dedim. zaten altta yazıyormuş ama ben görmeden demiştim. nereden mi biliyorum monet'yi? okuduğum ansiklopedi sayfalarından tanıyordum. tıpkı klimt'i tanıdığım gibi. o, para için zenginlerin tablolarını yaparmış. ne yapsın adam? ya siz? kısa yoldan FB'yi direkt suçlamak varken kim okur onca sayfayı öyle değil mi? size ne? yıllarca sizi attığı gollerle taşıyan ümit karan'ın; sadece saat aldım, karım içindi. çok önceden konuşulmuş binsekizyüz dolarlık bir saatti o, para filan almadım.. demesinin doğru olması. ü.karan 1800 dolar için şike yaptı da diyebilirsiniz. şaşırmam. büyük para sonuçta. karan neden içeride? çünkü saatin markasını şoför yanlış söylemiş, frank miller demiş. adam şoför lan saatçi mi? frank miller, bence iyi bile demiş. sizi ilgilendirmez tabi bunlar, çünkü önemli olan FB'nin suçlu çıkması! zamanında fener'e attığı gollerle sizi sevindiren, bizi kızdıran karan, boşa yatsın. 

ya korcan? araba alacakmış çocuk. yandaş medya, konuşma tarihlerini ileri almış azıcık, 1 ay kadar ki sivas-FB maçına denk gelsin konuşmalar. zam işini konuşmuş menejeri ile. normal değil tabi. mahalle bekçisi mehmet efendi ile konuşmalıydı bu konuyu. araba almış fener, olmayan kız kardeşe. mini cooper. ama yalanmış, yokmuş. araba da yok, kız kardeş de yok. ama siz okumayın bunları. beyaz kapaklı mecmua basın. gencecik oğlan, içeride yatsın. ama size ne değil mi? okumayın, şikeci kova korcan,deyin oğlana. rıza'nın, korcan öyle şey yapmaz demesi umurunuzda olmasın. yeter ki, FB suçlu olsun. bursa maçında iki tane acayip gol yiyen, bunca yıl ekmeğini yediği takım şampiyon olmasın diye kıçını yırtan, onu bunu arayan kalecinin bağrına basın siz. klasik; FB suçlu çıksın. yeter ki şike bahçe diyebilin bize. duruştan bahsetmeyin bize. eskidendi o, onursal başkana; siktir ol git.. diye tempo tuttuğunuzda o duruşunuz zaten bittiydi.

önce insanlık, sonra taraftarlık..

biraz da basın; dönüş hamlelerinde olduğu alenen belli olan basın, gizlilik olayını sallamadan, dedikoducu mahalle kişisi (karısı demiyorum, erkeği de vardır bunun..) gibi, her duyduğunu üstüne koyarak, size/bize servis etti. emenike para saydı, bülent uygun, aziz başkan'dan yenilginin taktiğini aldı, diye yazdılar. belgelerdeki konuşmalarda onlar da belli, atıp tutmayın, gerçekten komik. FB yıkılacak diye ağzınızdan salyalar damlıyor. 

ha siz olsanız belki yıkılırdınız, 

ama biz değil. biz, bize yeteriz..

bu sene de kısmetse hepinizi şükrü saraçoğlu'na bekliyoruz. basın, yargısız infazıyla; olacaklardan maddi-manevi nasibini alacaktır. yayın havuzu da öyle, biz olmazsak orası da kum havuzundan hallice olur.

yaklaşık bir aydan fazla oldu, FB'lilerin psikolojisi gerçekten bozuldu. bambaşka bir yazı yazayım dedim, nereye geldim? 

bu yapılanlar hiçbirinizin yanına kalmayacaktır.

saygılar.

serhan