Powered By Blogger
arkadaşlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arkadaşlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2012 Cuma

ben ve dayım

selam,

sevgili okuyucularım, aslında bu kadar zamandır yazmadım değil, yazdım ama yayınlamadım. yayın kutusu 'taslak' doldu. belki bir ara geri dönüp, onları revize eder de yayınlarım. dolayısıyla, yazmak yerine konuşmak fiilini koyarsak bir önceki cümlenin karşılığı; 'düşündüm ama söylemedim'e denk gelir. insanlara düşündüğünü söylemek iyi bir şey mi? bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyorum ama bir yan etkisi var, yalnızlık. millet çok kızıyor, bilginize :-/

bilim, her ne kadar pozitifin, negatife baskın olduğunu ısrarla söylese de, insan psikolojisine etkisinin tersi olduğunu düşünenlerdenim. bir tanıdığınızın size söylediği iyi sözler, iltifatlar, poh pohlamalar artık ne derseniz deyin, bunları mı hemen hatırlarsınız yoksa sizi eleştirdiği, size göre hatalı davranışını mı hemen hatırlarsınız? çok başıma gelmiştir. çenem durmaz, konuşurum lakin belki doğrusu susmaktır. şimdi burada size desem ki, gerçekten karşı tarafın iyiliği için düşündüklerimi söyledim.. siz bile inanmazsınız ama öyle. hele ki gençler, geliştirin olum kendinizi. mal gelip, mal gitmeyin. insanlara koz vermeyin. biliyorum çünkü, yarın öbür gün insanlar arkanızdan, eksiklerinizi konuşucaktır.

bazı zamanlarda ise tamamen karşı tarafın yanlış anlaması sonucu, kendisinin de bu olayı/sözü içine atması ile yıllarca -bahsi kişiye kötü davranan kötü adam- olarak anılmışımdır. kimseyle, ona -bilerek kötü davranacak kadar- uzun arkadaşlık yapamam ki ben. bir halt yemişsem, vardır bir sebebi. topu karşı tarafa atmak en kolayıdır. sorun, konuşun, direkt ne düşünüyorsanız onu söyleyin. hem zamandan kazanırsınız hem de boşu boşuna arkadaş olabilecek birinden vazgeçmemiş olursunuz veya tersi, yol yakınken dönersiniz. kimse arkadaşlık yapmaktan hoşlanmadığı birileri ile münasebete girmek istemez. hele ki, benim hiç işim olmaz, sanki benim olur mu diyorsunuz? hatır, akraba, eskiden tanıyorum, ayıp olur gibi sebeplerden günde kaç kişiye tahammül ediyorsunuz? bazı kişiler ise hep iyiyi duymak ister. ben de maalesef hep iyiyi söyleyebilecek insan modeli değilim, böyle gelişmemişim. varsın yalnız kalayım, mühim değil. bu yüzden; yalnızken kendimi oyalayabilme yetim pek gelişmiştir. bir arkadaşım, sen ilerde ukalalık yapmak için kitap okuyorsun olum.. demişti. hahah çok sevmiştim bu söylemi, çünkü gerçekti. aslında okumak sonradan bir alışkanlık oldu. memnunum.

hayatım boyunca, akrabalarım ve arkadaşlarım tarafından eleştirildiğimden dolayı, hedef sözleri ve davranışları sizler kadar -görünürde- kafama takmam. benim tepkilerim genelde, uzun vadede birikmiş davranışlara, sözlere karşıdır. tepkilerim, icraat bazlı, zaman ayarlıdır. zamanı dolmuşsa, üzgünüm. mesela dayım ve benim ilişkim. dayımın bana iyiliği dokunmuş mudur? evet. eyvallah, muhteşem bir dayı değildir, e bu durumda ben de muhteşem bir yeğen değilimdir. bunları kabul ediyorum. ama şöyle de bir şey var, ben, kesinlikle ondan çok çok daha iyi bir dayı olabilirdim. o zaman, yeğenim de benden çok çok daha iyi olabilirdi. düz mantık. belki de ona bu yüzden içten içe kızgınım. ben doğmuşum, o otomatik olarak dayım olmuş, seçmemiş. ben ise konum itibari ile amca olabilecekken, abim artık hayatta olmadığından amca olamamışım. evet dayı, gördüğün gibi; kendini dayı/amca konumunda hayal edip de olamayanlar var. yeğenini maça götüren, ona araba kullanmayı öğreten, istediğinde arabasını veren belki de ilk aşk acısında onu içmeye götüren, yeğenini canından çok sevecek bir amca olurdum ben. abimin çocuğu be. pehh, düşünmesi bile beni gülümsetti. seninle kıyaslanmam bile komik olur. 

düşündüm de dayı; sana bu sıfat, hakikaten çok fazla. dayı anlamı, ben var olduğum sürece geçerli. ee yeğen yoksa, dayı da yok. bundan sonraki yaşamımda sana bir daha dayı demeyerek, seni -sana yük olan bu sıfattan- kurtarmaya karar verdim. mutluluğunu, nispeten genç dedem suratında görür gibi oldum. hayırlısı olsun, dayı.

adios,

serhan.

13 Haziran 2012 Çarşamba

Beklenti ve Realite

iyi sabahlar millet,


öncelikle; martıların bağrışması depremin habercisi filan değil. şimdi size kalkıp; olayın mitolojik yönünü anlatırsam, yazacağım yazının içine sıçmış olurum, biliyorum. ama buraya kadar gelmişsiniz, el mahkum özet geçeceğiz. eskiden bir deniz kızı ve balıkçı varmış, klasik aşık olmuşlar. yine klasik deniz tanrısı bu olaya taş koymuş, malum yüksek rütbelilerin işi hep taş koymaktır. ben, hiç şaşırmadım. ee işte bu deniz tanrısı, deniz kızını dalgalara hapis etmiş. bizdeki ÖYM hesabı, önce esaret altına alınmış deniz kızı, sonra kendisine uygun bir suç temin edilmiş. zavallı balıkçı da her yerde hatunu aramış, malumunuz bulamamış. gök tanrı, ''kızı bırak..'' demiş, deniz tanrısına. deniz tanrısı da bırakmış lakin, el çabukluğu marifet iki sevdalıyı da bu martı kuşlarına çevirmiş. açıkçası; bence işin içinde gök tanrı da var, ondan habersiz kuş uçmaz sonuçta, herif gökyüzünden sorumlu. yok; deniz tanrının tek başına yiyeceği halt değil bu olay. neyse, gök tanrı her birinden en az üç çocuk ;) istemiş böylece, martılar çoğalmışlar, kuş bakışı ne zaman bir sevgili görseler, çığlık atmaya başlamışlar. manyak olmuşlar tabi. genetik bir vuku. gerçi sabahın altısında onca sevgiliyi nereden de görüyorlar, bağırıyorlar orası muamma. belki de hissediyorlardır. 


çok enteresan bir adamım ben, siz merak etmişsinizdir diye ''martı niye sabahları kafamızı ziker?'' konusunu da şey ettim, üşenmedim. taam lan ben de merak ettim. ama istesem yazmazdım, kendim okurdum.. off aklımdan atamıyorum martıları. hala martılar hakkında yazmak istiyorum, problem yumağıyım olum. konumuza geliyorum, beklenti ve realite. bu yazı aslında inspired by beyza'dır. malum arkadaşlık, dostluk, akrabalık.. (sonuncusu bende yok ama, sizde var diye yazdım.) karşılıklı duygular barındırmalıdır. bir nevi, karşılıklı beklenti işte. önce bir bakın mevzu bahis kişiye; geçmişte size ne yapmış? kötü zamanınızda yanınızda olmuş mu? manevi destek sağlamış mı? maddi bir sıkıntınızda, elinden geleni yapmış mı? biri kafanızı kırmaya yeltendiğinde ne yapmış? heh kişilere göre sorularınızı şekillendirin ve beklentinizi cevaplarınıza göre oluşturun. şimdi de bu beklentinizi biraz düşürün, sağlam olsun. (mühendislik kuralıdır). 


''kimseden bir şey beklemem lan ben..'' kişisiyim, diyorsanız; hepten yalan bir psikolojidir o, geçiniz. çok denedim, biliyorum. herkes hatta herkez zamanı gelir, birinden ister-istemez bir şeyler bekler, duygudur bu. saklayamazsınız haa belli etmezsiniz, o ayrı. neyse bir de şu vardır; realite. atıp, tutmak, sallamak çok kolaydır. ciddi değilseniz, kız arkadaşınıza boş vaatlerde bulunmayın, tutamayacağınız sözler vermeyin. veya hatunsanız; ''lan olum sen böyle sadece hedefe kilitleniyorsun ya, ön sevişme filan hak getire.. öyle olmuyor bu..'' deyin. bu işler sırayla, aslında önce ben! allah'ın odunu deyin, hala aynıysa; kaçın.  vee maddiyat; çocukken küçük dayım, yılbaşı çekilişi öncesi şu piyango çıksın, sana araba alacağım derdi. halbuki piyango çıksa; haberim bile olmayacağı gerçeğini, büyüyünce öğrenebildim. lan bir şey deme bari, ama bu işler böyledir. insanoğlu gaza gelir bir an. bol keseden atar. siz, o gaza geldiğinde geçmişe bir bakın, soruları cevaplayın, sonra hevesinizi yavaşça yere bırakın, kendinize gelin. realite iyidir. nam-ı kemal ne demiş? ''hayalle yaşayanın götüne koyayım..''  demiş..


elbette insanlardan beklentilerinizi düşünürken, çuvaldızı da kendinize batırmayı unutmayın. ben ne yaptım olum x kişisine ki ondan bunu bekliyorum amk? diye sorun kendinize. vee tarafsız olun, yaptığınızı üçle çarpıp, x kişisinin yaptığını üçe bölmeyin emi okurlarım?


öperim gıdınızdan.


serhan.


not: martı olayının alıntısı buradandır. birazcık cıvıklaştırdım elbette.