Powered By Blogger

15 Mart 2012 Perşembe

ortaya karışık yazarım

Hello,

Gözüme bir şey kaçtı, üstü üste yıkadım ama çıkmadı bok yiyen ve evet, sonunda kaşıdım. Tahriş oldu gözüm, gözüm. İkinci gözümü size dedim, -ciğerim- gibi sevgi sözcüğü olarak. Zaten bu aralar kendimi; ‘ayakkabı kutusundaki bozuk et gibi hissediyorum..’ o ne lan, demeyin zira ben de bilmiyorum. Aslında bu cümleyi çaldım ben, arakladım, intihal yaptım. Tamam kafanız karışmadan bu paragrafta olmadı önümüzdeki paragrafta herşeyi toparlayacağım, sakin. Geçenlerde Mecidiyeköy’deydim, korsan 3-5 tane kitap aldım. Paranın üstü kalmasın diye, tarzım olmadığını bile bile ‘S*ktir et’ adlı kitabı da aldım. Ulan hep bu bakkalların yüzünden; çocukluktan beri, bize para üstü yerine çiklet, çikolata, gofreti dayadılar, sonuçta -küsurat gördüm müydü, yuvarlayan bir nesil- olarak yetiştik. 

Evet, mevzu bahis cümle, o salak kitaptan işte. Ayrıca, kendimi en son hissedeceğim şey, -ayakkabı kutusundaki bozuk ettir- herhalde. hem bizde bozuk et pek olmaz. Ekmeksiz yersin ama yine de o eti yersin. Yemezsen, beş kardeş gelir, sokağa çıkma yasağı konur, Atari bile kaldırılır, hiç olmadı joystick saklanır. bu yaşananlar tecrübeyle sabittir. Kısaca o eti yemek herkesin hayrınadır. Et kemiklerinden de çorba yapılır, atılmaz. Kimyasal bulyonlara on basar. Olmadı onlar makarna, sebze ile haşlanır, evdeki kalmış ekmekler de tencereye konur, mahalledeki köpeklere verilir. Belki kafamızı çok secdeye komadık ama aha da böyle yetiştik. Ee zaten yetişkinsen, harikulade bir ekonomiye sahip ülkemizde kilosunun 40 TL olduğu bir yiyeceği ya alamazsın ya da alır, mangala atar, afiyetle yersin.

Gördüğünüz gibi; S*ktir et adlı kitabı almayın, siktir edin bence eheuheu. Ya da alın amk bana ne?! Çevirmen de zıçmış olabilir tabi burada, belki de öyle bir deyim var. Orjinaline bakmak lazım da, ben heç bakmayacağım. Konuyu değiştiriyorum. ilaçları çarpı iki yaptım, mevsim değişiyor ya malum panik ataklar arttı. Hatta, bi’ yarım xanax daha çakayım, resmen çalışmıyor olum ilaçlar. Siz siz olun bu ilaçtan uzak durun. pis bağımlılık yapar, külfet. Kaldı ki yan etkileri daha ileride çıkacak. O da ilerisi olursa:S Oldu diyelim, amca oldum; ''Şu amcaya soralım, amca saat kaç? Saat kaçtı ehueu..  Şii, çocuklar şişe desenize.. git duvara işe heuehe.. Amca salyan akıyor ıyk, esprilerin de bok gibi.. Öyle deme lan! adam kafayı yemiş işte, yazık..'' Limitsiz smile kullanıyorum film indirirken, istisnasız kesiliyor, dünyanın parasını bayılıyoruz yine de olmuyor. Aradım hatlarımız eskiymiş, halbuki değişti buranın hatları. Tavuk mu zkiyonuz lan siz? Aklıma gelmişken, Lenovoların klavyeleri çok boktan. Ucuz mal tabi, G550. Yazarken atlıyor, atladığı gibi bazen de dünyanın cümlesini siliyor. Şirketteki de böyleydi. Almayın bu markayı. Adam gibi para biriktirin yoksa bekleyin biraz daha.  Burayı da tüketicinin erkan abi’si koşesine çevirdim yalnız.

Bazı insanlar vardır. Sana ihtiyaçları olduğunda basbas bağırırlar, feci davetkar olurlar ama keyifleri gıcır ise ortada görünmezler, görünseler de davetkar olmazlar. Ek olarak, onların davetine sokayım. Bu olayı şeye benzetiyorum, asansörde kalmış feryat figan bağıran ama normalde zorla selam veren, seni görmesine rağmen sokak kapısını tutmayan yavşak komşulara. Bırakın, o ibneler de kalsın asansörde. ekistra bir gıcıklığınız varsa, duyacakları şekilde -inşallah halatlar sağlamdır- da diyebilirsiniz. Güzel olur.

Eyvallah.
Serhan.

7 Mart 2012 Çarşamba

ilişki

şu anda okuduğunuz her kelimeyi, ben de şu an düşünüyorum, taze. oyun çıktı ilk bölümü geçtim. fena değil. ne oyunu? diye soran olursa, geçen bahsettiğim oyun. iyi oldu. eskiden olsa bu kadar sevinmezdim, zaten şimdi de sevinmiyorum, kafam çok dolu olduğundan ne bok yediğimi bilmiyorum. bu davranışın başka bir ismi var aslında ama genel olarak -sevinmek- diyelim biz. teaaa liseden funda mesaj atmış, bloguma denk gelmiş. vakit ayırıp cevap yazamadım ama yazacağım. evlenmiş, çocuğu olmuş. hayrını gör... yok lan başka bir şeydi. allah bağışlasın evet. hayrını gör ne be:))?!


hani beğendiğiniz kızı bir yere davet edersiniz de gelmez ya; gelmez gelmez eyvallah ama mesela çok yakın bir yere davet edersiniz, o yine gelmez. ama gelemem, inan çok özür dilerim... ilayda'nın bana çok ihtiyacı var, annem, babam hatta yengem vs diye sittin tane bahane uydurur. çünkü bir gün gelecektir. o bir günü korumak içindir, hep bu uyduruk bahaneler. allah belanı versin dersiniz içinizden. hak eder bence. daha sonra bakarsınız ki, birkaç tane zibidi ve cool görünümlü gerizekalı tiplerle ki bunlar; -yedi kere sekiz eksi sekiz sorusuna- anında cevap veremeyecek derecede IQsu düşük orospu çocuklarıdır. işte ne haltsa onlarla anasının damına gitmiştir, yeni gelmiştir. zira yine olsa, hemen yine gidebilir. dök benzini, ver çakmağı. böyle hatunları siktir edin olum. tersi de geçerlidir herhalde, bilmiyorum. kadında, erkeği manyak etsin diye yaratılmış olan -aslan burcu- bu boku hep yer. elinizi kana bulamaya inanın gerek yok. 


evet, yukarıda aslan burcu kadınının harikuladeliğinden bahsettim size. neyse önemli değil. geçti zaten. ayrıca kuzenim beni hiç tanımıyor lan. ne garip. ona da aynı şeyi söyledim zaten ben de bir yerden duymuştum. aslında her dediğimizi teorik olarak bir yerlerden duymuyor muyuz? ya da okumuyor muyuz? cevap evet. aslı vardı. onunla konuşmayalı da bir yıl oldu. ona da böyle sinir olmuştum. ilkokul arkadaşım aslında, neyse. kuzenime dedim ki, kuzenim kız; bak kızım, benzersizlik iyidir.. çeşit olur. sanatçı kesimden, kendisi bir moda fotoğrafçısı. arkadaşları sanat çevresinden kıl, tüy böyle biraz da marjinal tipler. ee bakıldığında kuzenim de öyle. aslında kıl ama; bana kıl değil ya da alıştım. marjinal bak, bana da marjinal. konuşmaya dönüyorum; ee sen böylesin, seçtiğin adam da aşağı yukarı seninle aynı. ikinizin de çenesi düşük diyelim konuşacaklarınız üç ayda biter lan.. dedim onayladı. hayret bir şeydi?! normalde onaylamazdı. bu tip ilişkisi olanlar; ilişkim niye yürümüyor? diye sorar. yürümez evladım, ilk başta aa ne güzel aynı şeylerden hoşlanıyoruz. dersiniz ama yok yavrum siz aslında aynısınız. insan kendinden sıkılıyor yeri geliyor. ben, benim aynım olan bir kadınla yapamam, eririz, biteriz zaten orası ayrı ;) o başka olaylarla ilgilensin, keza ben de. sonra bunları birbirimize hararetli hararetli anlatalım. konu bitmez, hep konuşacak bir şeyler olur. ne güzel di mi?


allah belasını versin bu gasteciler cemiyetinin. uzun uzun anlatamayacağım şimdi. bu hafta güzeldi. zamanı çekiştirip, geçen güne düğüm attık. eyvallah düğüm çözülür belki ama üst üste birkaç tane attık mı, sağlam olur. yani umarım olur. çok yoruldum ben saat de 6:50am oldu. off sıkıntı bastı zaten bu cümlelerin sonuca varacak takati de yok. yarın evet, bugün body yapmam lazım. 


görüşürüz.


serhan.

2 Mart 2012 Cuma

delikanlılık

hi there,


dün bir oyun indirdim, -adventure- tarzı dediklerimizden, hani böyle yerdeki ipi alıyorsun, önce masadaki konserve kutusunu boşaltıp, sonra bu ipi o kutuya bağlamaya çalışıyorsun zıınkkk olmuyor, sonra duvardaki çiviyi söküyorsun derken çekiçle konserve kutusunun iki tarafını delip, o soktuğumun ipini bir şekilde konserve kutusuna bağlayıp, iki kare önce geçtiğin kuyudan su çekip, o suyla nescafe üçü-bir arada filan yapıyorsun ya, öyle kaffa çalıştıran cinsten bir oyundu işte. ama ne oldu? indirmeden ''works perfectly'' yorumlarını okumama rağmen çok affedersiniz amına koyduğumun oyunu çalışmadı. yılmadım, .rar uzantılı olanını da indirdim o da çalışmadı. niye çalışmadı layyn bu oyun? o kaddar da heves etmiştim halbuki. herkese şapır şupur, bana niye hep yarabbi şükür? ek olarak yarın Gençler maçına da bilet yokmuş zaten. moral felağn kalmadı sevkili okur, akşama rakı mı içsem acaba?


şimdi ben 5 kasım tarihi itibari ile tam olarak 35 yaşında olacağım. ama 35 göstermiyorum, maks 30. zaten ben 25 iken de 20 gösterir, 16 iken 13. 13 iken; bakın burası çok önemli 9-10 gösterirdim. malumunuz 13 yaşındaki çocuklar ergenliğe adım atarken benim hiç öyle bir niyetim yoktu. ebeveynlerim bana çaktırmamaya çalışsa bile, evde genel olarak; ''eyvaahh bu herif büyümeyecek galiba'' kanısı hakimdi. 25'ten sonra büyüdüm. hani şimdi bakınca sağlam herif, koydum mu oturtur fikri kafalarda oluşuyor ya; heh yıllarca sınıfın en kısa boylusu ve tıfıl olanıydım olum ben. ama sonra işte vitamindi, balık yağı idi, sipordu derken büyüdüm. ''Thanks God'' diyoruz tabi burada. lakin o tıfıl halimle de pek kimseye eyvallahım olmazdı. onu da belirteyeyim.


neyse, diyeceğim şudur ku, delikanlılık mühimdir. bu olayın cüsse ile vesaire alakası yoktur, hele sopa yemekle hiç alakası yoktur. şimdiki genç kızlarımız bu durumu es geçse de önemini ileride anlarlar. bu arada sinir olduğum bir olay da; her anadolu çocuğu ülkemizde otomatikman delikanlı ilan edilir. böyle bir kaide yoktur, pekala istanbullu adamlar da gayet delikanlı kişiler olabilir. ayrıca çocuk zengin diye bazı ortamlarda, özellikle arkasından atıp tutarlar, bu işin maddi durum ile de bir alakası yoktur. heh nasıl anlaşılır bu durum derseniz? cevabi çok basit;


Rakı masasında anlaşılır :))


haydi eyvallah.


Serhan.

22 Şubat 2012 Çarşamba

uykuda ölüm/sevgi

hello,


sabah, daha doğrusu sabaha karşı uyandım. içeride, dedemin; -tosun, burada yatsın, evin en güzel odası bu!- dediği ama bana ait olmayan odada uyuya kalmışım. zaten dedemin ertesi gün, -lan tosun ne diye burada yattın?- diyebilitesi olduğundan orayı mesken edinmeye gerek yoktur. o odada, salonda -sofi- adını verdiğim, TR'ye geldiğimden beri üstünde uyuduğum divandan çok rahat bir yatakta uyumuştum. kendimi pek dinç hissetmekte, hani spor salonu açık olsa gidecek, iki body yapacak vaziyette idim. sonra içeri geldim, interneti kurcaladım, torrentcan'dan istediklerim de gelmişti. harikulade idi, hedefimde ''şeytan dövmeli kız'' adlı film var, bugünlük. yazıyı bitirince aynen o yöne doğru kayacağım. 


twitter'a göz attım, kimler nörüyormuş onlarla ilgilendim. nörüyon ne lan?! ne kadar da iğrenç di mi? yazlıktan bir arkadaşım derdi, nörüyon? cevap olarak ne denir ki amk? neyse ben genelde, iyi miyi bir şeyler derdim. sadede geliyorum, bu arada saat 6:00 oldu, çünkü kalorifer yandı. borular ses yapıyor, oradan şey ediyorum yoksa ısıya süper sonik duyarlı filan değilim. tam burada -yıl olmuş 2012- geyiğine acayip girilir aslında emma ben girmiyorum. kalorifer sesi bir derece, lakin gecenin bir yarısı plastiğin geri çekilmesi sebebi ile televizyondan çıkan 'çaaattt, çuttttt' seslerinin amacı nedir lan? bence bu sesin kesin 3-5 leşi vardır, düşünsenize herifin kalbi var; gece yarısı uykusundan çaat çuuttt paat.. sesleri ile fırlayan adamcağızın hııınk.. ilacımm vs. derken tahtalıköy biletini cebine koyar. 


arkasından, akraba-i umumiye;


-ayy ne güzel ölüm? uykusunda huzur içinde gitti rahmetli.. herkese nasip etsin bık bık bık.. 
diye yorum yapar. nereden biliyorsun huzur içinde gittiğini? hayır, söyledi mi giderken '' semiha, ben huşu içinde gidiyorum mu dedi?'' heç, atıyonuz amk bilip bilmeden.. neyse Allah rahmet eylesin.. bizim memur evinde daha LCD yok, sahi onlarda da aynı ses çıkıyor mu? çıkarıyorsa almayayım.


ben ne diyecektim lan? kaffam karıştı. hah sevgi. evet sevgi var ya, sabah kalkmış, rutin veya işte her gün ne halt yiyorsanız, yine aynısını yerken, bir boşluk olur ve düşünürsünüz; o anda aklınıza sevdiğiniz biri gelir ama aklınıza hep o geldiğinde, verilen tepkiyi vermez, beyniniz, kalbiniz. onun adını duyunca -hoooppp- olan içinize, bu sefer tık etmez. yanlışım mı var ki?! acaba diye düşünür, tekrar denersiniz. cık yine bir şey olmaz. bu sevgi bok yiyeni; birikir birikir birikir ve gerekli değeri görmediğini anlayınca bir anda yok olur. kısacası diyeceğim şudur ku; ''sevgi bitebilir..'' dikkat edin. belki seven, belki sevilensinizdir; gönül ikisi de olmanızdan yana elbette. ama sevgiyi, öyle pek başı boş bırakmaya gelmez. sonra dönüşü de olmaz, rolleri değişirsiniz. benden size naçizane bir ruh hastası tavsiyesi, sevildiğinizi bilin lan, bızıklamayın karşınızdakinin size olan sevgisini.. ben diyeceğimi dedim, gerisi size kalmış. unutmadan; öyle her uykusunda ölen de huzur içinde ölmez, unutmayın ki; aşağı yukarı her hanede çatlayan patlayan bir televizyon mevcuttur.. nihahaha..


haydin, eyvallah..


serhan.

8 Şubat 2012 Çarşamba

tedirgin

selam monçlar,


öncelikle paragrafımıza; -işteki ilk günüm- konulu yazımdaki ya da bir öncekinde -öğhk- kutucuğunu işaretleyen yavşaktan başlayalım di mi? yazı, süper olmayabilir ama -öğhk- derecesinde de değil. okumadan, senin gibi piçler o kutucukları işaretleyerek eğlensin hatta eylensin diye komadık lan onları oraya, hanzo. neyse konumuz, tedirginlik. ben Tr'ye geldiğimden beri zati, eski arkadaş ortamımdan pek kimseyle görüşmüyorum. twitter'dan felağn arkaaşlar buldum kendime, maçlara gidiyoruz, eğleniyoruz. onun dışında da kendimi meşgul edecek hobilerim mevcut, bir sıkıntı yok anlayacağınız. twitter demişken beyza var mesela harbiden on nümero hatun. onunla çok gülüyoruz. okan, bülent, tolga, onur, nurten, seda, selin, puzzy ve tuna onların da nereden baksanız kafadan bi' sekizleri var, ehi. 


tedirgin olayını irdelemek, bu paragrafa nasipmiş. geçenlerde; eski ama eskiden çok samimi olmadığım bir arkadaşım bana; ''olum seninle çıkınca ''tedirgin'' oluyorum ben..'' dedi. aynen böyle; ne eksik, ne fazla. ben de ''hı mıı, öyle mi?'' filan dedim. sonra düşündüm de hiç onu ziklememeye karar virdim. eheh konuya böyle bodoslama girince, üzüleceğim sandınız de mi? yoo harbiden zerre kadar etkilemedi beni. bu davranış; herkesin kafasının bir dünya olmuş yemeklerde, partilerde, ertesi gün ne olup, bittiğini birazcık! da kendinden katarak anlatan o gecenin ayık adamlarını aklıma getirdi. hiç de haz etmem, bu vatandaşlardan ben. 


serhannnn; var yaaaa sennn düüünnnn..
eee amk ne oldu dün?
olum sen var ya kıza neler dedin lan, bayağı bozuldu..
yapma yaa. ne dedim ki acaba?


aha böyle modelleri hatırlattın bana lan sen. ben zaten bunlardan uzaklaşıyordum. seninle bundan sonra da pek işim olmaz. bu arada yukarıdaki konuşmadan da bir bok çıkmaz. kıza en fazla, birazcık bel-altı iltifat etmişimdir. olay budur. tedirginmiş, lan sen de fazla rahatsın ona bakarsan. hani kolundan hatunu alsalar, gönlü vardı gitti abi.. diyeceksin zübük..


neyse havalar düzelse de deplasmanlara gitsek, cümbür cemaat. haa bir de ben iş bulayım la, düzgün bir şey. bir önceki aynen belirttiğim gibi hikaye çıktı. haydi yavrum kemik, bu hafta iki görüşmem var.


öperim sizleri.


serhan.


not: onurcuğum, öyle bir anda ortadan kaybolmak yok. annen senin telaşından, şöyle ağız tadıyla maç öncesi -sulu- nazlı biralarından içemiyor ;)

23 Ocak 2012 Pazartesi

ilk iş günü

selam,


çok garip şey lan. aradan piyuu beş sene geçtikten sonra türkiye'de çalışmaya başladım. ilk iş gününde, işe varmak için, ardı ardına tam üç farklı ve modelde toplu taşıma aracına bindim. garipsedim, dolmuşa binmek için evvelce selamiçeşme köprüsünü bi güzel aştım ve taksim dolmuşunu beklemeye koyuldum. derken ani bir kararla taksim dolmuşundan vazgeçip, kadıköy dolmuşuna bindim. sonraki adım olarak kendime, -kabataş- vapurunu belledim. saat 7:20 civarı idi, hava güzeldi. ben ise soru işaretleri ile doluydum. ne bok yiyordum lan burada? diye düşünürken, arkadan 2 kişinin parasını şoföre uzatıp, üstlerini alıp, kendilerine taktim ettim. ister misin bozuklukları düşüreyim..  diyerek de sitres yaptım. yalnız, bundan sonra direkt en arkaya otururum, toyluğuma geldi.


her ne haltsa işte beşiktaş iskelesi'ne geldik ve baktım ki, kabataş vapuru saat 8:00'de var. benim ise; işim gümüşsuyu'nda tam 8:30'da başlamakta. kimse kusura bakmasın; o kadar trafiği siksen çekemem, bu yüzden kabataş vapuru bana aitti, onu kimseye değişmemeye karar verdim. olayı tüm çıplaklığı ile işverene anlatmaya karar verdim. oraya bir yere oturdum bekledim. insanlar koşuşuyordu önce beşiktaş vapuru siktir olup gideceğinden dolayı bu vapurun yolcularını inceleme imkanı buldum. ama ben daha çok kabataş ahalisine yoğunlaşmıştım. böyle saçı-sakalı birbirine karışmış, feleğin çemberinden geçerken, bir şekilde feleğin çemberinde ikamet eden bir eleman, asics giyen asabi bir kız, kızıl-kıvırcık saçlı 1.83 boylarında, converse giyen, rahat tavırlar sergileyen diğer bir kız dikkatimi çekti. belli ki onlar bu hattın müdavimiydi. vapurda ne yaptığını biliyorlardı, benim gibi mal mal etrafa bakmıyorlardı. derken vapur kalktı, ben; önde dışarıda oturuyordum. benim gibi bir kaç tane 'açık hava olsun, varsın soğuk olsun'cu da vardı etrafta. yalnız vapur hiç gitmiyordu lan. her halde son seferi filandı zavallının. kaptan tornistan yapınca, vapur önce maksimum düzeyde esniyor, sonra titriyor, en son da; kerhen geri gidiyordu.


saate baktım. benim zamanım dolmuştu. ilk günden geç kalmıştım ama ya bu saatte gidecektim ya da 1 saat önce?! yapacağım bir şey yoktu. oradan çıkıp kartımı bipletip, taksim metrosuna bindim. başım dönüyordu, neyse bok yiyen kısa süre sonra daksim'e geliverdi. ben de merdivenleri aşıp, meydana çıktım. panik atak zaten gelmişti. neyse, tahminimce kireç rengini almış suratımla beraber gümüşsüyu'ndan aşağı indim. oralarda bir yerlerde iş yerim, yeri güzel allahı var. ivedilikle personelden sorumlu çocuğa durumu izah ettim. 8:38'de gelebiliyorum dedim. önemli değil.. dedi. çay-kahveci kadın cam kenarındaki, birinin koltuğuna oturmuş, etrafında dönüyordu. toplantı, natamam-hayali projeler hakkında konuşarak saati 18:30 ettim. belki çok erken olacak ama kanımca buradan pek bir şey olmaz gibi. ee tabi kısmet.


neyse olay budur, şimdilik..


çüs..


serhan.

2 Ocak 2012 Pazartesi

çarşı-pazar

merhaba;

bu çarşı-pazar taraftar gurubu bize zamanında; ''müşteri'' demişti, ''çekirdekçi'' de demişti di mi? bizler, seyircisiz maça bilet aldık, kaldırımları tribün yaptık, çekirdekleri de orada çitledik. hangi müşteri, böyle yaparmış? bir örnek verin de görelim. ee tabi sizin tribün liderleri, bedava biletler -sana geldi, bana gelmedi- diyerek birbirlerini vurdular, lakin sonrasında başkanınız; muhtemelen size de bedava bilet dağıtacağız diyerek, olaya el koyup, safları barıştırdı. olay ört-pas edildi.. hangimiz müşteriymişiz!? gerçi sizler müşteri bile olamazsınız ya; olsanız olsanız ''bedavacı'' olursunuz. 

bizler, kulübümüze maddi-manevi belki de dünyada eşi görülmemiş şekilde destek vererek, yöneticilerimizi, başkanımızı satmayarak ''en kötü gün buysa; bugün de Fenerbahçe!'' diyerek bu ezikçe koyduğunuz sıfatlara karşılık vermişizdir herhalde. Fenerbahçe, bu ülkenin en büyük sivil toplum örgütüdür. Fenerbahçe aşkı; bir çoğumuz için, pek çok ideolojinin üstündedir, belki de hepsinin. bu yüzden de sandıkta görüşürüz.. diyebiliyoruz. bu arada malum toplulukta, az sayıda da olsa, aklı selim olan kişiler, Fenerbahçe taraftarının hakkını teslim ettiler. bu güruha, içlerinden; ''bu durum Allah'tan bizim kulübün başına gelmemiş, gelseydi; kesin kapıya kilidi vurmuştuk!'' dedirttik mi? evet dedirttik.

bizler bunlarla uğraşırken, çarşı-pazar, başkanlarının, başbakanının annesinin rahmetli olduğu esnada yayınladığı -yalakavari- muasır medeniyetler temalı başsağlığı mesajı ile futbol takımının ''geçmiş olsun'' pankartını desteklemekle/alkışlamakla meşguldüler. unutmadan; -aklanın da gelin- söylemlerinden sonra, medyada ''Aziz Yıldırım'' yasası olarak lanse edilen ama bir tane Fenerbahçeli'nin bile tahliye olamadığı yasa sayesinde, henüz aklanmamış, mahkemeye dahi çıkmadan -tahliye olmuşları- bağırlarına bastılar, ki sonradan o malum duruşa layık olduğunu gösteren tayfur'u ve serdal adalı'yı metriste karşılamakla gündemde kaldılar. bizler onların tahliye olduğuna da sevindik. aslında biz olmasak nah! tahliye olurlardı ya, neyse! bütün bunları göz önünde bulundurarak;  biz de size ''esnaf'' diyoruz, elbetteki amiyane anlamıyla esnaf. 3 liralık malı, 5 liraya satan, zam olacağı duyumunu alıp, bütün malları depolara kaldıran, ihtiyacı olana ''yok'' diyen esnaf cinsinden.

Fenerbahçe'nin yenildiği hiçbir gün benim için hayatımın en mutlu günü olamaz. ileride çocuğum olursa veya evlenirsem, bu atraksiyon mümkünse Fenerbahçe galibiyeti öncesi veya sonrasında olsun. çocuğa bakıp, lan bu oğlan/kız doğduğunda da Fenerbahçe yenilmişti filan demeyeyim :)) Fenerbahçe yenilmiş/elenmiş diyelim ve ben de o gün evleneceğim. o düğün iptal olsun, gerçekten daha iyi. düşünsenize hasta galatasaraylı bir adamın 6-0 yenildikleri gün, bir oğlu/kızı olmuş. adam, çocuğa baktıkça o günü hatırlar be!? bizimki, böyle manyakça bir sevgi, tutku ve aşk. ne demiştiniz, bizim için ''müşteri'' mi? 

hee müşteri..

sevgiler.

serhan.