Powered By Blogger
twitter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
twitter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2013 Perşembe

temiz adamım

selamlar,

heh o çok istediğim projeyi aldım. bu aralar, sabah 6 akşam 9 arası yokum gibi bir şey. ekmek parası dostlar. lakin proje beklediğim ciddiyette çıkmadı diyebilirim. öncelikle teknik resimlerde büyük sıkıntı var. azeriler zaten iş konularında tırttır. bakalım, hayırlısı. ne yazayım? sabahı yazayım. 

twitter'dan biraz anlatmıştım. bu sabah biraz nane uyandım. şirkette aynı odada olduğum kişiler üşüyor, ben üşümüyorum. e haliyle camı açıyorum. sonunda; iki arada bir derede kalan vücut, afalladı. bana; hastalanıyorum, beni bırakın, siz devam edin! dedi. ben vücuduma; sensiz olmaz! anca beraber, kanca beraber dedim. duygulandı. şöyle bir silkindi, yorgundu ama her şeye rağmen yola devam etti ve hastalanmadı. aslan vücut. her neyse, benim ne kadar su manyağı olduğumu bilirsiniz. bilmeyenleriniz de öğrendi. sabah, üşütmeyeyim de işlerden geri kalmayayım diye duş almamaya karar virdiydim. fakat suyu öyle seviyorum ki, oramı da, buramı da yıkamalıyım derken ortaya namaz abdesti gibi bir şey çıktı. ek olarak da saçları şampuanladım. bu arada, banyo gölet oldu. çok pis banyo ıslatırım zaten. neyse diş, kulak vs. yıkadım ama içim rahat etmedi. banyonun kapısına kadar gelmişken ani bir hamle ile hoop duşa girdim. üç-beş dakika suyla oynadım, çıktım. sonra düşündüm de ben duşa girerken, duşta yüzümü sabunluyorum, dişimi duşta fırçalıyorum. o duş teknesini efektif bir şekilde kullanıyorum. gözüm kapalı ne nerede, hangi lif ne tarafta asılı biliyorum. banyo, evde benim ikinci adresim. kısaca; emekli binbaşıdan temiz renault toros gibiyim.

heh son cümle komik oldu. benden bu kadar. bu aralar hiç kimsenin blogunu okumuyorum. yorum da yapamıyorum. siz de uğramazsanız sorun yok. seni öperim, seni de, seni zaten öperim. arkadaki, seni öpmem. ısınamadım sana. bazı insan, bazı insana ısınamazmış.

eyvallah.

Serhan.

not: neymiş? temizlik hep imandan gelmiyormuş.


24 Temmuz 2012 Salı

vazife

selam,

''vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin..'' evet, ben Ata'mın bu cümlesini sanırım çok içten algılamışım, her vazifeye atılıyorum. üzerime vazife olmayanlara da atılıyorum. nasıl oluyorsa, bir şekilde kendimi vazifeli buluyorum. sakin olmalıyım. sonra üzerime vazife olmadığı hissettirildiğinde veya öyle hissettiğimde; bu sefer kızıyorum. manyak mıyım ben? aslında değilmişim. ben bile kendimden bu denli az manyak bir performans beklemiyordum. belki de size, ''benim derdim aşar beni, sen bana kendini anlat..'' demek istiyorumdur. ama burası, demek istediğim türkiye bu işin yeri değil. riga'dayken tek başıma sokağa çıkmayı çok severdim, turistlerin gittiği mekanlara değil, lokal insanların gittiği yerlere giderdim. sarhoş eve döner, öylece sızardım. uyandığımda, vodkadan dolayı baş ağrısı, aklımda hiç tanımadığım insanların bölüm bölüm hikayeleri yer alırdı. bir şey daha var, kolum ağrıyorsa bu; geceleyin kabata denen bara uğramış, içkisine bilek güreşi yapmış olduğumun işaretiydi. ilk zamanlar kavga ettiğim çok olurdu. ben yüz metreden turisttim, turistlere ait olan yerlerde olmam gerekiyordu. zamanla birbirimizi tanıdık. ee tabii hasar aldım mı? aldım. ama çok da verdim. şiddet yerinde kullanıldığında, yakanızı sıyırmaya yarar.

her ne haltsa, türkiye'de ise herkesin problemi kendisine ait. sanırım insanlar onun problemi, ya benim de aklıma takılır? ya bir şekilde benim de problemim haline gelir diye korkuyor. aslında haklılar bir bakıma. insanlar orada egoistti, bilirdim. burada ise insanlar gizli egoist. devamlı herkes herkesle bir kıyas, yarış içinde. twitter'da bile adam RT edeceği tweeti ayan beyan çalıyor. kendi yaptıklarına aldırmadan, seni eleştirebiliyor. hani derler ya türk insanının yakınlığı falan, bi' geçiniz bu işleri. hangisi doğru? yaşam kurallarına göre; bizim insanların yaptığı doğru. çünkü bu coğrafyada nasıl hayatta kalınması gerektiğini onlar biliyor. burası, bana tam bir deplasman be olum. aksi gibi; top, kaleyi sevmedi mi hayatta da içeri girmez. hadi hep beraber doğruluk mu, cesaret mi? oynayalım. soracağımız soruları, vereceğimiz cevapları düşünelim. oynayalım mı? 

işaret parmağınızı, baş parmağınıza yaklaştırın, milimetre kala durun. içimdekilerin sadece bu kadarını yazabildim.

eyvallah.

Serhan.

11 Haziran 2011 Cumartesi

twitter'a kuşbakışı

selam,


evet, twitter benim xanax'tan sonra bağımlı olduğum bir şey. aa xanax mı, niye ki vs. gibi sorularınız varsa geçmiş yazılarım ellerinizden öper. sıkıntı olm işte, koy dötüne. neyse, yazmayı severim bir gün, bige; gel twitter'a çok eğlenceli vs. dedi, geldim. o gel deyince, gelirim sdsfs. ilk önceleri klasik sevmedim. sonra bir sardı, bir sardı amk başka bir iş yapamaz oldum. 2 defa hesap açtım ve kapattım, şu andaki üçüncü hesabım. bu arada, hiçbirini twitter aleminin yüz kızartıcı suçları; tweet araklama, ünlü bir kimsenin adına açılmış hesaptan takipçi toplama vs. gibi olaylardan mütevellit kapatmadım. böyle çok kimseler var, merak ederseniz buradan ayrıntılara bakabilirsiniz. güzel, ilk paragraf mesaj içerikli bir giriş oldu.


twitter'dan önce; pek çok ünlüyü severdim ya da sevmezdim ama şimdi ise bazıları hakkında çeşitli yargılarım da mevcut. onları, iyi kötü her gün okuyorsunuz, insanların hakkında ipucu veriyor twitter. ünlü derken; yazar olur, sanatçı, şarkıcı, sporcu olur. ünlü; tanınmış işte. dizüstü edebiyatı'ndan onur gökşen'in dediği gibi; yazamıyorsan, yazmayacaksın..  şeklinde bir bakış açısında da değilim. herkes yazabilir de, tanınmış bir yazarın, ilkokul seviyesindeki tweetleri karşısında da şaşırıyor insan. bunca yıl okudum ben bu vatandaşı demek ki; aslında, söz konusu yazarın, yazılarını okunabilir hale getiren kişiyi okumuşum da bilmiyormuşum.. diyorsunuz.


son cümlede bahsettiğim kişi ertuğrul özkök. eskiden yandaş bir yayın organı olmayan, hürriyet aldığımızdan, ertuğrul özkök'ün yazılarını arada okurdum. kendisi twitter'a geldi sonra millet türkçesi ile dalga geçince aynen geri gitti. bir daha da gelmez. millet haklıydı, otu boku eleştiren yazılar yaz, ama daha -de, -da ekini ayırmayı bilme. zaten sevmezdim kendisini, bu arada :I


aylin aslım; kendisini sosal medya progamında da izledim. takip de ediyordum fakat hatunun her tweetinden bilmişlik, ukalalık fışkırıyor. program da nokta olduydu. ya da ben takıldım. 


axcess kızı; adını unuttum, twitter'a kısa bir süre geldi. önceleri yazdıklarını şaka sandım. fakat değildi, açık ara en garip! olanı oydu. şimdi görünce, bir tuhaf oluyorum. aklıma o. çocuklarındaki ''meme'' sahnesini getirmeye çalışıyorum. sonra kapattı hesabını. iyi de etti.


tuna kiremitçi; bir kelime ve sonrasında gelen iki nokta üstüste ve bir kelime daha. git kendini çok sevdirmeden.. değil ama tam tersi. yeniden git. belki de gitmiştir.


mazhar alanson; onun da türkçe hafiften zayıf. mükemmele yakın tespitler vs. bekliyorsunuz belki de yılların sanatçısı diye, gerçi hiçbir zaman gerçek bir hayranı da olmadım. biraz takip ettim sonra vazgeçtim. 


demetakalın; ılıcak'la olan kavgası aklımda kalanı. onun yerinde olsam, gider 3-4 ay ders alıp, daha düzgün türkçe ile tweet yazardım. aptal biri kesinlikle değil. ama aynı apartmanda oturmazdım onunla. devamlı ciyak ciyak. hee zaten o, enteresan yerlerde oturuyordur. takip etmiyorum ama denk geliyor.


yılmazmorgül; önceleri herkes dalga geçse de, millet zamanla benimsedi. onu da takip etmiyorum ama edebiririm. 


ipek şenoğlu; onu tek geçerim. komple sporcu ve son yazdığı yazısındaki gibi; bence ipeko, gerçekten bir marka.


leventkazak; önceleri o da beni takip ediyordu hatta takip eden tek ünlü bile olmuş olabilir. sonra bıraktı, siyasi yazılarım onu rahatsız etti bence. neyse, ben seviyorum levent kazak'ı. o da kaş'ı çok seviyor, en ufak tatil yakaladım mı aynen, orada. heberler adlı o deli-saçması programına laf ettiğimde bile, olgunlukla karşılamıştı. belki de manyak herhalde yanaşmayalım da demis olabilir.


m.alialabora; memoli olarak kalsaydı keşke. köylü kızı filan takılırdı. reklamlarda görmek, sunucu olarak görmek zaten yetiyor. twitter'da ne yazdığını bilmiyorum, hiç bakmadım. heberler deyince aklıma geldi. çık çık..


ahmetaltan; ljwn ebıvbnewbncoufn fwuobufcvnuofvbewuob wo ewfıcn. anlaşıldı mı?


cbabdullahgül; kendisi cumhurbaşkanından çok bir gezgin gibi. bu sene balona binip, bütün dünyayı dolaşırsa şaşırmam. tweetleri de iyimser bir pencereden, toz pembe memleket manzaraları.


okan bayülgen; yeni düştü buralara. RT okan derler ona. severim zaten, takip ediyorum.


metinuca; değil mi efendimm? ahh ahhh doğru yanıt, brülesk olacaktı.. twitter sayesinde; prototipinden daha cesaretli, memleket işlerine yazılı yorum getiren bir şahıs haline geldi. 


cüneytözdemir; haha beni bloklamıştır. yazdıkları da tutarsızdır. en gerekli zamanlarda yorum yapmaz, ortalık durulunca su üstüne çıkar. buralara nasıl geldiği konusu, proje olur.


nazlıılıcak; beni bloklamıştır. uerıhnfoıewbc ıhmocwgowınerıuno bhorewnofuon. tamam mı?

tufanturenc; hasta fenerli. bu aralar gazetelerde yazmıyor ama twitter'da düşüncelerini paylaşıyor. sıkı takipçisiyim. sanki onu tanıyorum gibi. karakterli adam, kaliteli.

bekircoşkun; ezelden beri severdim şimdi daha da çok. kesinlikle o bir beyin. twitter'da da siyaset yazıyor ayrıca eşini çok seviyor. pako olsaydı onun türlü pozlarını da eminim paylaşırdı. seçim sonrası yazılarını merakla bekliyorum.


tamam, sonra devamı gelir. 


şimdilik bu kadar. 
hoşçakalın,


serhan.













10 Nisan 2010 Cumartesi

kaka - unlu uyumu


selamlar,

bugun nispeten kisa bir yazi yazacagim. zaten arada real-barca macina da bakiyorum, netten. anlayacaginiz; yaziya konsantrasyonum 60% civari. boyle dedim diye, sanmayin ki yazi kotu olacak; genelde, baska isler yaparken aldigim notlardan, dusunduklerimden olusmustur yazilarim. tamam itiraf diyorum, her turk insani gibi tuvalette iyi kafam calisir, iddia ediyorum oss tuvaletlerde yapilsa bir cok cocuk daha basarili olur. sebebi gayet basit; mide sinirlerden olusur, soylenenler hayatini tayin edenin bu sinav oldugunu gosterir ee dogal olarak stres olursun.

stes, adama kaka yaptirmak ister ve miden bozulur, en nihayetinde kakan gelir. bana cok oldu mesela. hangi biriyle ugrasacaksin, geometri sorusundaki ucgenle mi yoksa midendeki disari cikmak icin baski yapan kakan ile mi? soruyorum size? halbuki tuvallette olsan boyle bir sey dusunmeyeceksin, geometri sorusuna odaklanacaksin ve cozeceksin. belki de ustune zafer kakasi yapacaksin. neyse, suyu cok sevdigim icin dusta da iyi dusunurum, gozlerimi kaparim, suyun sesine bayilirim, kuvvetli tazik varsa kafama, dus ahizesi ile masaj yaparim, agzimda suyu biriktirip hizla yanaklarima bastirir, proff diye suyu fiskirtir, gulerim. bu arada o dus aparatinin adinin avize olmadigini oldukca gec ogrenenlerdenim ben. deli degilim (yok degilim, en azindan kesin bir tani yok:S) ama suyun akisina bakarim, dolambacli sekilde dus teknesini terk edisini seyrederim. hatta evet, tam tabiri sudur; ben suyla oynarim. annem bu huyumu bildigimden, al su cif'i de suyla oynarken kuveti de ovala der :? yatmadan once ise itinayla hayal kurarim, bokunu cikartip film bile cektigim olmustur eki eki .. bazen de yazabilecek anilarimi dusunurum. bu durumdan dolayi, yataga girisim ile uyumam arasindaki zaman pek uzundur. bu arada messi gol atti. ronaldo'nun yuzunde vallahi de billahi de kiskanclik ifadesi var, tv gosterdi.

unluler, herkesin gozu onunde olan kisilerdir. onlar da eski zamanlarda senin, benim gibi siradan insanlarken kimi hak ederek, kimi kismete, kimi paranin gucuyle, kimi baska yollarla unlu olmustur. yazarlar da boyledir, futbolcular da, aktrisler de, aktorler, sarkicilar, komik adamlar bile. cem yilmaz her gosterisinde "siradan vatandastan bahseder; ucuncu sahis aksaniyla ben, cem yilmaz'dan daha komigim.. bak.. " der, sonra kendi aksaniyla; hadi lan, cikin sahneye de gorelim diye de ekler. cem yilmaz, allah'i var komik adamdir. fakat, bence ondan daha komik siradan vatandas da mevcuttur ulkemizde. unlu degildir iste, taninmiyordur, olamaz mi?

kucuk unlu uyumu vardir ya dilimizde, o bir sekilde hayatimizda da vardir. kucuk organizsayonlarda dahi unlulerimiz sadece diger unlulerle konusur. yazimin bu kismini bana yazdiran ilhamin gelisi su sekilde olmustur. twitter'da takip ettigim bir kisi, nehir erdogan'in okumadim ama tahminimce "bugun, twitter cok sessiz" tweet'ine karsilik "twitter sessiz degil. siz, egonuzun siskinligi yuzunden az kisiyi takip ediyorsunuz da ondan" diyen sahisdir. bu arada nehir erdogan'i begenirim. peki, ne zamandan beri begenirim? boxer'daki, sonradan pisman oldugunu soyledigi, pek uzuldugu, cok agladigi! ama daha cok taninmasini saglayan pozlarini gordugumden beri :/ hatta bizzat gidip, o dergiyi almisligim da vardir.

kucuk unlu uyumu budur iste, twitter'da hesabi olan bir cok unlu az kisiyi takip eder, zaten takip ettikleri yine unlulerdir. ortaya az tweet yazarlar, genelde sms gibi birbirleri ile haberlesmek icin kulanirlar twitter'i. kucuk unlu uyumuna sen, ben uymayiz. kuzenim moda fotografcisi; basarili, nispeten de taninan biri. bir gun baktim beni takip etmekten vazgecmis, anladim ki kucuk unlu uyumunu bozmusum. ee peki, ben ne yaptim? gururumuz var, hemen unfollow. sordum; "manyak misin olm?" dedi.. o yapmamis, iyi inandik hade.. benim gibi ota, boka alinmak da pehk hos degildir tabi. neyse demek istedigim; unlulerimizin yazdiklari tweetlere, (genellikle) bir boka benzememelirini de dusunursek, pek sirinlikle cevap yazmayin ya da yazin bana ne amk? de ben yazmiyorum. bir kere demet evgar'a bir sey yazmistim, cevap gelmedi, guzel de bir seydi harbiden saftorik gibi cevap bekledim. nil karaibrahimgil'in (bu syad da bir garip lan, aha bi de kaan yakuphanogullarindan vardi.. bak.) de kartpostalina yorum yazmistim. varsin o cevap yazmasin, seviyorum ben onu ayrica o. pek tabi ki elinden geldigince cevap yazanlar da mevcuttur, istisnadir. kevin spacey'in bio'sunda ne yaziyor bir bakin, daha sonra da bizimkilerle bir karsilastirin.. 

evet, bir de buyuk unlu uyumumuz vardir ki; bu uyum, adindan da anlasilacagi gibi daha buyuk organizasyonlarinda unlulerimizin ortak calismasinin temsilidir. mesela, unlu biri yine unlu biri ile beraber olur. cok mutlu olurlar, seviyeli beraberlikleri olur. ve bu iliski, genelde isik hiziyla cok seviyesiz bir sekilde bitebilir. magazin programlarina gunlerce konu olur, iliskinin incigini cincigini, ulke olarak biliriz. bizim sade vatandas iliskileri oyle mi ya? biter, baslar, biter, baslar.. kimsenin haberi olmaz. "senin bir kiz vardi? sari bir sey, hep geliyordunuz hani?" diyen tekel bayiine, bitti abi o dersin..
hayirlisi ossun, ne vardi der? bi 35lik iki de efes.. bu kadar iste..

unlu, genelde baska bir unluden hamile kalir. ben, hic bir unlunun, unsuzden hamile kaldigini gormedim lan. hamilelik ve cocuk buyuk unlu uyumunun en kocaman ornegidir. cocuk da zaten unlu dogar, unlu buyur. sen, ben buyuk unlu uyumuna hic uymayiz, ee bizim dogacak cocuk da otomatikman bu uyumun disinda kalacagindan unsuz dogar. haa bi de unlulerin yancilari vardir; unlu namusait bir durumda ise, kameramana; "tukuruk sacarak, cekmesene bilaadeerr..." diye haykirirlar. yazimi bitiriyorum, kisa dedim de baya yazdim yine. hepinize iyi geceler dilerim. yasar'dan bela sevdan var ya, iste o sarkiyi dinliyorum. bu arada bir barda karsilasip, sohbet ettiydim bir kere yasar'la, yaa..

hoscakalin.

11.04.10

serhan.