Powered By Blogger
su etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
su etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2013 Çarşamba

stabilo

pehh,

stabilo kalemlerin çoh değişik renkleri var. meğer ne kadar da mühimmişsin sen, stabilo kalem? şöyle ki, stabilo kalemlerle hayatımın tüm renklerini çizebilirim. ama maalesef hayatım pek renkli değil o yüzden en çok gri ve siyah kullanırım. renkli olarak, sarı ve lacivert. malum bu renklerin hastasıyız. stabilo kalemler öyle güzel ki, onlarla boru çizmeye kıyamazsınız. ama ben onları boru çizmek için istemiştim, tanesi 1,5 TL. çok pahalı dedi satınAlma. halbuki prezentasyon yaparken şeffaf A4ün üstüne boruları, fittingleri çizer, ne neymiş anlatabilirsin. çok şık. insanlar seni dinler. ben, bu kalemleri bu sebepten dolayı istemiştim, bak ne güzel anlatıyor adam? ne hoş, renk renk ne kadar da özenmiş?.. desinler diye. boru, mavi olursa temiz su borusu, portakal rengi olursa doğal gaz borusu ve kahverengi olursa, kanalizasyon borusu. işte beynelmilel renkleri budur. aralarındaki ek parçayı, demek istediğim boruları birbirine bağlayacak fittingleri çizeceksen siyah rengi kullanacaksın. mavi renkleri iskandinav ülkeleri kullanır. biz kullanmayız. ben ise bu gidişle artık mavi stabilo ile sadece deniz çizeceğim.

fitting veya ek parça deyip geçmeyin. bunlar, boruların arasına elektrofüzyon veya alın kaynak ile girerler ve boruları birlikte tutarlar, dönüş verirler, daralma, genişleme sağlarlar. çok önemlidirler. boru hattında bir doğal gaz kaçağı olursa, yolda yürüdüğün kaldırımla beraber Allah katına fırlarsın. aslında boru deseler de genelde fitting patlar, çünkü dönüşlerde dümdüz kaptırmış gelen su/gaz bir anda 90 derecelik fittinglere çarpar. işte bu ahvalde fittinglerin basınçlara dayanması lazımdır. polietilen 100 hammadde, 10 N/mm2 kuvveti absorbe etmeli. bunu C'ye bölersen hoop stresi bulursun. C ise su ve gazda farklıdır. atmosfer üstü basınçlar. genelde suda 16 nominal basınç, gazda 10 civarına tekabül eder. dandik fitting kullanmayın ki, en iyi ihtimal; alt yapıyı tekrar tekrar açmak durumunda kalmayın. en kaliteli fittingleri aldınız ama yetmez! İyi kaynak önemli, iyi işçilik şart. ben mesela insan olarak iyi bir fittingim, çok acayip basınçlara dayandım. yalnızzz; fitting, boru ile uyum sağlamalı. aynı malzemeden olmalı. boru başka malzeme ise ek parça iyi kalite olsa da, uyuşmaz, mundar olur. tıpkı benim gibi. şirket, PE100 fitting üretiyor ama bazı önemli yerlere et kalınlığı yüksek olan, PE63 boruları koymuşlar. bunların değişmesi lazım. takdir-i patron.

kısaca bir stabilo kadar olamadık. mavi, portakal rengi boruları çizemedim, pezentasyon viremedim. birkaç adam tanıdım işte, fena olmadı. onlar da değişik bir kişilik gördüler. garip ama iyi biriydi... arkamdan bunu diyebilirler, belki de demezler. 

aha bu arada, iyi ki doğdun baba! mamafih bana pek gerek yokmuş. umarım bir sonraki yaşını daha güzel kutlarız. zaman, sen de koşma.

eyvallah,

serhan.

28 Şubat 2013 Perşembe

temiz adamım

selamlar,

heh o çok istediğim projeyi aldım. bu aralar, sabah 6 akşam 9 arası yokum gibi bir şey. ekmek parası dostlar. lakin proje beklediğim ciddiyette çıkmadı diyebilirim. öncelikle teknik resimlerde büyük sıkıntı var. azeriler zaten iş konularında tırttır. bakalım, hayırlısı. ne yazayım? sabahı yazayım. 

twitter'dan biraz anlatmıştım. bu sabah biraz nane uyandım. şirkette aynı odada olduğum kişiler üşüyor, ben üşümüyorum. e haliyle camı açıyorum. sonunda; iki arada bir derede kalan vücut, afalladı. bana; hastalanıyorum, beni bırakın, siz devam edin! dedi. ben vücuduma; sensiz olmaz! anca beraber, kanca beraber dedim. duygulandı. şöyle bir silkindi, yorgundu ama her şeye rağmen yola devam etti ve hastalanmadı. aslan vücut. her neyse, benim ne kadar su manyağı olduğumu bilirsiniz. bilmeyenleriniz de öğrendi. sabah, üşütmeyeyim de işlerden geri kalmayayım diye duş almamaya karar virdiydim. fakat suyu öyle seviyorum ki, oramı da, buramı da yıkamalıyım derken ortaya namaz abdesti gibi bir şey çıktı. ek olarak da saçları şampuanladım. bu arada, banyo gölet oldu. çok pis banyo ıslatırım zaten. neyse diş, kulak vs. yıkadım ama içim rahat etmedi. banyonun kapısına kadar gelmişken ani bir hamle ile hoop duşa girdim. üç-beş dakika suyla oynadım, çıktım. sonra düşündüm de ben duşa girerken, duşta yüzümü sabunluyorum, dişimi duşta fırçalıyorum. o duş teknesini efektif bir şekilde kullanıyorum. gözüm kapalı ne nerede, hangi lif ne tarafta asılı biliyorum. banyo, evde benim ikinci adresim. kısaca; emekli binbaşıdan temiz renault toros gibiyim.

heh son cümle komik oldu. benden bu kadar. bu aralar hiç kimsenin blogunu okumuyorum. yorum da yapamıyorum. siz de uğramazsanız sorun yok. seni öperim, seni de, seni zaten öperim. arkadaki, seni öpmem. ısınamadım sana. bazı insan, bazı insana ısınamazmış.

eyvallah.

Serhan.

not: neymiş? temizlik hep imandan gelmiyormuş.


2 Şubat 2013 Cumartesi

gelecek kaygısı

hello there!

sabah uyandım, klasik duşa girdim. duşta yine kafam çalıştı. ben ne zaman su altına girsem, kafam çalışır. ''zaman akıp gidiyor, bundan böyle hızlı hareket etmeliyim!'' şeklinde bir karar aldım. o atıllığı üzerimden fırlatıp atacaktım. hızlı hareketlerle hareket etmeye alışık olmadığımdan dolayı bazı aksaklıklar yaşadım. mesela çorap seçimi konusunda sıkıntı oldu. habire tek kalmış olanları seçiyordum. çoraplarıma, sizleri de yarın halledeceğim! diye ültimatom vermeyi ihmal etmedim. sonunda bir çift buldum. takım elbisemi, ayakkabılarımı giyip, dışarı çıktım. arabaya bindim. tam parktan çıkacaktım ki, park kapısı açılmadı. 

her halde bu kapıda bir aksilik var! dedim. arabayı döndürüp, diğer kapıya yöneldim ama o da açılmadı. kumandanın pili bitmiş olmalıydı. sonra görevliye telefon ettim. görevlinin olduğu taraftaydım, bu dönüş hamlesini yaparken bu olasılığı dahi hesap etmiştim. son derece sistemliydim. aradım, çalıyordu. görevli, servise çıkmış diye düşündüm. görevli, beni meşgule düşürdü. n'oluydu? arabadan indim, malum bodrumun camını tıklattım. biri perdeyi araladı. bu zatı daha önce hiç görmemiştim. bir şeyler anlatıyordu fakat aramızda cam vardı ve haliyle duymuyordum. benimki de sabırdı ve zorlanıyordu. aç teyzecim şu camı dedim. neyse, görevlinin dedesinin öldüğünü, kendisinin de dün gece apar topar köyüne gittiğini öğrendim. baş sağlığı diledim ama otopark kapısı da halen önümde bir engeldi. çünkü bizim kapıyı açan aleti kadın bulamadı. (bakmamış bile olabilir.) eliyle yok! işareti yaparak perdeyi kapattı. gireni çıkanı eksik olmayan otoparkımıza ise giren çıkan yoktu. çok hızlı hareket ettiydim aslında ben. o sırada selma teyze pencerede belirdi. eliyle bir dakika işareti yaptı. 3-4 dk içinde geldi. zaten selma teyze pencerenin önünde yaşardı. işte bu! kapıyı açacaktı. kapı açıldı. ben yine her zamanki saatimin hala 5-6 dk önündeydim. hızlı hareket ediyordum, ama meyvelerini toplayamıyordum. çok az topluyordum.

evet otoparktan çıktım lakin arabanın bütün göstergeleri söndü, kapandı. ve telefon geldi, uçak iptaldi. evet dedim. sorun yok. önce güzel bir kahvaltı yapar, oradan da elektrikçiye gider arabayı gösteririm. içimdeki hızlı olma dürtüsü kaybolmuştu. o da ne? odea bank tabelası görmüştüm. içeri girip, hülya avşar gibi yeni bir kudret, hakmışım gibi davranmak içimden geldi. acıkmıştım; şuradan bana bir panini, bir fincan da latte söyleyin bakalım deyip, paltomu sandalyeme asacak, ve odeabank'ın farkını hissedecektim. ama  bir anda bu hareketleri istesem de yapamayacağım aklıma geldi. pehh zaten baksana hızlı olmama bile gerek yok, buna doğa bile izin vermiyor diye düşünüp, 45 dk. kadar kahvaltı ettim. sağa sola bakındım. insanlar programlanmış gibiydi. ben asla böyle olamam diye düşündüm. içimdeki gelecek kaygısı tavan yapmıştı.

arabaya bindim, bütün göstergeler çalışıyordu.
güldüm.

iyi akşamlar,

Serhan.

19 Kasım 2011 Cumartesi

beyaz saçlar

n'ber bilog? iyilik demeni beklemiyorum koç, öylesine sordum. nasılsa benim blogumsun, ne bileyim şöyle twitter fenomeni bir lavuğun sıklıkla ziyaret edilen bir biloğu veya genç bir kızımızın içindeki bastırılmış seksüel dürtülerini yazdığı bilog da olabilirdin. ehueheu ama şansına edeyim ki benim blogum olmuşsun. bi' bok olmaz lan senden. -kişileştirmek- gördüğünüz üzre; yazılarımda çok kullandığım bir tarzdır. neden böyledir? sanırım derdini anlatamayana tercüman olmak gibi -gereksiz- bir misyon yüklemişim kendime. bu arada siz nasılsınız okuyan güruh? umarım herkesin keyifleri gıcırdır. haha ben mi? bok üstün bok. oğlum bir kere de -iyi ol be!- dediğinizi duyar gibiyim; değilim kardeşim, iyi miyi değilim.


dün yıkandım ve spor salonuna gittim. spor salonuna gitmeden önce yıkanılır mı? diye sormayın. ben yıkanırım, zati eve gelen ve sadece bana ait olan sıcak su kullanımı aha da 4 ton. dikkatinizi mıncıklarım; soğuk suyu da saymıyorum. deprezedeler orada inim inim inlerken benim keyfime hayvan gibi su kullanmam için ne deseniz haklısınız. sanırım ben bir önceki hayatımda su aygırı filandım. bir de psikolojik olarak rahatsız olduğum için suda hayat buluyorum. neyse bu kadar zırvalamak yeter; salona gittim işte, kafamda Bob'un hediyesi Fenerbahçe beremle. Bob da kim derseniz; bob, benim erkek arkadaşım sdfsdstsfds. cıvımayın lan şaka yaptık. geçen bayram süresince, TR'de çekilen bir hollywood filminde -ayakçıdan hallice- bir görevde çalışmıştım. heh orada tanıştığım, 50lili yaşlarda bir adam. ellilili de komik kelimeymiş.  


sporda, kardiyo hesabına bisiklete biniyorum, öncesinde xanax'ı çakmışım ve sakinleşmeyi bekliyorum. derken bereyi çıkardım, kitabımı (evet, kitap okurum.. mesajımı verdim..) okurken gözüm, parlayan beyaz saçlarıma takıldı. yeni yıkandığım için saçlarım parlıyordu ama beyazlar daha mı çok parlıyordu, yoksa dikkatimi mi çekti de bana mı öyle geliyordu; bakın bunu tam bilemedim. neyse baya beyaz varmış lan saçlarımda. sonra içimden ''daha iyi lan beyazlasın saçlarım, pesimist karakterimle pek bi' uyum sağlar hemi de'' dedim. sonuçta idmanı omuz ve bacak çalışıp, bitirdim. kafamda çözülmesi gereken bin tane poroplem ( © kuzey tekinoğlu :P) dün yaşandı bu durum, taze. o değil de; bazı olaylar çok fena içime oturmuş. içim -oturak- gibi oldu amk :S ee ben bunların intikamını -tekeerr tekeer- almaz mıyım birader?


hah zaten olay da bu. eskiden olsa alırım, anasını bile bellerim vesaire derdim. şimdi ise; -koy götüne rahvan- diyorum. beyaz saçların bir etkisi bu midir acaba?!


öperim.


unutmadan; akşama #fenerinmacivar.


serhan.