Powered By Blogger
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2013 Pazartesi

ruhum şad...

selam,

ölümden korkmuyorum, şekli hakkında kafamda soru işaretleri var. şahsen, sinsice gelebilecek ölümleri tercih etmem. ama işte sipariş veremiyoruz. aile kurmuşsun, çoluğun çocuğun, onların gelecekleri, görmek istediğin ülkeler, gelecek planların vesaire derken hiç beklemedik bir anda terk-i diyar. sonuçta, yaş icabıyla natamam planlarım haliyle fazla. ya arkada bırakacaklarım? gerçi öbür türlüsü de ayrı külfet. iki ucu boklu değnek. hank moody'nin ifadesine genelde ben de katılıyorum; ''GoD Hates Us ALL...'' durum şu; bence, en azından belli bir yaşa kadar, insanın canı için savaşmaya hakkı olmalı. 

hastalanıp, çekerek ölmek çok iğrenç, ölüme yaklaşana kadar başkalarına yük olmak da var. ve karşı koyamadan ölmek. düşünsenize; herifin teki durup dururken kafanıza silahı dayıyor ve tetiği çekiyor. siz de ölüyorsunuz. yada siz kamp yaparken ayı geliyor, sizi afiyetle yiyor. burada duralım. mesela, ayı beni öyle kolay kolay yiyemez, kaldı ki yedirtmem :) burnu, gözü, kolu, bacağı, kulağı artık birkaç uzvuna zarar veririm. ayı, bu işten karlı çıkmaz. sonunda ayının; ''herifi yedik ama göz gitti. keşke girişte, sağdaki çadıra girseydim...'' itirafı, ruhumun şad olması içün kafidir. olay yeri incelemede, arkamdan; ''yuh olum! herif resmen ayıyla dövüşmüş...'' denmesini isterim. hem, bu sayede diğer kamp yapan insanlar paçayı kurtarmış olur. fena mı? kimse zaten yardım olayına girip, o riski almaz. girişte, sağdaki çadırda kalan, olayın şokunu atlatmış kadın, ''bizim süleyman olsa ayıya beni verirdi, kendi kurtulurdu. işte süleymanlar yaşıyor, bu adamlar ölüyor...'' söylemi ile benim ruh, ikinci defa şad olurdu. kadınları seviyorum :)

öldüğümü duyanlardan bazıları gaza gelip, doğacak bebeklerine ismimi vermeye karar verebilirlerdi. sonra çocuk doğunca, mazallah ya sonu serhan'a benzerse deyip; benim isim yerine, çocuğa ''trendy'' başka bir isim koyarlardı. heh, pis senaryo yazarım. yalnız her senaryoda kendimi öldürüyorum. bu durumdan kurtulmam lazım. buralara da yazıyorum, artık ne boka yarıyorsa? kaç kişi okuyorsa?

hoşçakalın.

serhan.

not: son cümle anket gibi bir şey. 

15 Temmuz 2012 Pazar

yarısına gelmişim

selam blog, sana da üvey evlat muamelesi yapıyorum, kusura bakma. biliyor musun bazen tek bir cümle, insanı yazmaktan alıkoyuyor. söyleyenin çok da fazla umursamadığı bu cümle, kendine ''acaba ben kötü mü yazıyorum?'' sorusunu defalarca sormaya yetiyor. ben aslında biraz da bu sebepten dolayı yazmıyordum, biraz da üşengeçlikten belki. yazacak çok konu vardı, birikti. daha doğrusu birikmişti. yazıların, en azından benimkilerin bir ''son yazılım tarihi'' var. bu tarihe kadar yazmadıysam, yazının büyüsü kalmıyor, özelliğini yitirmiş gibi hissediyorum. çok kurcalanmış hikayeleri sevmiyorum, devrik cümlelerimin çokluğunun sebebi bu olabilir. 


telefonum çalmıyor. telefonumun çalmama sebebi, (artık) çok da aranılacak bir kişi olmadığımdan olsa gerek. bunun ''ne kötü! kimse beni istemiyor..'' şeklinde bir serzeniş olarak algılanmasını istemem. ben genelde, böyle konularda empati yaparım. ben olsam şöyle yapardım, böyle yapardım falan derim. gereksiz işler. bunu yapmamalıyım, hadi yaptım diyelim, asla dile getirmemeliyim. dün annem geldi. o yaşlandı, çok güçsüz, zayıf. geldiğinden beri yataktan çıkmadı diyebilirim. onun için endişeleniyorum, elimden de şu an bir şey gelmiyor. ailenin lanet erkekleri olarak onu bu hale biz soktuk. birbirinden aptal iki oğlu, iki tane bencil erkek kardeşi, bir tane ekstra large kocası, kendini peygamber sanan bir babası vesaire vesaire.. çok mutlu olmayı hak eden birini, özellikle de kadını mutlu edememek insana çok dokunuyor. hele o kişi annen ise. ve son umudu da bensem..


benden 15.07.12 tarihi itibari ile bir bok olmadı. kapıları zorlasam da, bazıları hiç açılmadı, bazıları ise hemen kapandı. çocukluğumda yaşadıklarımın beni bu yaşıma kadar zorlayacağını bilseydim, -ne yapıp eder- ölüm acısını bu denli içime kazımazdım. her gün, her saat, her dakika derken bir bakmışsınız ömrünüzün sonuna kadar anılarla yaşamışsınız. ben yarısına gelmişim bile..


eyvallah.
Serhan.