Powered By Blogger
acı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
acı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2012 Pazar

yarısına gelmişim

selam blog, sana da üvey evlat muamelesi yapıyorum, kusura bakma. biliyor musun bazen tek bir cümle, insanı yazmaktan alıkoyuyor. söyleyenin çok da fazla umursamadığı bu cümle, kendine ''acaba ben kötü mü yazıyorum?'' sorusunu defalarca sormaya yetiyor. ben aslında biraz da bu sebepten dolayı yazmıyordum, biraz da üşengeçlikten belki. yazacak çok konu vardı, birikti. daha doğrusu birikmişti. yazıların, en azından benimkilerin bir ''son yazılım tarihi'' var. bu tarihe kadar yazmadıysam, yazının büyüsü kalmıyor, özelliğini yitirmiş gibi hissediyorum. çok kurcalanmış hikayeleri sevmiyorum, devrik cümlelerimin çokluğunun sebebi bu olabilir. 


telefonum çalmıyor. telefonumun çalmama sebebi, (artık) çok da aranılacak bir kişi olmadığımdan olsa gerek. bunun ''ne kötü! kimse beni istemiyor..'' şeklinde bir serzeniş olarak algılanmasını istemem. ben genelde, böyle konularda empati yaparım. ben olsam şöyle yapardım, böyle yapardım falan derim. gereksiz işler. bunu yapmamalıyım, hadi yaptım diyelim, asla dile getirmemeliyim. dün annem geldi. o yaşlandı, çok güçsüz, zayıf. geldiğinden beri yataktan çıkmadı diyebilirim. onun için endişeleniyorum, elimden de şu an bir şey gelmiyor. ailenin lanet erkekleri olarak onu bu hale biz soktuk. birbirinden aptal iki oğlu, iki tane bencil erkek kardeşi, bir tane ekstra large kocası, kendini peygamber sanan bir babası vesaire vesaire.. çok mutlu olmayı hak eden birini, özellikle de kadını mutlu edememek insana çok dokunuyor. hele o kişi annen ise. ve son umudu da bensem..


benden 15.07.12 tarihi itibari ile bir bok olmadı. kapıları zorlasam da, bazıları hiç açılmadı, bazıları ise hemen kapandı. çocukluğumda yaşadıklarımın beni bu yaşıma kadar zorlayacağını bilseydim, -ne yapıp eder- ölüm acısını bu denli içime kazımazdım. her gün, her saat, her dakika derken bir bakmışsınız ömrünüzün sonuna kadar anılarla yaşamışsınız. ben yarısına gelmişim bile..


eyvallah.
Serhan.



28 Mayıs 2012 Pazartesi

durup dururkenlerimiz

selam,

öncelikle bu bir yazı dizisi olacak. diğerlerinden farklı olsun diye böyle bi bok yemeğe karar verdim. geçen hafta benim için iyi bir hafta değildi. zaten geçen haftanın iyi bir hafta olmayacağının sinyalini bir önceki hafta vermişti. Letonya'da kaldığım zamanlar, kafayı bulup, kavga ettiğim geceler olurdu. baya olurdu hatta:) orada, buradaki gibi, silah-bıçak vb. gibi aksesuarlar pek kullanılmazdı. dövüşürdün işte, belki ağız burun dağılmış şekilde vodka içmeye durumuna bağlı olarak devam bile edebilirdin. ya sabah suu diye uyandıp, içtiğim suyun dudağımın bir kenarından aynen aktığını farkettiğimde, ulan serhan yine mi?! dediğim, sabahlar? dudak şiş, kalkarım ve aynaya bakarım. sol göz, biraz vücutta çizikler. o da ne? en sevdiğim tişörtüm, giyilmez durumda. eğer vaziyeti çok kötü değilse, spor için ayır onu. sporda eski şeyler giyerim ben. sonra duşa gir, kafanı şampuanlarken birkaç yerde acı. e buz koy. bir keresinde bir ay kadar doğru düzgün ağzımı açamamıştım, dışarıdan belli olmuyordu ama, yemek yerken, sorundu. çatlamıştı kafam.

bu yukarıda anlattıklarımın hepsi, fiziksel acılar, darbeler. bir çok kişi acıdan çekinir. acı yani bu, mazoşist olmadığın sürece durup dururken insanların oranı/buranı acıtmaları elbette ki hoş değil.  bu arada, senin -durup dururkenin- ile benimki bir olmayabilir. durup dururken aslında elastiktir. fazla çekiştirmeye gelmez, kopuverir. yalnız, bir kere koptu mu, kopmasına müsebbip eyvallahların hep karşına çıkar. derken bir bakmışsın, bu duruma alışmışsın. yastığa başını koyarken; aman hayatımda kız arkadaşım var, nişanlım var, annem var, babam var (ki liste uzar.) eyvallah demekle en iyi kararı verdim, diyerek uyumaya da alışırsın. peki ya karakterin?! kaç senelik karakterinin psikolojisi, bu yeni oluşuma ne der? ummadık bir anda; n'apıyorsun birader sen? diyebilir. gerçekten yeni oluşum, içine sinmediyse; cevap veremezsin, öyle kalırsın. psikoloji, adamla pis oynar. zorda kaldığında, zayıflıklarını hemen önüne koyar. herkesi kandırabilirsin ama, psikolojini (kendini) kandıramazsın. haa dediğim gibi, iyi günlerde ses etmez, o kadar.

ben, yastığa başımı anında koyup, uyuyamasam da; bunun sebebi miras kalan karakterime ihanet etmem değildir. pesimist bir adamımdır lakin, kendime bu konuda -ben bile-. bir şey diyemem. fiziksel bir acıyı, psikolojik olana ki buna suçluluk duygusu da denilebilir tercih ederim. acıyıp, geçmesi... sonra karşıma bööö diye... çıkmasından daha iyidir. bir sonraki yazı, kapanan kapılar..

devam edecek..

serhan.