Powered By Blogger
panik atak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
panik atak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2012 Salı

all out attack to panic attack

hello,

bu konu hakkında artık yazmak istemesem de, yazmam gerekiyor. göründüğüm gibi ukala biri değilimdir. yalnızca muhtemelen sizden daha meraklıyımdır, bu yüzden de sizden daha fazla gereksiz, bazen de gerekli şeyler okumuş/öğrenmiş olabilirim. pek çok konuda fikir sahibiyimdir. aslında bunun nedenlerinden biri; post travmatik disorder ve üstüne agorafobili panik ataklar yaşadığımdan maalesef hayatımın belirli dönemlerinde dışarıya pek çıkamayaşımdır. (sonra elden geldikçe bu durumu telafi etmeye çalıştım. mesela avrupa'nın garip yerlerini kamp yaparak, arabayla birkaç kez dolaştım.) dört duvar hapsi zamanlarımda ana britannica'nın hatırı sayılır bir kısmını okudum. normal hareketler değildi tabi bunlar. çoğunu unutsam da o kadar saçma sapan şeyler beynimde yer etmiş ki pehh. bu arada kirpi süper yüzer, zürafa yüzemez. van gogh o kadar çok absinthe içmiştir ki; gözleri sadece sarıyı görür olmuştur. bu yüzden de son dönem tabloları hep sarı tonlardadır. olacak o kadar pek çok açıdan burlesk örneği sayılabilir.

konuya geldim. bir arkadaşıma panik atak ve pa bozukluğu teşhisi konmuş, üzüldüm. izin verirse ona yardım ederim, daha yolun çok başında ki bozukluk demek için bile çok erken, henüz -kobay- olmamış. prozac'la başlamışlar ki tercih doğru. bu konuda maalesef benim diyen psikiyatrisi ve/veya psikoloğu garantili donumda sallarım. her halde okumadığım makale, kitap.. kullanmadığım ilaç.. yaşamadığım ilaç yan etkileri (prospektüsleri okuyun ama çok da dikkate almayın zira bu semptomların çoğu psikolojik olarak deneklerde görülmüştür.), biyolojik, fiziksel semptomlar.. panik esnasında yapılacaklar, sakinleşme egzersizleri, ıvır zıvır pek az kalmıştır. bu duruma, doktor ve kılıklıları hemen itiraz eder, e bu kadar okuduk derler. diyelim ki, on sene okudunuz. ben, bu mereti tam 1998 senesinden beri çekiyorum. panik atağı; dünyanın öbür ucundaki hostel odasında, tek başıma yaşadım. ayağımda yastık varmış hissi ile tekne güvertesinde kendime yabancılaşarak da yaşadım. hatta hiç tanımadığım bir ülkenin, hiç bilmediğim şehrindeki lokal barın tuvaletinde ''olum burada kalp krizinden ölürsem, insanlara bayağı bir külfet olur..'' deyip,175 nabızla tabiri caiz ise dehşete de kapıldım, çok korktum. yetmedi mi? 24/15 tansiyon ile acile gidip, doktor odasının kapısını da kırdım. hiperventilasyonu riga'da bir kavga sonucu düştüğüm hücrede de yaşadım..  ve son bir şey, aha sizlere bu satırları şu anda yazan da benim! bana bir halt olmadıysa, emin olun size de bir şey olmayacaktır. bunu aklınızdan çıkarmayın e mi?!

bu illette birinci kural, panik atak olmaktan korkmamaktır. önceleri zor gelse de, alışırsınız. atla deve değil. doktorlara saydırdım ama gerçekten sizi dinleyen bir doktorunuz olsun, ona geçen seanslarla ilgili arada soru sorun. böylece, sizinle ne kadar ilgili olduğunu anlarsınız. iş ticarete dökülmüşse, bir yerden mutlaka falso verir. hemen yüzüne söyleyin, kendisine çeki düzen verir. o size sen şöylesin/böylesin derken üste para bile alıyor. rahat olun. bu sizin hayatınız, hayatınızın bir bükülme oranı var. birkaç bükülmeden bir şey olmaz, daha yolun başında iseniz eski halinize geri dönersiniz. benim gibi geç kaldıysanız bir daha eski halinize dönmeniz biraz zordur. benim gibi geç kalmak derken; iki sene civarıdır. iki seneniz ağır bir şekilde bu illetle beraber geçtiyse, ve bu durum başınızdan geçmiş travmatik bir olaydan sonra ortaya çıkmış ise siz de eskisi gibi olamazsınız. zaten bir süre sonra; ''eski ben nasıldı ki?'' diye kendinize sorarsınız. mühendisçe; bir cetvel kırılmadan bükülür, sonra yine aynı yere gelir. ama cetveli hep bükmeye başlarsanız bazı bağlar kopar. bırakınca; azıcık itekleme ile cetvel eski yerine gelse de biraz garip olur. örneğin; düz çizgi çekerken bombe yapar. aynen bu hesap. tabi asıl sorun cetveli bu denli büken nedeni bulmaktır ki, nedenini bilirseniz; önlemini de alırsınız.

1998-2012 arasında çok pa yaşadım size bir ara top ten yapayım.. teslim olmayın, ona istediğini vermeyin, çemberi daraltmayın.. ve en önemlisi kaçınma davranışlarını kendinize kalkan olarak belirlemeyin. en iyi savunma hücumdur, bunun için iyi hücumcularınız olmalı.. her şeyin zamanı var. zamanı geldiğinde; all out attack :))

sakın haa.. benim gibi olmayın..
dileyin, inanın yardım ederim; hem de bez maksas (letonca bedava, demek;))

eyvallah.
Serhan.

18 Mart 2010 Perşembe

derealizasyon

selamlar,

bu aralar hic tadim yok. panik ataklar, eski zamanlardaki gibi etkili, sarsici ve can sikici olmaya basladi. burada bir tane turk donercisi mevcut, doneri bir boka benzemediginden oraya genelde demleme cay icmege gidiyorum. kahvehanelerde mevcut olan, kirmizi beyaz motifli cay tabagi ile ince belli bardak ile servis ediyorlar. okul yillarimi hatirliyorum, kahvehane ve okul yillari aslen ortak yillardir da ebeveynler bunu bilmezler. neyse donercide muhtelif gazeteler var, tabi gunluk degil. mesela bugunku 11 aralik tarihli bir hurriyet idi, fark etmez okudum. spora gitmeden once oraya ugradiydim, karsimda bir alisveris merkezi, en ust katinda spor salonum. aci ama gercek salona nasil ederim de giderim diye dusunuyorum. caykur marka cayimi yudumlarken, hizlanan kalp atislarimi iyice duyuyor, cayimi icmeyi dahi birakiyorum. icimde bir his ki gitme salona diyor, derken tanidik bir kac kimse goruyorum, onlar da iyi miyim diye soruyorlar, belli ki gorunusum super degil. (bu gibi durumlarda ucuncu sahislarin soylediklerini cok onemsersiniz, felaket tellali arakadaslariniz yerine destek verenleri oneririm). her sey aleyhte anlayacaginiz, ustune ustluk ulkende degilsin, hadi ulkende olma da anormal bir yerdesin, hani bir sey olsa riga'nin soguk kaldirimlarinda can verirsin, kimsenin umrunda olmaz, inanin abartmiyorum. neyse, sonuc olarak ben yine salonuma gittim, sporumu yaptim. burada onemli olan cemberi daraltmamaktir ki bu cember hayatinizdir. hayatiniz ne kadar kistlanirsa, malesef ki yasamak icin o kadar az sebebiniz kalir.

havalardan, mevsim degisikliklerinden de hortlar bu illet. uc aya yakin bir zamandir gokyuzunu toplam bir hafta ya gorduk ya gormedik burada. yaklasik on gundur, disari cikarken icimde bir huzursuzluk mevcut. bu durumdan dolayi kimi zamanlar disari cikma isini bile askiya aldigim oluyor. gecenlerde bir toplantim vardi, toplantinin oldugu mekana zar zor geldim. yarim saat kadar, ustume dogru egilen yuz yillik, kasvetli duvarlara baktim, icimden dedim ki biliyorum sabitsiniz de iste yine de rahatsiz edicisiniz. etraftaki insanlara baktim; hepsi garip ki aslinda burada garip olan benim, sesleri boguk. beynimde bir baski ki tarifi zor, kaderin son basamaginda miyim diye dusundum, umarim degilimdir, daha yapacak cok isim var, tanrim dedim.
toplantiya girdigimde, her sey resmen agir cekim hareket ediyordu. bu tip ruh halinin beden tarafindan algisina 'derealizasyon' deniyor, kendinizi kasmanizdan dolayi beyninize yeterli miktarda kan gitmiyor, kalbiniz yeterli kani pompalamak icin daha cok atiyor, kan isteyen beyin, bu sefer de seker istiyor vs derken kaninizda adrenalin, seker, ve hizli nefes alamaktan dolayi oksijen fazlaligi olusuyor, kaninizin ph'i bazik tarafa dogru kayiyor, bu dongu de damarlarda buzusmeye sebeb oluyor. derealizasyonun sebebi bu, bir de gercekten boynunuzdaki damarlarda problem var ise ve burnunuzdan dolayi nefes alma guclugu cekiyorsaniz, ekstra sorun.

cozumu cok basittir sozcuklerde. soyle ki; bu olaylar esnasinda pek hizli atan kalbinizi dusunmeyeceksiniz, kayan yerleri hice sayacaksiniz, her sey gayet normal gibi davranip, derin nefes alacak ve sakin kalacaksiniz. sakinliginizin kaybi sizi, 'on' diye tabir ettigimiz, en ust korku noktasina cikarir ki bunun karsiligi 'dehsete kapilmaktir'. icsel korkular, dissal korkulara gore mucadelesi daha guc olan korkulardir. somut degillerdir, goremezsiniz. isin asli her ne kadar pozitif, negatifi yener derlerse de ortam negatife uygunsa negatif, pozitifi fena harcar. ustune ustluk fiziksel sagliginiz da yerinde degil ise bu kisir dongunun sonuclari daha da vahim olabilir. kalbinizdeki ekstra atimlar da cabasi olur.

simdi sanirim az cok anlasilir vaziyete gelmistir, panik atagin ve arkadasi derealizasyonun ne boktan bir sey oldugu. bir cogunuzun tiye aldigi; avrupa yakasi'nin bir bolumunde, buhran'in yakalandigi entel hastaligi degildir, ne yazik ki bu hastalik. panik atak adettir, tanedir. beden bu tepkilere ota boka vermeye baslarsa, hastaligin ismi panik bozuklugu olur ki sorun da burada baslar. ilaclar, doktorlar, teshisler derken; maddi, manevi yara alirsiniz, tamiri ise sabir ve mesakat gerektirir. bu hastaliktan muzdarip bazi insanlar, sosyalligini tamamen yitirmis, islerini kaybetmis, okullarini birakmis, kisaca korkularinin esiri olmuslardir. hepiniz icin belki cok kolay olan, alisveris merkezinde bir saat gecirmek, bu insanlar icin 'hayal' olmustur. elbette ki beterin beteri vardir, hayatta ne acilarla yasayan insanlar mevcuttur lakin panik bozuklugu da yasayana cidden bir iskencedir. bir kitapta okudugum hadise aklimda kalmisti; olum doseginde olan yasli bir kadin, gozyaslarini tutamamaktadir, bunu goren genc hemsire yanina gelerek ona; olumun her seyin sonu olmadigini soyler. yasli kadin ise oleceginden dolayi degil hic yasayamadigindan dolayi agladigini soyler.

hayat, akip gidiyor, daha dundu sokaktan eve 'pacoz' gibi gelip, annemin ne bu hal? demesi ve banyoda dizlerimi bildiginiz vim ile ovalamasi, daha dundu noyan'i gorunce boynuna sarilmam, daha dundu babamin arabasini kacirmam. yarin, bugunler de 'dun' olacak, verdiginiz kararlari bazen sorgulayin, karsinizdakini onemseyin. acaba okuzluk mu yaptim ben? sorusunu kendize sormaktan cekinmeyin, 'okuzluk yapmisim' sonucuna varirsaniz, vakit kaybetmeden bu isi duzeltmeye bakin. vee pa ile ilgili son bir cumle, diyelim ki panik atak gecirdiniz ve tekrar normale dondunuz, artik yasadiginiz atak sona ermistir, onu orada birakmayi ve yolunuza devam etmeyi deneyin.

evet, icinizi kararttim belki ama bu seferlik boyle, mazur gorun.

iyi sabahlar.
serhan.