Powered By Blogger
agorafobi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
agorafobi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2013 Salı

psikolojiden yiyorum

selam,

yazık olmuş be bana. vallahi billahi yazık olmuş. dünya üstünde psikolojisi benim kadar bozuk olup da, normal davranmak zorunda kalan kişi sayısı azdır. hepsine buradan kolay gelsin diyorum. pehh! işin boktan tarafı, size anormal gelen halim aslında, normal olmak için çabaladığım halim. cidden, beni bırakın gideyim, paşa paşa erenköy ruh ve sinir hastalıklarına yatayım. (bakırköy olmaz bak. bilmediğim semt. ayrıca sevimsiz.) arada uğrarsanız eyvallah, uğramazsanız da canınız sağolsun. ama yok! yatamam, yapmam gerekenler var. var ya; bina olsam yıkarlar beni. betonda, demirde bir eksiklik yok. hatta bolca kullanılmış. sorun temelde, zeminde. o zamanın teknolojisine göre; bir katta 4 daire toplamda 4 katlı olmam gerekirken, beni birbirine bağlı iki bloktan yapmışlar, sekiz kat çıkmışlar. mütahit çok şey beklemiş bu binadan. yıkıldım yıkılacağım. lakin yıkılmamam da lazım. binada oturanlar var. boş olsa yıkılayım. agorafobi vardı bende. travma sonrası gelişti, belki önceden de vardı. öncenin bazı kısımlarını sonradan hatırladım da, emin değilim. uyduruyor bile olabilirim. agorafobi yüzünden belli bir süre, ait olduğum yerlerden uzaklaşmadım. arada ait olduğum yerleri değiştirdim o kadar. değiştirirken biraz zorluk çıkıyordu ama sonra el mahkum alışıyordum. 

bir dönem herkes dışarı çıkarken ben evde otururdum, binbir zorlukla dışarı çıkabiliyordum. eziyetti resmen. normal bir insan evladı günde 5 km yürüyerek, yeni yerler görerek, bana -çok gezen insan- kategorisinde tur bindirebilirdi. ben de (o zamanlar internet yaygın değil.) ansiklopedi okuyordum. baya baya cilt cilt ansiklopediler. o yüzden çok salak saçma konularda bilgim vardır. bu durum tabi dışarıdan da fark ediliyordu, gücüme gidiyordu böyle bir psikolojiye sahip olmak. biriktirdim biriktirdim, bir gün, depresan dostu beynimle ''yolcu yolunda gerek, ben gidiyorum'' dedim. iki kere yaptım bunu. birinde 5 öbüründe, 4 sene yok oldum. atıyorum, insanların 500 günde kat ettiği mesafeyi, 50 günde kat ediyor, 9-10 ülke geziyordum. agorafobim yok muydu? uff tavan. slovakya'da dağlarda yanımda bir allah'ın kulu yokken panik atak oldum olum ben. garip ülkelerin, garip lokal barlarında nefes alamadım da, sakinleşmek için kaç tane shot içtim? 

psikolojim benimle uğraşıyorsa, ben de onunla uğraşıyordum. kolay lokma değildim. psikolojim böyle 3 boyutlu, insan kılıklı bir şey olsa ağzını burnunu kırardım onun. bu arada agorafobinin sözlük anlamı, açık hava korkusudur. korku denince; ''hassiktr açık hava..! çok korkuyorum süleyman abi! sarıl bana'' şeklinde bir korku değil. rahatsız oluyorsun, dünya-gökyüzü büyük geliyor, insanlar üstüne üstüne geliyor gibi oluyor. başın dönüyor, tam göremiyorsun vesaire vesaire... gerçi, insanların yarısı gerçekten üstüne üstüne geliyordur da neyse. harbi garip bir duygudur. bu durum; önceleri çocukken yorganın altına saklanırsın ya, e sonraları yorgan altı zamanın artık geçmiştir daha doğrusu yorganın altına saklansan da olacakların önüne geçemeyeceğini anladığın vakitlerde başlar, gelişir. psikolojik sorunlar yorucudur. ayrıca şimdi aklıma geldi, eğer deve kuşlarında agorafobi varsa, kuş beyinliler arasında bile gerizekalı olan deve kuşunun kafasını kuma gömmesini mazur görmek lazım. o esnada insan bile, kainatın en gelişmiş beyni ile öyle bir saçmalıyor ki, anlatılmaz, yaşanır.

Profesör Nash nasıl hayali arkadaşlarını görüyor da onlarla konuşmuyor; benim haleti ruhiye de Nash'inkine az biraz benziyor. neyse işte; bende bu agorafobi durumları hala mevcut ama elimden geldiği kadar görmezden geliyorum, yapacak daha iyi bir şey yok. mesela bu aralar kendimi bağdat caddesi'ne çıkacak gibi bile hissetmiyorum ama teaa ırak'taki bağdat civarlarına gitmeliyim. ve yine normal davranmalıyım. bu devirde, insan ruh hastalığını bile yaşayamıyor, hep psikolojiden yiyorum.

siz bana bakmayın,
I will be okay...

öperim,

serhan.

17 Temmuz 2012 Salı

all out attack to panic attack

hello,

bu konu hakkında artık yazmak istemesem de, yazmam gerekiyor. göründüğüm gibi ukala biri değilimdir. yalnızca muhtemelen sizden daha meraklıyımdır, bu yüzden de sizden daha fazla gereksiz, bazen de gerekli şeyler okumuş/öğrenmiş olabilirim. pek çok konuda fikir sahibiyimdir. aslında bunun nedenlerinden biri; post travmatik disorder ve üstüne agorafobili panik ataklar yaşadığımdan maalesef hayatımın belirli dönemlerinde dışarıya pek çıkamayaşımdır. (sonra elden geldikçe bu durumu telafi etmeye çalıştım. mesela avrupa'nın garip yerlerini kamp yaparak, arabayla birkaç kez dolaştım.) dört duvar hapsi zamanlarımda ana britannica'nın hatırı sayılır bir kısmını okudum. normal hareketler değildi tabi bunlar. çoğunu unutsam da o kadar saçma sapan şeyler beynimde yer etmiş ki pehh. bu arada kirpi süper yüzer, zürafa yüzemez. van gogh o kadar çok absinthe içmiştir ki; gözleri sadece sarıyı görür olmuştur. bu yüzden de son dönem tabloları hep sarı tonlardadır. olacak o kadar pek çok açıdan burlesk örneği sayılabilir.

konuya geldim. bir arkadaşıma panik atak ve pa bozukluğu teşhisi konmuş, üzüldüm. izin verirse ona yardım ederim, daha yolun çok başında ki bozukluk demek için bile çok erken, henüz -kobay- olmamış. prozac'la başlamışlar ki tercih doğru. bu konuda maalesef benim diyen psikiyatrisi ve/veya psikoloğu garantili donumda sallarım. her halde okumadığım makale, kitap.. kullanmadığım ilaç.. yaşamadığım ilaç yan etkileri (prospektüsleri okuyun ama çok da dikkate almayın zira bu semptomların çoğu psikolojik olarak deneklerde görülmüştür.), biyolojik, fiziksel semptomlar.. panik esnasında yapılacaklar, sakinleşme egzersizleri, ıvır zıvır pek az kalmıştır. bu duruma, doktor ve kılıklıları hemen itiraz eder, e bu kadar okuduk derler. diyelim ki, on sene okudunuz. ben, bu mereti tam 1998 senesinden beri çekiyorum. panik atağı; dünyanın öbür ucundaki hostel odasında, tek başıma yaşadım. ayağımda yastık varmış hissi ile tekne güvertesinde kendime yabancılaşarak da yaşadım. hatta hiç tanımadığım bir ülkenin, hiç bilmediğim şehrindeki lokal barın tuvaletinde ''olum burada kalp krizinden ölürsem, insanlara bayağı bir külfet olur..'' deyip,175 nabızla tabiri caiz ise dehşete de kapıldım, çok korktum. yetmedi mi? 24/15 tansiyon ile acile gidip, doktor odasının kapısını da kırdım. hiperventilasyonu riga'da bir kavga sonucu düştüğüm hücrede de yaşadım..  ve son bir şey, aha sizlere bu satırları şu anda yazan da benim! bana bir halt olmadıysa, emin olun size de bir şey olmayacaktır. bunu aklınızdan çıkarmayın e mi?!

bu illette birinci kural, panik atak olmaktan korkmamaktır. önceleri zor gelse de, alışırsınız. atla deve değil. doktorlara saydırdım ama gerçekten sizi dinleyen bir doktorunuz olsun, ona geçen seanslarla ilgili arada soru sorun. böylece, sizinle ne kadar ilgili olduğunu anlarsınız. iş ticarete dökülmüşse, bir yerden mutlaka falso verir. hemen yüzüne söyleyin, kendisine çeki düzen verir. o size sen şöylesin/böylesin derken üste para bile alıyor. rahat olun. bu sizin hayatınız, hayatınızın bir bükülme oranı var. birkaç bükülmeden bir şey olmaz, daha yolun başında iseniz eski halinize geri dönersiniz. benim gibi geç kaldıysanız bir daha eski halinize dönmeniz biraz zordur. benim gibi geç kalmak derken; iki sene civarıdır. iki seneniz ağır bir şekilde bu illetle beraber geçtiyse, ve bu durum başınızdan geçmiş travmatik bir olaydan sonra ortaya çıkmış ise siz de eskisi gibi olamazsınız. zaten bir süre sonra; ''eski ben nasıldı ki?'' diye kendinize sorarsınız. mühendisçe; bir cetvel kırılmadan bükülür, sonra yine aynı yere gelir. ama cetveli hep bükmeye başlarsanız bazı bağlar kopar. bırakınca; azıcık itekleme ile cetvel eski yerine gelse de biraz garip olur. örneğin; düz çizgi çekerken bombe yapar. aynen bu hesap. tabi asıl sorun cetveli bu denli büken nedeni bulmaktır ki, nedenini bilirseniz; önlemini de alırsınız.

1998-2012 arasında çok pa yaşadım size bir ara top ten yapayım.. teslim olmayın, ona istediğini vermeyin, çemberi daraltmayın.. ve en önemlisi kaçınma davranışlarını kendinize kalkan olarak belirlemeyin. en iyi savunma hücumdur, bunun için iyi hücumcularınız olmalı.. her şeyin zamanı var. zamanı geldiğinde; all out attack :))

sakın haa.. benim gibi olmayın..
dileyin, inanın yardım ederim; hem de bez maksas (letonca bedava, demek;))

eyvallah.
Serhan.