Powered By Blogger
okul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2013 Salı

lüzumsuz hayatım

selam,

süper pesimist bir yazı yazıyorum haberiniz olsun. 

ben serhan; ben, kesinlikle baştan aşağı lüzumsuz bir hayat yaşadım. lüzumunda sadece; -lüzumsuz hayatımın başka insanlara ders olacağı- bir hayattı benimki. inanın, en gerekli yerde hiçbir çaba göstermedim. bıraktım, hep erteledim, salladım. boktan be. di mi!? aslında yaşamasam da olurmuş. ne o trajediyi önleyebildim, ne de aha ben şöyle şöyle bir iyilik yaptım da hayat kurtardım diyebileceğim bir hadise yada sıkı bir kahramanlık öyküsü var, mazimde. benim kahramanlık öykülerim hep piç oldu. millet, iş peşinde, okul peşinde koşarken, aptalca, kimseyi umursamadan; rehabilitasyon kılıfında bolca boşa zaman geçirdim. içiyordum da, sabah arabayı nereye park ettiğimi bile bazen hatırlamıyordum. 

öyle bir yaşadım ki, çocukluğum eğlenceli ama başkalarıyla alay etmeyi ihmal etmemekle geçti. o alay ettiklerim, benden çok önce adam oldu. bazıları da bi bok olamadı, o ayrı. bende ise, yarım şişe viskiden sonra şekillenen hayali projeler ganiydi. herkesin alay ettiği ile alay etmezdim. nedense? çocukluğumda futbol oynardım. gol kaçırınca yukarıya nah işareti yapıyordum. suç bendeydi ama suçları başkalarına atıyordum işte. allah beni sevmiyordu! biliyordum. (ilerleyen zamanlarda iki defa kazadan kurtulacaktım...) küfürleri saymıyorum bile. onun dışında ergenliğim geç gerçekleşti. geç büyüdüm. aslında bazı düşüncelerim hiç gelişmedi. 7 yaşında neyse, şimdi de o. ama kimseye göstermiyorum. bazı fikirlerim ise 7 yaşında tıpkı şimdiki gibiydi. bu iki cümle aynı değil.

girdaplara direnmedim, her yere savruldum. psikolojimi bozmaya 13lü yaşlarımda başladım. kimse anlamadı. kurcaladım kurcaladım sonunda 21-22 gibi psikolojik olarak -ağır sorunlu- kategorisine geçiş yaptım. bu zamandan sonra hayatıma giren kişiler için belayı azam oldum. taptığım gitti, tek kaldım. o, başkaları için kötü örnek olabilirdi. benim için ise mükemmel olan bu örnekten öyle uzaktım ki, kendime resmen küstüm. kendimle konuşmadım ama nefret ettiğim davranışlarımı hiç bırakmadım. kendimle barışmak için hiç adım atmadım. 

beni sevene değer vermedim, sadece gitmesinden korktum o kadar. aşık olmadım bence biliyor musunuz? ilk başta öyle sandım, sonra nasıl kurtulabilirim bu sorumluluk gerektiren hayattan? diye düşündüm. onu nasıl kurtarırım, benimle geleceği yok ki!? anası kaynaklı -senden bir bok olmaz- gazı ile ayrıldık, gazladım gittim. yazdığım kadar kolay olmadı tabi. sorunlu halimle bile okulu donumda salladım diyebilirim. akranlarım bana tur bindirmişti, birçoğu benim neden aradığımı biliyor, telefonlarını bile açmıyorlardı. sonra yalnızlığa alıştım. çok alıştım.

sinirleniyordum, bir şeyler yapmalıydım. bunlar sadece kıpırdanma idi. biliyorum zekiydim ama kendimi yormuştum. bana karşı beklentiler hep yüksek oldu. kuzeyde bir arkadaşımın tezini yaptım, belki de yaptığım en sağlam iyilik bu oldu. okulun, yükseğini de yaptım ayıptır söylemesi. hayatımın bir kaç senesini gece seansında oynadım. birbirimize doğrultuğumuz silahların hepsinin oyuncak olmadığını açıklamama gerek yok. zira tiyatro oynamıyorduk, oradan bi tek ben yırttım. sonrasında kuzeydeki yaşam bana cennet gibi geldi. ikinci bahardı resmen, yeniden doğmuştum ama sonra yeniden ölmeye başladım. sorunlar iyice omuz başlarımdan bastırıyordu. zamandı bu, tanıyordum...

ama dedim ya lüzumsuzdum işte. biri daha geldi, böyle merdivenden indi. o eterasandı! bana hep destek-tam destek verirken, ben şımardım. toparlan dediğinde de, deneyim tabi dedim. plan yaptım, toparladım da. biraz uzun sürdü, koşan akranlarla arayı kapamak ama bence kapadım. ilaç bile az alıyordum yok be aynıydı aslında. ümidim vardı. oldu galiba. meğer bu ümidin de bir -deadline-ı varmış. ve yaptıklarımın bedeli. bu bedel belki de intikam aldı, hayatımı karalayarak. her şey iyi olmaz kaidesi vardı. hep işlerdi. olmaazz bu sefer benim istediğim gibi olacak... dedim ama sanırım iş işten geçmişti. hayatım için; üçüncü, dördüncüyü dener miyim? yoksa; oturur bir köşeye lüzumsuz hayatımda daha ne boktan şeylere şahit olacağım? diye düşünerek sessiz sessiz olacakları mı beklerim? bilmiyorum amına koyayım, bilmiyorum. 

tek bildiğim gücümün bittiği.

Yahya Kemal Beyatlı'dan;

SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki,giden sevgililer dönmeyecekler.


see you guys.
serhan.

15 Mart 2010 Pazartesi

hasan kece


muzikten nefret etmeye baslamamin nedeni, fulut dersine giren ruhsal durumu pek de saglikli olmayan Hasan Kece isimli hocaydi. O dersten o kadar nefret ediyordum ki yerine matematik verseler basimla beraberdi. Hem ayrica, hangi mantalite 12 yasindaki cocuga zorla fulut caldirirdi ki? Igrenc bir dersti, Hasan Kece’yi uzay caginin okulunda olup, bilmeyen, tanimayan yoktur. Sinifa yesil takim elbisesi ile girip, salak sacma fulut dersine hazirlik bagiminda hareketler yaptiriyordu en once. Gokten elma koparmak, kurek cekmek, na-ne-ni-no demek, gul koklayip, tislamak gibi. Sonra da kitap ve defterinizdeki kap kagidi, etiket, isim, soyad gibi seyleri konrol ediyor eger eksik gordugu bir sey varsa hemen odeve bir sifir veriyordu. Gordugunuz gibi normal akil sagligina sahip insanlarin yapmayacagi hareketledi bunlar. Fulut calma konusunda cok kabiliyetsiz oldugumdan beni devamli ikmale birakmakla tehdit ediyordu, bu ders yuzunden cogu kez takdir almayi kacirmistim. Insanlar karneme aptal aptal bakip, hepsi iyi de bu muzik niye boyle diye soruluyorlardi. Bu ise en cok annem bozluyordu cunku okulun iftihar listesine giremiyordum. Resimden yana ise sansliydim, guzel resim yapiyordum ayrica genelde resim hocalari guzel kadinlar oluyordu. Yanlis hatirlamiyorsam bir tane de belge vermislerdi bana, resim konusunda gosterdigim basari icin. Ama su anda konumuz muzik. Bu arada Hasan Kece ile orta sona kadar macerali bir ogretmen, ogrenci iliskimiz oldu. Aslinda sadece benim degil bir suru insanin oyle oldu.

Tabi biz de az degildik, derse hazirlanma antremaninda, sen niye kurek cekmiyorsun evladim sorusuna; kuregim dustu. niye elma koparmiyorsun sorusuna; elmam kurtlu cikti. na – ne – ni – no yerine na-ne-li-mon vs gibi seyler diyorduk. Sinifca bir sarkiyi caldigimizda ise sacma sapan notalara basip, sarkinin icine ediyorduk. Zaten ben normal calsam da sarkinin icine ediyordum ama olsun bilerek yapinca daha bir zevkli oluyordu. Hatta etiket, kap kagidi kontrolunde bir kere Onur’un kitabini alip; bu kitap benim, cunku sen ispat edemezsin, ustunde ismin cismin yok demisti hoca. Onur da vallahi de billahi de benim, ekmek kuran carpsin benim demisti, biz de sinifca evet vallahi onun, sizin degil, Onur’un o kitap, hic de bile sizin degil, yalan soylemeyin, ayip koskoca hoca Onur’un kitabini sahipleniyor filan deyip adami baya kizdirmistik. Sonra Ali hazirlan komutu esnasinda uc kere fulutu ufleyince, hoca fulutu onun kafasinda kiriyordu az daha. Dikkat, hazirlan, basla seklindeydi komutlar. Dikkat deyince fulut, kalemlikten alinir, hazirlanda oyuk kismi ceneye konur, baslada ise fult calinirdi. Bir nevi atis talimi gibi anlacaginiz. Hoca, Ali’yi marizlediktan sonra ben, ogrenciyi doverim, hakimin karsina sucsuz cikarim demisti. Ben de benim dedem hakim cok kizar boyle seylere deyince olaylar daha da buyumustu. Dedem de zaten Denizli adliye binasi yanarken bazi kurtarilmamasi gereken evraklari kurtardigindan dolayi tayini garip bir yere cikinca, bu ise cok kizip istifa etmisti yillar once. Hakim olayi ise yaramisti, benimle mesafeli oldu sonra, belli ki basina problem ciksin istemiyordu. Zaten asagi kata iki adet demir dolaptan olusan kirtasiyeci acinca, ben de durumu anlamistim. Millet gecerken vururdu o dolaba, ben ise asla dokunmadim. Hatta sonraki zamanlar oylesine kalem, silgi vs aliyordum. pinpon topu evet, pinpon topu aliyordum, en cok..

14.11.09

serhan.

okulum sevgi dolu (2)

Hersey hazirdi artik, ortaokula basliyordum Ozel Ahmet Simsek Lise'sinde. Arkadaslardan ayrilmak zordu, ayriligi sevmeyen bir yapim vardi, zaten ucunu besini uzay caginin okulunda gorecektim. Konuya donuyorum, cok saptik. Ceket, pantolon, ayakkabi vs alinacak bana. Yalniz kucuk bir sorun var, bana uygun ceket yok. Hepsi cok buyuk, armali ceket alinacak, kisaca ceket okuldan alinacak, kural bu. Asagi katta, bildiginiz magaza, hersey dusunulmus, hazir. Var mi boyle bir sey? Aslinda bu olacaklarin bir habercisi, uyanin anne-baba, uyanmadilar. Sonuc olarak, kucuk ceket bulundu Kadikoy’den, anneannem onu daraltti, biz de giydik. Baska bir ceket alindi sirf arma icin, o ordan kesildi ve benim cekete monte edildi. Sonuc olarak bir arma icin ceket aldik. Ticaret kafasi iste, zaten adam orayi once is hani olarak yapmis. Tabi bu arada annem de bos degilmis ki ceketi buyuk almis seneye de giymem icin, seneye degil ama bir sonraki sene giydim ben o ceketi.

Geldik okula, veee evet uzun yillar benimle yasayacak bi sorunla yuzlesmek uzereyim. Buyuk bir kaos var herkes sinifini ariyor, ben muzik sinifi hazilik N’deyim. Peki, muzikle alakam var mi? Yok. Neden burdayim? Cunku diger siniflar dolu. Talep cok, demek ki bir okuz biz degilmisiz iyi, yaklasik uc bin bes yuz okuz var o sene orada. Aileleri de sayarsak mahser gunu, mahser. Ve sinifim bulundu, o da ne? Evet aci ama gercek, siranin en basindayim. Bu siranin adi tahmin edeceginiz gibi BOY sirasi. O zaman anladim gercekten baya kisa boylu oldugumu. Geriye donup bir baktim ki, basamak basamak kafalar, gozler ise beni gormek icin onbes derece ile kirkbes derece arasinda asagi bakiyor. O an cep telefonu icat olmus olsa kesin agbeyimi arar, beni ordan kurtarmasini isterdim. Isin enteresan yani, bulug cagi, gelisme cagi gibi caglar mevcut etrafta ve benim bu caglarla alakam yok. Bisiklet ve futbol cagindayim, baya bir yilda orada kalacagim ki o vakit bundan daha haberim yok. Zaten yazlikta, benden iki yas kucuk olan Osman’in dahi benden uzun olmasi icimde bir kusku uyandirmisti. Ama bu apayri bir his, yaklasik dort bin kisi var okulda calisanlar, hocalar dahil ve bir olcum yapilsa ben sondan uc bin dokuyuzuncu filan cikarim en iyi ihtimal. Korkutucu, degil mi?

Tamam, ondeyim ama ondeki sinifin en uzunu hatta davar gibi bir herif onumde, bunlar nasil prep lan diyorum, olum bu sefer sictik diyorum kendi kendime. Uzunca bir yol adiktan sonra, bes kat tirmandik ve karsimizda prep N sinifi. Herkes oturdu, ben hemen arkalarda bir yer bakindim, oraya oturdum. Ogretmen bekliyor, simdi oturun hepinizi boy sirasina gore oturtacagim dedi, ehh dedim bu boy isi, yas is. Ogretmen, anlatmaya basladi, ben de etrafa bakiyorum kiminle arkadas olabilirim diye, sutunlardan bi bok gorunmuyordu zaten. Neyse iki uc kisiyi sectim, tenefuste konusurum diye. Vee o meshur zil caldi melodisi yillarca ayni kalacak zildi bu. Aslinda daha cok su anki dunyada nokia melodisini andiran ses kumesiydi o calan. Kesin okulumuzun kurucusu olan Ahmet Bey’in esi Yasemin Kumral Hanim’in bir bestesiydi bu. Aklima gelmisken, ilerki yillarda kasetin uzerinde bildiginiz Alf resmi olan uzayli dostum adli nacizane albumu, dersin ortasinda iceri giren ogrenciler tarafindan tanitilirdi, arzu eden de alabilirdi. Bazi hocalar giren kiza (genelde kiz) firca atar, sasarlardi bu ticaret isine.

Evet, hala arkadasim olan Gokhan’i bulmustum tenefuste, bizimkisi aninda dostluktu. O da Fener'liydi ve cok uzun degildi, akilli cocuktu, kaynasmistik. O gun olan en iyi sey buydu kesinlikle. Annem tembihlemisti, seni yemege yazdirdik, ac kalma cocugum diye. Cok yemek yemesem de acikmistim, yemekhaneyi buldum, siraya girdim. Daha once boyle sira Fenerbahce maclarina giderken gomustum, gise kapaliyken hem de. Fark olarak burada tezahurat yok, ugultu vardi sadece. Konumuza donelim, yemekhane zemin katta idi, hatirlamiyorum ama fena yemek cikmazdi ilk basta, millet surahilerin icine ekmek atardi. Temiz su ve surahi bulmak sorundu. Zaten belli zaman sonra yemekten ciktim ben, besinci kattan zemin kata inene kadar, sira vs derken butun tenefus bitiyordu. Yemegin de sonu kaliyordu. Degisik kantinler zamanla acildi, plastik bardakta sunulan, daha cok buhardan dolayi pismis olan ve catali batirinca havada iki tarafi bukulen patates kizartmasi gorunumlu besin, hamburger tabiki de tost cesitleri favorimizdi. Iste uzay caginin okulu buydu ve ben orta okulu burada okudum.

03.12.09

serhan.

okulum sevgi dolu (1)

Yil 1988, o zaman iste ortaya, hazirliga ne haltsa bir yere baslayacagiz. Sinavlara girilmis herkes benden super derece bekliyor. Ben ise sonucu bilmekteyim lakin susuyorum. Okulda dersler iyidi, kolaydi, son sene bizim Mihriban hoca herkes sinavlara hazirlanirken, velilerin saskin bakislari arasinda evlenip, balayina cikmisti. Ayrica biz zenginler grubuyduk, bize kirik not veremezdi, rahmetli. Bana bir kere mi ne iyi vermisti, olay cikmisti. Annem de ben seni Nebahat hoca'nin sinifina verecektim vs diye hayiflanirdi. Neyse, millet o ara ders calisirken, biz de yag satarim bal satarim, uzun esek, isim sehir gibi oyunlarla bos zamanimizi degerlendiriyorduk. Hafta sonlari ise dershaneye yazdirilmistim, Kiziltoprakta bulunan Oktay dersanesine. Igrenc bir yerdi, yanilmiyorsam her iki haftada bir aldigin nota gore sinif yukseltilir, alcaltilirdi. Ben, hic A sinifina cikmayi basaramamistim, ayrica cok sinir tipler vardi. Tek kelime ile nefret ediyordum oradan sonra da biraktim zaten. Hayatim boyunca dersanelerle de aram iyi olmadi.

Ayni yas gurubunda cocuklarin anneleri beklenti icersindeydi, sinavlar aciklandi. Sonuc, yedekteyim. Evet, sorarlarsa bu cevabi verecektim, evden oyle dendi. O hafta aksamlari babam, gelismeleri uzaktan izler vaziyetteydi. Icinden, bana cok guvenmesine ragmen bu da mi okumayacak acaba sorusunu kendisine soruyor, arada da beni suzerek rakisindan yudumlar aliyordu. En sonunda sordu, okuyacak misin? Sen merak etme baba, okumayi seviyorum ben dedim. Rahatladi, sevindi. Bazi insanlarin paralari yetmez cocuklarini, benden daha iyi yapmalarina ragmen kazandiklari okula yazdiramazlar ise veya kimi zeka kupleri kolejlerle ayni zamanda anadolu liselerini kazanmislarsa bir yere girecektik, hesap buydu. Aksi gibi de etraftaki herkes muhtesem yerlere girmisti, sinif allahtan genel olarak kotuydu. Suclu bizim ogretmendi, gunler gectikce, cocuk iyi bile yapmis bu duruma gore! vaziyetine geldim. Ben bile inandim aslinda iyi yaptigima, butun suc hocadaydi, evet sevmistim bunu. Hala bile veriyorum gazi anneme, anne diyorum ben eger Nebahat hocaninin sinifinda olsaydim var yaa gazi alan annem, utanmasa o imtihanlarin a.. koyardin sen, diyecek. Ardindan bilemedik ki biz boyle olacagini diyor. Siniftan, uc bes kisi iyi yerlere kapagi atti, onlar da ozel hoca takviyeli ve oldukca zeki tiplerdi. Ya da tiplermis.

Benim de ozel hocam vardi, amcam. Gelecegim der, gelmezdi, raki masasinda ders anlatir, kalemi kulagina sokar iki yana hizla sallardi. Kalemin tepesinde silgi varsa bu daha cok hosuna giderdi, silgi sarimtrak renge burunurdu. Hijyeni gozonunde bulundurmazsak iyi hocaydi, iyi ogretmisti bana matematigi. Bu arada yedekler, medekler derken Saint Benoit’e girecegim galiba. Aha o da ne? Bir okula goturdu annem beni, uzay caginin okulu muthis. Ogretmenlerin hepsi birinci sinifmis, cogu yabanciymis. Aa yabanci, su gibi lisanin olacak, izt bizzt annem hipnotize oldu. Nasil kandirdilarsa beni ozel ahmet simsek lisesine yazdirdilar. Hem ingilizce imis, servis varmis, yakinmis, bok yakin bu arada. Son gun Saint Benoit’den haber geldi, gelin yazdirin oglunuzu diye, kismet olmadi. Yillarca haa su Kartal’daki mi? Lafini duyacagim okulum sevgi doluydu, neseli ve paragozdu. devami var..

serhan.

evet evet..

hayatimin 20 senesi okumakla gecti, millet ailesini kurdu, hatta bazilari bozdu, yeniden kurdu ben hala okuyorum, en iyisi 3 sene daha okuyup dr olmak, evet evet.. zira 12 yil kalmis okumadigim geriye, bunun 3 senesini hatirlamiyorum malum bebeklik, 5-6 senesi de plastiklerle ve pederin izinde gecmisti, bilindigi uzere oradan da bir bok olmamisti. hmm, uc sene daha kaliyor, o da mundar olmus demek ki.

okul yillarimin, iki senesi kotuydu, nottingham'da ilk sene hazirligi (foundation) tekrar etmistim, halbuki bir tek kimya'dan kalmistim (2 puanla), butun seneyi okutmustu ibneler. bir de bolumun 2. senesi ama sonra sinavlarimi verdim, makina zordu, ben de haylazdim. sonrasinda yolumuz buraya dustu, ben de anlamadim. sonucta; 20 de 2, yuzde 10 basarisizlik hatta obur taraftan bakarsan yuzde 90 basari, benim hayatim icin cok yuksek bir yuzde. evet evet, ben dr olayim, hem arada cocuklara ataturk'den filan da bahsederim, konusmalarimin arasinda espri de yaparim, saclarimi kestirmeme de gerek kalmaz. ozel okullara ekodizayn, cevre, malzeme derslerine de giderim, allah ne verdiyse geciniriz. bu da onemli bak; panik atak tutarsa da telefon caliyor numarasiyla siniftan cikarim, kimse de anlamaz, hesap da soramaz!evet evet..

peki, o zamana kadar gecici islerle hayatimi nasil idame ettiririm ben? guzel soru sordum bak.

10.01.10 (ne kolay bir tarih)

serhan.