Powered By Blogger

22 Şubat 2012 Çarşamba

uykuda ölüm/sevgi

hello,


sabah, daha doğrusu sabaha karşı uyandım. içeride, dedemin; -tosun, burada yatsın, evin en güzel odası bu!- dediği ama bana ait olmayan odada uyuya kalmışım. zaten dedemin ertesi gün, -lan tosun ne diye burada yattın?- diyebilitesi olduğundan orayı mesken edinmeye gerek yoktur. o odada, salonda -sofi- adını verdiğim, TR'ye geldiğimden beri üstünde uyuduğum divandan çok rahat bir yatakta uyumuştum. kendimi pek dinç hissetmekte, hani spor salonu açık olsa gidecek, iki body yapacak vaziyette idim. sonra içeri geldim, interneti kurcaladım, torrentcan'dan istediklerim de gelmişti. harikulade idi, hedefimde ''şeytan dövmeli kız'' adlı film var, bugünlük. yazıyı bitirince aynen o yöne doğru kayacağım. 


twitter'a göz attım, kimler nörüyormuş onlarla ilgilendim. nörüyon ne lan?! ne kadar da iğrenç di mi? yazlıktan bir arkadaşım derdi, nörüyon? cevap olarak ne denir ki amk? neyse ben genelde, iyi miyi bir şeyler derdim. sadede geliyorum, bu arada saat 6:00 oldu, çünkü kalorifer yandı. borular ses yapıyor, oradan şey ediyorum yoksa ısıya süper sonik duyarlı filan değilim. tam burada -yıl olmuş 2012- geyiğine acayip girilir aslında emma ben girmiyorum. kalorifer sesi bir derece, lakin gecenin bir yarısı plastiğin geri çekilmesi sebebi ile televizyondan çıkan 'çaaattt, çuttttt' seslerinin amacı nedir lan? bence bu sesin kesin 3-5 leşi vardır, düşünsenize herifin kalbi var; gece yarısı uykusundan çaat çuuttt paat.. sesleri ile fırlayan adamcağızın hııınk.. ilacımm vs. derken tahtalıköy biletini cebine koyar. 


arkasından, akraba-i umumiye;


-ayy ne güzel ölüm? uykusunda huzur içinde gitti rahmetli.. herkese nasip etsin bık bık bık.. 
diye yorum yapar. nereden biliyorsun huzur içinde gittiğini? hayır, söyledi mi giderken '' semiha, ben huşu içinde gidiyorum mu dedi?'' heç, atıyonuz amk bilip bilmeden.. neyse Allah rahmet eylesin.. bizim memur evinde daha LCD yok, sahi onlarda da aynı ses çıkıyor mu? çıkarıyorsa almayayım.


ben ne diyecektim lan? kaffam karıştı. hah sevgi. evet sevgi var ya, sabah kalkmış, rutin veya işte her gün ne halt yiyorsanız, yine aynısını yerken, bir boşluk olur ve düşünürsünüz; o anda aklınıza sevdiğiniz biri gelir ama aklınıza hep o geldiğinde, verilen tepkiyi vermez, beyniniz, kalbiniz. onun adını duyunca -hoooppp- olan içinize, bu sefer tık etmez. yanlışım mı var ki?! acaba diye düşünür, tekrar denersiniz. cık yine bir şey olmaz. bu sevgi bok yiyeni; birikir birikir birikir ve gerekli değeri görmediğini anlayınca bir anda yok olur. kısacası diyeceğim şudur ku; ''sevgi bitebilir..'' dikkat edin. belki seven, belki sevilensinizdir; gönül ikisi de olmanızdan yana elbette. ama sevgiyi, öyle pek başı boş bırakmaya gelmez. sonra dönüşü de olmaz, rolleri değişirsiniz. benden size naçizane bir ruh hastası tavsiyesi, sevildiğinizi bilin lan, bızıklamayın karşınızdakinin size olan sevgisini.. ben diyeceğimi dedim, gerisi size kalmış. unutmadan; öyle her uykusunda ölen de huzur içinde ölmez, unutmayın ki; aşağı yukarı her hanede çatlayan patlayan bir televizyon mevcuttur.. nihahaha..


haydin, eyvallah..


serhan.

8 Şubat 2012 Çarşamba

tedirgin

selam monçlar,


öncelikle paragrafımıza; -işteki ilk günüm- konulu yazımdaki ya da bir öncekinde -öğhk- kutucuğunu işaretleyen yavşaktan başlayalım di mi? yazı, süper olmayabilir ama -öğhk- derecesinde de değil. okumadan, senin gibi piçler o kutucukları işaretleyerek eğlensin hatta eylensin diye komadık lan onları oraya, hanzo. neyse konumuz, tedirginlik. ben Tr'ye geldiğimden beri zati, eski arkadaş ortamımdan pek kimseyle görüşmüyorum. twitter'dan felağn arkaaşlar buldum kendime, maçlara gidiyoruz, eğleniyoruz. onun dışında da kendimi meşgul edecek hobilerim mevcut, bir sıkıntı yok anlayacağınız. twitter demişken beyza var mesela harbiden on nümero hatun. onunla çok gülüyoruz. okan, bülent, tolga, onur, nurten, seda, selin, puzzy ve tuna onların da nereden baksanız kafadan bi' sekizleri var, ehi. 


tedirgin olayını irdelemek, bu paragrafa nasipmiş. geçenlerde; eski ama eskiden çok samimi olmadığım bir arkadaşım bana; ''olum seninle çıkınca ''tedirgin'' oluyorum ben..'' dedi. aynen böyle; ne eksik, ne fazla. ben de ''hı mıı, öyle mi?'' filan dedim. sonra düşündüm de hiç onu ziklememeye karar virdim. eheh konuya böyle bodoslama girince, üzüleceğim sandınız de mi? yoo harbiden zerre kadar etkilemedi beni. bu davranış; herkesin kafasının bir dünya olmuş yemeklerde, partilerde, ertesi gün ne olup, bittiğini birazcık! da kendinden katarak anlatan o gecenin ayık adamlarını aklıma getirdi. hiç de haz etmem, bu vatandaşlardan ben. 


serhannnn; var yaaaa sennn düüünnnn..
eee amk ne oldu dün?
olum sen var ya kıza neler dedin lan, bayağı bozuldu..
yapma yaa. ne dedim ki acaba?


aha böyle modelleri hatırlattın bana lan sen. ben zaten bunlardan uzaklaşıyordum. seninle bundan sonra da pek işim olmaz. bu arada yukarıdaki konuşmadan da bir bok çıkmaz. kıza en fazla, birazcık bel-altı iltifat etmişimdir. olay budur. tedirginmiş, lan sen de fazla rahatsın ona bakarsan. hani kolundan hatunu alsalar, gönlü vardı gitti abi.. diyeceksin zübük..


neyse havalar düzelse de deplasmanlara gitsek, cümbür cemaat. haa bir de ben iş bulayım la, düzgün bir şey. bir önceki aynen belirttiğim gibi hikaye çıktı. haydi yavrum kemik, bu hafta iki görüşmem var.


öperim sizleri.


serhan.


not: onurcuğum, öyle bir anda ortadan kaybolmak yok. annen senin telaşından, şöyle ağız tadıyla maç öncesi -sulu- nazlı biralarından içemiyor ;)

23 Ocak 2012 Pazartesi

ilk iş günü

selam,


çok garip şey lan. aradan piyuu beş sene geçtikten sonra türkiye'de çalışmaya başladım. ilk iş gününde, işe varmak için, ardı ardına tam üç farklı ve modelde toplu taşıma aracına bindim. garipsedim, dolmuşa binmek için evvelce selamiçeşme köprüsünü bi güzel aştım ve taksim dolmuşunu beklemeye koyuldum. derken ani bir kararla taksim dolmuşundan vazgeçip, kadıköy dolmuşuna bindim. sonraki adım olarak kendime, -kabataş- vapurunu belledim. saat 7:20 civarı idi, hava güzeldi. ben ise soru işaretleri ile doluydum. ne bok yiyordum lan burada? diye düşünürken, arkadan 2 kişinin parasını şoföre uzatıp, üstlerini alıp, kendilerine taktim ettim. ister misin bozuklukları düşüreyim..  diyerek de sitres yaptım. yalnız, bundan sonra direkt en arkaya otururum, toyluğuma geldi.


her ne haltsa işte beşiktaş iskelesi'ne geldik ve baktım ki, kabataş vapuru saat 8:00'de var. benim ise; işim gümüşsuyu'nda tam 8:30'da başlamakta. kimse kusura bakmasın; o kadar trafiği siksen çekemem, bu yüzden kabataş vapuru bana aitti, onu kimseye değişmemeye karar verdim. olayı tüm çıplaklığı ile işverene anlatmaya karar verdim. oraya bir yere oturdum bekledim. insanlar koşuşuyordu önce beşiktaş vapuru siktir olup gideceğinden dolayı bu vapurun yolcularını inceleme imkanı buldum. ama ben daha çok kabataş ahalisine yoğunlaşmıştım. böyle saçı-sakalı birbirine karışmış, feleğin çemberinden geçerken, bir şekilde feleğin çemberinde ikamet eden bir eleman, asics giyen asabi bir kız, kızıl-kıvırcık saçlı 1.83 boylarında, converse giyen, rahat tavırlar sergileyen diğer bir kız dikkatimi çekti. belli ki onlar bu hattın müdavimiydi. vapurda ne yaptığını biliyorlardı, benim gibi mal mal etrafa bakmıyorlardı. derken vapur kalktı, ben; önde dışarıda oturuyordum. benim gibi bir kaç tane 'açık hava olsun, varsın soğuk olsun'cu da vardı etrafta. yalnız vapur hiç gitmiyordu lan. her halde son seferi filandı zavallının. kaptan tornistan yapınca, vapur önce maksimum düzeyde esniyor, sonra titriyor, en son da; kerhen geri gidiyordu.


saate baktım. benim zamanım dolmuştu. ilk günden geç kalmıştım ama ya bu saatte gidecektim ya da 1 saat önce?! yapacağım bir şey yoktu. oradan çıkıp kartımı bipletip, taksim metrosuna bindim. başım dönüyordu, neyse bok yiyen kısa süre sonra daksim'e geliverdi. ben de merdivenleri aşıp, meydana çıktım. panik atak zaten gelmişti. neyse, tahminimce kireç rengini almış suratımla beraber gümüşsüyu'ndan aşağı indim. oralarda bir yerlerde iş yerim, yeri güzel allahı var. ivedilikle personelden sorumlu çocuğa durumu izah ettim. 8:38'de gelebiliyorum dedim. önemli değil.. dedi. çay-kahveci kadın cam kenarındaki, birinin koltuğuna oturmuş, etrafında dönüyordu. toplantı, natamam-hayali projeler hakkında konuşarak saati 18:30 ettim. belki çok erken olacak ama kanımca buradan pek bir şey olmaz gibi. ee tabi kısmet.


neyse olay budur, şimdilik..


çüs..


serhan.

2 Ocak 2012 Pazartesi

çarşı-pazar

merhaba;

bu çarşı-pazar taraftar gurubu bize zamanında; ''müşteri'' demişti, ''çekirdekçi'' de demişti di mi? bizler, seyircisiz maça bilet aldık, kaldırımları tribün yaptık, çekirdekleri de orada çitledik. hangi müşteri, böyle yaparmış? bir örnek verin de görelim. ee tabi sizin tribün liderleri, bedava biletler -sana geldi, bana gelmedi- diyerek birbirlerini vurdular, lakin sonrasında başkanınız; muhtemelen size de bedava bilet dağıtacağız diyerek, olaya el koyup, safları barıştırdı. olay ört-pas edildi.. hangimiz müşteriymişiz!? gerçi sizler müşteri bile olamazsınız ya; olsanız olsanız ''bedavacı'' olursunuz. 

bizler, kulübümüze maddi-manevi belki de dünyada eşi görülmemiş şekilde destek vererek, yöneticilerimizi, başkanımızı satmayarak ''en kötü gün buysa; bugün de Fenerbahçe!'' diyerek bu ezikçe koyduğunuz sıfatlara karşılık vermişizdir herhalde. Fenerbahçe, bu ülkenin en büyük sivil toplum örgütüdür. Fenerbahçe aşkı; bir çoğumuz için, pek çok ideolojinin üstündedir, belki de hepsinin. bu yüzden de sandıkta görüşürüz.. diyebiliyoruz. bu arada malum toplulukta, az sayıda da olsa, aklı selim olan kişiler, Fenerbahçe taraftarının hakkını teslim ettiler. bu güruha, içlerinden; ''bu durum Allah'tan bizim kulübün başına gelmemiş, gelseydi; kesin kapıya kilidi vurmuştuk!'' dedirttik mi? evet dedirttik.

bizler bunlarla uğraşırken, çarşı-pazar, başkanlarının, başbakanının annesinin rahmetli olduğu esnada yayınladığı -yalakavari- muasır medeniyetler temalı başsağlığı mesajı ile futbol takımının ''geçmiş olsun'' pankartını desteklemekle/alkışlamakla meşguldüler. unutmadan; -aklanın da gelin- söylemlerinden sonra, medyada ''Aziz Yıldırım'' yasası olarak lanse edilen ama bir tane Fenerbahçeli'nin bile tahliye olamadığı yasa sayesinde, henüz aklanmamış, mahkemeye dahi çıkmadan -tahliye olmuşları- bağırlarına bastılar, ki sonradan o malum duruşa layık olduğunu gösteren tayfur'u ve serdal adalı'yı metriste karşılamakla gündemde kaldılar. bizler onların tahliye olduğuna da sevindik. aslında biz olmasak nah! tahliye olurlardı ya, neyse! bütün bunları göz önünde bulundurarak;  biz de size ''esnaf'' diyoruz, elbetteki amiyane anlamıyla esnaf. 3 liralık malı, 5 liraya satan, zam olacağı duyumunu alıp, bütün malları depolara kaldıran, ihtiyacı olana ''yok'' diyen esnaf cinsinden.

Fenerbahçe'nin yenildiği hiçbir gün benim için hayatımın en mutlu günü olamaz. ileride çocuğum olursa veya evlenirsem, bu atraksiyon mümkünse Fenerbahçe galibiyeti öncesi veya sonrasında olsun. çocuğa bakıp, lan bu oğlan/kız doğduğunda da Fenerbahçe yenilmişti filan demeyeyim :)) Fenerbahçe yenilmiş/elenmiş diyelim ve ben de o gün evleneceğim. o düğün iptal olsun, gerçekten daha iyi. düşünsenize hasta galatasaraylı bir adamın 6-0 yenildikleri gün, bir oğlu/kızı olmuş. adam, çocuğa baktıkça o günü hatırlar be!? bizimki, böyle manyakça bir sevgi, tutku ve aşk. ne demiştiniz, bizim için ''müşteri'' mi? 

hee müşteri..

sevgiler.

serhan.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Büyük Fenerbahçe Mitingi

günaydın,


aha havaya bak! aynı dün mitingde Hale Abla'nın söylediği gibi yine bir Fenerbahçe havası. Güneşli böyle, bulutsuz; gökyüzü masmavi. insan pazartesi olduğunu bile unutuyor, o denli. neyse ben manyak gibi yine karga bokunu yemeden kalktım. evet, siz tabi bu cümleyi mecazi olarak algıladınız ama benim gayem; bizim mahalledeki kargaların boklarını yememesi, sonuçta onlar da ''lan uyanalım da bir bok yiyelim..'' diyerek başlamıyorlar güne, yokluktan işte. gerçekten erken kalkıp onları doyurmak istiyorum belki!? tamam belki kargaların doyma hissi yok ama ne bileyim böyle aperitif şeyler önden çorba filan. tamam lan ne diyorum ben?! miting hakkında yazacağım. hazır olun.


genelde Fenerbahçe'yi yazan bloglar bellidir. bizler de okuyor, emeklerine saygılarımızı sunuyoruz. bende de nihat doğan gibi bi' çoğul konuşmalar filan hayırdır inşallah?! 3 temmuz sabahından sonra yaşananlar ve anti-Fenerbahçe medyasının satılmış, şerefsiz tetikçileri yazılı ve görsel basında, Fenerbahçe Spor Kulübü'nü her gün öldürmeye çalıştı. şaka değil; öldürüyordu da. Türkiye'nin 4te 3ü Fenerbahçe'ye ve Aziz Yıldırım'a kin kusmaya başladı. gün onların günüydü, sanki hep bugün için yaşamışlardı. Apo gitmiş yerine Aziz Yıldırım gelmişti sanki. hepimiz böyle bir nefretin varlığından haberdardık ama bu kadar vicdansızlık beklemiyorduk. çok geçmeden, sinyallerini önceden de veren ''safları sıklaştırma'' eyleminin gerektiğini de anladık. destek yoktu, topluca gelen saldırılara, sadece taş atarak karşılık verebiliyorduk. taraftar, güya ''Fenerbahçe'nin resmi taraftar sitesi'' tarafından resmen yalnız bırakılmıştı. hedef belki Aziz Yıldırım'ı yalnız bırakmaktı ama hiç yeri değildi. bir haykırışın bile değeri vardı, onlar ise ellerindeki potansiyele rağmen susmayı yeğlediler. o esnada 12numara.org çıkageldi. ilk başta ben de, bu oluşuma şüphe ile baktım. amaçları neydi ki? zira pek çoğumuz zaten paranoyak olmuştuk. her şey, daha yeni başlıyordu işte. ne bilelim, ali şen'den bile beklenti oluşmuştu belki. o denli çaresizdik. gerçi kendisi klasik her türlü tökezlemede davrandığı gibi; genelde bodrum'daki çiftliğinden, telefonla konuk oldu yayınlara, bir kere de yalandan Aziz Başkan'ı ziyaret etti. topa girmedi be, saklambaç oynadı desek yeri idi. zaten ali şen, Fenerbahçe'yi TK finalinde sahadan çekmesi ile benim için yok olmuştu.


dünkü miting, bir çoğumuzun ilk başlarda bu işin altından kalkmaları zor dediği, 12numara.org tarafından mükemmel bir şekilde gerçekleştirildi. konuşmaları dinlediğimde; bayrağı şimdiden devralacak insanlar vardı orada. özellikle de @aethewulf herkesi tek tek saymaya gerek yok, hepsi şahane idi elbette, hüzünlü sahneler de yaşandı. metris'ten gelen mesajlar, umutlarımızı tazeledi. bu arada, Bedri Baykam uykudan önce'yi rahat sunar lan, yalnız program sonunda çocuklarla birlikte ebeveynler de uyumuş olabilir. Fenerbahçe, karşı tarafın saldırılarını savuşturmuş, karşı taarruza bile geçmişti artık. mutluydum, yeni tanıştığım Fenerbahçe'li arkadaşlarımdan otlandığım sigaralardan içtim. normalde içmem de iki tane keyif sigarası. sonrasında da bana -yarım simit- uzattılar. birlik olmuştuk olum biz. korkma sıraları artık onlarda idi, hissediyordum. başkan'ın dediği ''biz, Fenerbahçe'den almaya değil, vermeye geldik..'' sözünü benimsemiş insanlardı, dün meydanda toplanan güruh. unutmadan; biz Rıdvan'ı zaten tanıyoruz, aziz yılmaz'ın bize Rıdvan'ı anlatmasına hiç ama hiç gerek yok! Rıdvan'ı -olduğu gibi- seviyoruz birader, ama seni hiç sevmiyoruz bunu bilesin.


bu esnada tek-tük artılarımızdan biri de twitter idi. bu paylaşım sitesinde organize olan kısım hiç de az değildi. sonuçta ''safları sıklaştırmış'' taraftarlar olarak bu mitingle, vira bismillah deyip, sahneye çıktık. dünkü mitingde ayağı kalkmış, gücünü taraftarlarından alan; öldürmeyen acılar müsebbibinde, daha da güçlü olan bir Fenerbahçe vardı. ''Fenerbahçe yara alsın ama ben menfaatlerime  bakar, susarım..'' diyenler beklendiği gibi orada yoktu. Aziz Başkan'ın yokluğunda, meydanı boş bulup, arkasından konuşanlar da yoktu. olamazlardı zaten. işte böyledir, hayat. insanlar, seçimlerini yaparlar ve seçimleri doğrultusunda yaşarlar. bazı zamanlar, verilen kararların -geri dönüşü- olmaz. şimdi, televizyonlardan seyrederek, içinizden -keşke- demenin bir faydası yok, inanın. sizler, artık büyük Fenerbahçe taraftarı tarafından anılmayacak, bir sonraki nesle anlatılmayacaksınız ya da hainler olarak anlatılacaksınız. dediğim gibi; bu seçimi sizler yaptınız. gözümüzde zerre kadar değeriniz yok. 


ve son olarak biz 2bin - 3bin kişiymişiz. sizlere sadece gülüyoruz. maksat kişi sayısı değil kaldı ki, çok çok fazlaydık. kaldı ki, polisin olası sert tutumundan çekinen ve gelmeyenler çoktu. malum ya; temmuz ayında plastik de olsa mermi kullanmak serbestti. şimdi, GS'li arkadaşlar, siz bizim kadar kulübünüze destek olun sonra konuşun. gökten zembille inen stadı derbiler hatta sadece Fenerbahçe maçı haricinde doldurun da öyle konuşun. emi yavrum? ve siz BJK'li arkadaşlar, sizinkiler böyle bir miting yapalım deseler; çıkan tartışmada, rant için biri topuğundan vurulur, diğeri kıçından. o yüzden, siz baştan geçin bu işleri. 


bu güzel miting için, en başta 12numara.org'a, 89 kadrosuna, sahici efsanelere, cesur yazarlara, sanatçılara, gerçekten gelemeyip de gönülleri bizimle olan Fenerbahçe'lilere, elbette ki mitingi -canlı veren- FB TV'ye ve büyük Fenerbahçe taraftarına çok teşekkürler.


işte ekinler şimdi yeşillendi..


görüşmek üzere.


Serhan

25 Aralık 2011 Pazar

uzun olunca; yazı oldu

küsüz diye yazıyorum sanma. benim taraftarlık şeysi, aslına abinin hesap gibi, Fener'i seyrederken unutuyorum bazı şeyleri. kimilerine -salakça- gelebiliyor ama o öyle olmuyor, bende. iyi geliyor, birazdan miting var hatta. sonrasında mezarlığa uğrarım.

tanrı ile araya tanıdık sokabilir miyiz acaba? lakin denemişsindir. ramazanda, tam iftar saati kapıları zorlayan zat-ı şahane, bunu zaten yapmıştır. bu arada; iftar saati her ilde-ülkede farklı be koç. atlamışsın, e normal umuda odaklanmışsın. koskoca islam aleminde o arada yemek yiyip, şalterleri indiren kaç kişi var ki? hatların dolu olması normal, anlayacağın senin gibi akıllıların önlemini almışlar! bozma moralini diyeceğim de..

biliyorsun; bu araya adam sokma işini, bir de ben deneyeyim demiştim. taş atıp kolum yorulmazdı ya! aslında kolum kopana kadar taş atardım sonra da, öbür koluma geçerdim. sorun değildi ki bu. bir saniye; belki de gerçekten taş atmam gerekiyordur. insan, çaresiz kalınca nelerden medet umuyor birader? ama olsun bunu bi' deneyeyim ben. en yakın taşlıklı mekan, eskihisar'da. küçükken taş atardım, balıkçıların önünden, oradan aklıma geldi. sen de bilirsin oraları bence. geçen gün de önünden arabalıya bindiydim. hem o taşlar oraya niye konulsun ki?

sonuçta bir kez daha şahit olduk ki orada bu işler öyle işlemiyor zaar. zaar da senin yüzünden dilime dolandı, maraşlılar söylermiş. sen maraşlı değilsin ki; bizim neslin vıcık vıcık ettiği kelimelerden değil, sevdim. bizim nesil derken, benim  nesil. amacım senin yaşını büyütmek değil. hem her yaşın ayrı bir güze... bizim ailede valizi olan çocuk da benim. bu aralar, kendisini tekrar toplayacağım gibi. toplamadan önce bir ara çıkıp, midye tava yer, bira filan içerim ben. malum midye tava, kokoreç vesaire bulunmuyor deplasmanlarda..

aslında okuduğunuz satırlar; bir yazıya yorumdu. sonrasında evrim geçirip, böyle uzun-duygusal bir şey olunca, ben de tuttum aha buraya koydum. aslında özü yorum. anladınız lan işte.

defalarca izledim o anı. acaba o'nun da izleyebileceğim, böyle bir kaydı olsa mıydı?
inan bilemedim.

siktriboktan bir dünyada yaşıyoruz; işte bunu biliyorum!
zaten hiç unutmadım ya, orası da ayrı zaar..

haydi eyvallah.

serhan.

23 Aralık 2011 Cuma

hasta ziyareti

günaydın,


hiç heveslenme la ''böyle hasta ziyareti gibi, bir ziyaret bu, sevgili bilog'' eheuhe acayip bir konuya temaz ettim lan. hani derler ya; ''ee hasta ziyareti kısa olur..'' hassiktir lan niyemiş? niye kısa oluyor? hayır, delikanlı gibi de ki; ''birader, benim işim, gücüm var. zati mikrop felan kaparım diye de çok pis kıllanıyorum, öyle ayıp olmasın hesabı bi' uğradım..'' ama nerdeee?! yavşaklık içimize işlemiş amına koyayım. ziyaret kısa olacakmışmış.. herif hasta la hasta.. sıkılmış, insan göreyim de iki çift laf edeyim diye kıvranıyor. tam almış gazı anlatıyor, o arada, ''eehh bana müsaade hasta ziyareti kısa olur..'' siktir git lan ibne, bi' daha da gelme, istemez. böyle uzaktan el sıkmalar ardından gelen samimiyetsiz hareketler silsilesine ise hiç gerek yok.. sen de hasta olacaksın olummm, ben de sana aynısını yapacağım zaar.. evet lan son cümle olayı çözüyor. bu olay, bir intikam meselesine dönüşmüş. aha da böyle gider.. 


olaya hasta gözünden baktım. bilog, sen şimdi bu durumda; hastasın, ben de ziyaretçi. çaktın mı köfteyi? hadi canım, hasta ziyareti kısa olur..


öpmiyim ben şimdi, babay..


fırt fırt.. aha amk, mikrop mu aldım acaba?


eyvallah.


serhan.