Powered By Blogger
mutsuzluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutsuzluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2014 Cuma

sut molasi

selam selam, 

saat sabahin 5inde bana yazi yazdiran sey(ler) oldu. az once yatakta ki o aslinda bir koltuk, yatis seklime dikkat ettim. dizlerini midesine cekmis, bu dunyadan saklanan cocuk gibi uyuyordum. e zaten benim cocukken de boyle uyudugum vakitler olur, kalkip dolasirdim. anneannem ne dolasiyorsun cocugum dediginde, su icmeye kalktim derdim. sonra iste aklima ne geliyorsa anlatirdim, o da bana sut verirdi. sut hic sevmezdim ama yataga geri donmemek icin o sutu yavas yavas icerdim. simdi de kalktim kola iciyorum, kolakoligim ben. 

bazen birilerine guvenmek istersin, kendinden baskasini bulamazsin. o zaman; herkesin bir yamugunu yakalayacak kadar uzun yasamisim... demek ki derim. kendimin yok mu? ohooo gani. ama inanin bilerek degil. hepsi bilmeyerek olmustur, cogu da zaten bana patlamistir. ne haltsa magduru oynamaya gerek yok. guvendigimiz daglara kar yagar. neden biliyor musunuz? hava ilk yukseklerde bozar cunku. bazi atalarimiz da ne salakmis? diyesim geliyor. karin gidip sifir rakima yagacak hali yok ki, elbette daga yagicak. neyse kar mar derken, bu sene kis olur mu acaba? gecen kis usumustuk biz. yoruldugum uc-bes sey varsa biri de kendimi tanitmaktir. kendini tanitmak ne kadar sacma? karsindaki seni tanimak istiyor ise tanir, ekstra caba niye? kendin ol, yeter. mal bu. aha ben boyleyim de cekil, hep boyleydim hatta de. bazi sevgiler neden uzun surer biliyor musunuz? cunku zaman gecirmezdir onlar. zamana karsi ustlerinde zirhlari vardir. zaman ustlerinden kayar gider. picasso'nun bir tablosu vardir, butun saatler oludur, calismaz. the persistance of memory. tam olarak dedigim olay bu. konu o ise; saatler islemez cunku oyle kabul etmistir insanlar birbirlerini. yapacagim dedigi zaman, bilirsin ki takaati yoktur, ister ama yapamaz. gelecegim der, kalkamaz o salak (ben) zamaninda. birbirini kandirarak, kimse yol alamaz. hatta bu karsilikli bir kandirma ise saat geri bile gider. var olan sevgi daha geriye gider. kimse kendini suslemese ya. veya suslesin de kararinda suslesin. ne yazacagimi bilmiyorum daha fazla. bazen seversin iste, olur kendiliginden. cok fazla olmaz bu dedigimden, az olur ama gecmez. cikarayim kalbimden atayim dersin, bi bakmissin bu satirlari okuyorsun. bazen iyi odugunu bilmek yeter, bazen fazlasini istersin. bu ikinci bazen, tekrar bakimindan donem donem abartir, cogunlukla halini alir. iste o zaman aksiyon almamak icin bayagi bir zorlanirsin. 

gecen bir kopek gordum, mutsuzdu. sahibi mutsuzdu cunku. sahibi mutsuz yapmisti, suclu sahibi idi. yaslanmisti da. kuvvetle muhtemel, tum zamani boyle gecirmisti. kopegin yapacak belki bir seyi yoktu ama sizin hala bir sansiniz olabilir. charles bukowski sevdigim bir yazardir. onun gibi, kadin ve alkol hayatta bir cok -ben tipli- herifin aklindadir. ama su da var; fazla alkol varsa, az kadin vardir. az' burada kadin sayisini temsil edecek diye bir kaide yok, dostlarim. diyecegim sudur ki hemcinslerim, sisenin dibine vuralim vurmasina da, arada es vermeyi unutmayalim. 

yasasin mutsuz ulkenin, mutlu olmaya calisan insanlari. ben ne yaptim simdi? anneannem yerine sizi koydum, sut de yazi oldu iste. donup imla hatasi varsa, duzeltmeyecegim. birakayim bu sefer de daginik kalsin.

iyi sabahlar,

serhan.

not: dondum ve hizlica imla hatalarini duzelttim. cunku bu ben'im.


5 Mayıs 2012 Cumartesi

çocuk gibi..

günaydın,

memleketi iç ettiniz, her gün mutsuz kalkıp, mutlu olmak için sebep aramaktan bıktım. her gün, şehit haberi okumaktan da bıktım. O ne isterse, ''hayt huyt zihniyeti'' ile olmasından ise çok sıkıldım. salak yerine konulmaktan bıktım. psikolojik alerji yapan sütlerin miniklere zorla içilmesine bakakaldım. o'nun yardımcısının ki bu modellerin alayı ulema olur; konu hakkında ve genelde her konu hakkında bildiğini, aslında bilmediğini! bizlere yutturmaya çalışmasından da bıktım. televizyondaki O ses, kabusum oldu. alnından, boynundan fırlayan damarlara karşı, türlü düşünceler dolaşmakta, beynimde. 

suratlarına bakılmazların, bakan olduğu, her demeç verdiklerinde şok olduğum insanlar, ayrıca arka karede pişmiş kelle gibi sırıtan yancılar; sizleri zerre kadar sevmiyorum. sadece işinize geleni yazıp, işinize geleni gösteren medyaya, yazarlara her gün ana-avrat küfür ediyorum. bunun adı mı demokrasi imiş? monarşik bir rejimi, demokrasi diye anlatmayın bize. kurduk ulan monarşiyi salaklığınıza yanın, din devletiyiz, polislerimizle ananızı belleriz deyin.. imalarınızdan da bıktık, direkt söyleyeceğiniz günler de yakın di mi? yetmez ama evet deyip, ailecek destek veren sanatçı serçeleri, ''güya'' yardım niyetine bizim paralarımızla -yandaş sanatçı kontenjanından- seyahatlere gidenleri, sesini kesip hiç tepki vermeyenleri, hainleri, çocuklar dağlarda ölürken teröristle masaya oturanları, silah arkadaşlarını satanları ve benzerlerinizi.. sizleri asla ama asla affetmeyeceğim. 

''en sevdiğim arkadaşlarım'' sıralamasının her hafta değiştiği bir çocuk gibiyim. çünkü en sevdiğim arkadaşımın ömrü, evinin önüne yanaşan, kırmızı bir kamyona yüklenen eşyaları görene dek sürüyor. herkes gider oldu mahalleden. boşalan daireye, bizlere hiç benzemeyen bir ailenin, bizlere hiç benzemeyen çocuklarının yerleşmesini uzaktan izlemek gibi bu değişim.  sadece çocuk ben; mahalle sanıyorum, ülkeyi. ''türküm, doğruyum''u bu sene ben okurum, son sınıfım derken, andımız artık okunmaz olmuş, ey büyük Atatürk..! diye bağırmak yasaklanmış. zaten  ben de artık son sınıf değilmişim, o da değişmiş. mahallemiz, kesinlikle yaşanması eğlenceli bir yer değil artık! diye ağlayan bir çocuk gibiyim.

Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım'a yapılan hukuksuzluğa, sırf mevzu bahis Fenerbahçe olduğu için sevinenleri gördükçe içim acıyor. ulan allah belanızı versin be. 60 yaşında adamın hapishanede yatmasına sevinen hazır kindar bir nesil verdiniz, O'nun eline. yetiştireceğiz dediydi, ''meğer elimde hazırı varmış..'' diye avuçlarını ovuşturuyordur şimdi. geç olmadan, kendinize gelin. keşke Aziz Yıldırım kadar inatçı ve dirençli olsaydınız da memleketi bunların ellerine bırakmasaydınız. acı ama gerçek sizler, bir FENERBAHÇE kadar olamadınız. bu baskıcı rejime dayanma sebebim; Fenerbahçe'nin hala ayakta olmasıdır. allah başkan'a kuvvet ve sağlık versin. dayanınız, az kaldı.

son cümle; Başkan'ım bu böyle gitmeyecek; parti kurun, oy verelim..

görüşürüz.

serhan.