Powered By Blogger
hayal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2013 Pazar

plan mı hayal mi?

günaydın,

çocukken, daha gençken ileriye dönük planlar kuruyorduk. (hala kuruyoruz, bıkmadan usanmadan hala kuruyoruz.) daha sonraları, bu planların bizim düşündüğümüz kadar değil de realitenin izin verdiği kadar gerçek olabildiğini -tecrübelerimizle sabit- öğrendik. günler geçtikçe bu tecrübeler bize, o zamanında kurduğumuz planların çoğunun maalesef bir ''hayal'' olduğunu gösterdi. bizler plan yerine, realiteden uzak, tam gelişmemiş beyinlerimizle gerçekleşmesi imkansız olayları tasarlıyor, kısaca; hayaller kuruyormuşuz. işin aslı şu; hayat ilerler, planlarınız da hayatın gidişine göre şekil alır. geri kalan ise; bu şekilleri, o çocukken kurduğunuz hayallere benzetme çabasından başka bir şey değil.

üstteki paragrafı neden yazdım? bu sabah bir arkadaşım aradı. direkt konuya girdi; ulan! hayatımda hep hayalini kurduğum güzellikte bir kızla güne merhaba dedim. cümle garipti fark ettim ama; ne güzel... diye cevap verdim. sessizlik oldu. yalnız dedi, ana çerçeveden kızı çıkartırsak, 30 yaşında, yan odada annemin-babamın kaldığı, babaannemden kalma, üst komşu tuvalete girdiğinde, sanki tepemize sıçıyor hissi uyandıran bu iğrenç dairede, puslu ve iğrenç bir pazar gününe DAHA uyandım. ne hayalmiş be? dedi. kızı çıkar kabus. (dinliyordum.) bu kızla, çok başka bir yerde uyanmam lazımdı benim! dedi. o da olur be daha gençsin, bozma moralini. dedim. bok olur! neyse, senin de canını sıktım, deden nasıl? diye sordu. rica ederim, dede kötü. bir şeye ihtiyacın var mı? dedim. bana ait olan, mümkünse havuzlu daire, kapıda eli yüzü düzgün bir araba, bankada yeterli miktarda para dedi. haa bir de cumartesileri çalışılmayan iş olursa, tadından yenmez?! dedi. güldüm, hafta arası rakı-balık yapalım dedim.

şimdi arkadaşım çok şey mi istedi? hayır. ben, ona bunları verecek durumda olsam; pazartesi veririm. dediği gibi, çerçeveden kızı çıkar, resim hayli iç karartıcı. hayallerle yaşamak, daha sonra yüzleşilen hayalkırıklıkları insanı çok etkiliyor çok. hayal kurmadan da olmaz ki? usturuplu hayal kurmak mı gerekiyor? hayallerimiz bile kısıtlanmış, mesela en fazla 4GBlık hayal kurabiliyoruz gibi...

zaman, sevmediğim bir kavram.

iyi sabahlar,

serhan

13 Haziran 2012 Çarşamba

Beklenti ve Realite

iyi sabahlar millet,


öncelikle; martıların bağrışması depremin habercisi filan değil. şimdi size kalkıp; olayın mitolojik yönünü anlatırsam, yazacağım yazının içine sıçmış olurum, biliyorum. ama buraya kadar gelmişsiniz, el mahkum özet geçeceğiz. eskiden bir deniz kızı ve balıkçı varmış, klasik aşık olmuşlar. yine klasik deniz tanrısı bu olaya taş koymuş, malum yüksek rütbelilerin işi hep taş koymaktır. ben, hiç şaşırmadım. ee işte bu deniz tanrısı, deniz kızını dalgalara hapis etmiş. bizdeki ÖYM hesabı, önce esaret altına alınmış deniz kızı, sonra kendisine uygun bir suç temin edilmiş. zavallı balıkçı da her yerde hatunu aramış, malumunuz bulamamış. gök tanrı, ''kızı bırak..'' demiş, deniz tanrısına. deniz tanrısı da bırakmış lakin, el çabukluğu marifet iki sevdalıyı da bu martı kuşlarına çevirmiş. açıkçası; bence işin içinde gök tanrı da var, ondan habersiz kuş uçmaz sonuçta, herif gökyüzünden sorumlu. yok; deniz tanrının tek başına yiyeceği halt değil bu olay. neyse, gök tanrı her birinden en az üç çocuk ;) istemiş böylece, martılar çoğalmışlar, kuş bakışı ne zaman bir sevgili görseler, çığlık atmaya başlamışlar. manyak olmuşlar tabi. genetik bir vuku. gerçi sabahın altısında onca sevgiliyi nereden de görüyorlar, bağırıyorlar orası muamma. belki de hissediyorlardır. 


çok enteresan bir adamım ben, siz merak etmişsinizdir diye ''martı niye sabahları kafamızı ziker?'' konusunu da şey ettim, üşenmedim. taam lan ben de merak ettim. ama istesem yazmazdım, kendim okurdum.. off aklımdan atamıyorum martıları. hala martılar hakkında yazmak istiyorum, problem yumağıyım olum. konumuza geliyorum, beklenti ve realite. bu yazı aslında inspired by beyza'dır. malum arkadaşlık, dostluk, akrabalık.. (sonuncusu bende yok ama, sizde var diye yazdım.) karşılıklı duygular barındırmalıdır. bir nevi, karşılıklı beklenti işte. önce bir bakın mevzu bahis kişiye; geçmişte size ne yapmış? kötü zamanınızda yanınızda olmuş mu? manevi destek sağlamış mı? maddi bir sıkıntınızda, elinden geleni yapmış mı? biri kafanızı kırmaya yeltendiğinde ne yapmış? heh kişilere göre sorularınızı şekillendirin ve beklentinizi cevaplarınıza göre oluşturun. şimdi de bu beklentinizi biraz düşürün, sağlam olsun. (mühendislik kuralıdır). 


''kimseden bir şey beklemem lan ben..'' kişisiyim, diyorsanız; hepten yalan bir psikolojidir o, geçiniz. çok denedim, biliyorum. herkes hatta herkez zamanı gelir, birinden ister-istemez bir şeyler bekler, duygudur bu. saklayamazsınız haa belli etmezsiniz, o ayrı. neyse bir de şu vardır; realite. atıp, tutmak, sallamak çok kolaydır. ciddi değilseniz, kız arkadaşınıza boş vaatlerde bulunmayın, tutamayacağınız sözler vermeyin. veya hatunsanız; ''lan olum sen böyle sadece hedefe kilitleniyorsun ya, ön sevişme filan hak getire.. öyle olmuyor bu..'' deyin. bu işler sırayla, aslında önce ben! allah'ın odunu deyin, hala aynıysa; kaçın.  vee maddiyat; çocukken küçük dayım, yılbaşı çekilişi öncesi şu piyango çıksın, sana araba alacağım derdi. halbuki piyango çıksa; haberim bile olmayacağı gerçeğini, büyüyünce öğrenebildim. lan bir şey deme bari, ama bu işler böyledir. insanoğlu gaza gelir bir an. bol keseden atar. siz, o gaza geldiğinde geçmişe bir bakın, soruları cevaplayın, sonra hevesinizi yavaşça yere bırakın, kendinize gelin. realite iyidir. nam-ı kemal ne demiş? ''hayalle yaşayanın götüne koyayım..''  demiş..


elbette insanlardan beklentilerinizi düşünürken, çuvaldızı da kendinize batırmayı unutmayın. ben ne yaptım olum x kişisine ki ondan bunu bekliyorum amk? diye sorun kendinize. vee tarafsız olun, yaptığınızı üçle çarpıp, x kişisinin yaptığını üçe bölmeyin emi okurlarım?


öperim gıdınızdan.


serhan.


not: martı olayının alıntısı buradandır. birazcık cıvıklaştırdım elbette.