Powered By Blogger

25 Mayıs 2011 Çarşamba

gün özeti

hey blog,

miami maçını seyrediyorum da, şimdi ara oldu. iki sayı ile chicago önde, aslında ömer aşık; chicago'da o saçaklı heriften (noah) daha çok iş yapar. seneye daha fazla oynamaya başlar. neyse işte. haa bu arada boozer, acayip kuzenim cenk'e benziyor. bugün ben, birçok şeyi eksik yaptım, diğer kalanları da hiç yapmadım :S ne kadar kötü? baya kötü aslında. yarın 12'de geodrovics'e gideceğim, dün bahsetmiştim size. bu arada türkiye'yi gösteriyorlar maç arasında. spor hatta sipor çok evrensel bir şey lan. ben, aşağı yukarı denediğim her sporu yapabildim. ne diyordum? neyse karışık olsun bugün. twitter'da iyi bir kız olduğuna inandığım, evrim'i ne diye engellemiş acaba okan bayülgen? kıl herif.

geçen hafta yaşadığım; 'noyan sendromu' esnasında beni, beş kere aradı, iyi misin.. diye sordu. bu yaptığını hiç unutmayacağım. ayrıca sinem de hep hatırlıyor. aradan yıllar geçse de; en yumuşak yanım bu. bazen kullanıyor muyum? acaba diye.. düşündüğüm de oluyor. belki kullanıyorumdur. ben de insanım lan. kendi kendimin despot babası gibiyim. bu arada maç başladı. bu hafta şef'in doğum günü var. iyi ki doğdu o. seviyorum, iyi çocuk.

yapmam gerekenleri; acilen yapmam lazım. rahat edemiyorum. bakalım bugün netleşir, inşallah lehime gelişir bazı şeyler. ayrıca bu ilacı cidden bırakıyorum ben. unutmayayım da arayayım pamşe'yi. evet adı böyle okunuyor kadının. benim de içimden ayşe diyesim geliyor, ama hiç demedim. ayşe diyeyim ona bundan böyle. bu arada insanları anlamak güç. bıraktım zaten artık. son olarak; gürültücü insanlar beni yoruyor. hava bildiğiniz sabah ee saat 5:19 olmuş, normal.

maça bakacağım.
kürdan dediler de pek değil. hatta hiç fena değil.

görüşürüz.

serhan.

24 Mayıs 2011 Salı

öylesine

n'aber blogcan?

saat 4:24, üstümde kalpli bir çarşaf var. yeni yıkanmış ama yeni yıkanmış gibi kokmuyor. sadece yeni yıkandığını bildiğim için yeni yıkanmış diyorum. annem bunu bir daha yıkardı bence. neyse; uyumak zorundayım. son paramı da dallas'a yatırdım, şu an oynamaya başladılar ama ben yatırdım diye kesin dallas kaybeder. son derken, o kadar da son değil. yarın saat 11:00'de geodrovics ile randevum var. onun baş parmağı çok garip, dedemin ayak baş parmağına benziyor. dedemin ayak baş parmağı normal tırnak makası ile kesilemez, onun için özel aparatları var. geodrovics'in de kesin vardır. çok iyi adam. beni gereksiz yere seviyor, asında sevilecek pek bir tarafım yok. en azından ona göre yok. neden seviyor bilmiyorum.

yaptığım işleri yarıda bırakmayı sevmiyorum. ama son aylarda öyle isteksizim ki, bu son işim yarıda kalacak diye hüzünleniyorum. ben hüzünlenince aynı zamanda kendime sinirlenirim. işte aynen öyle oluyor. kendime iki - üç tane vurduğum dahi oluyor. kendime vururum. hem de öyle yavaş filan değil. faraş gibi ellerim vardır. zaten, kızıp; sağ elimi o kadar fazla duvara vurmuşumdur ki, kırılıp kendi kendilerine kaynamıştır, kemikler. çok yaşlanırsam kahvemi sol elimle içerim. yoksa üstüme dökülür. gerçi ben çok yaşlanmam gibi; ölürüm erken. serhan dede.. baksanıza isim bile uymuyor. serhan isminde; ''dede'' daha görmedim şahsen.

bu ilaçlar da yaramadı bana. sanırım en iyi dr yine benim. spitomin, xanax bırakmak için iyi gibi de efexor kılıklı şey hafif kaldı. günde üç kere de fazla oluyor. ''kere'' olarak fazla, yoksa pek sakinleştirdiği yok. aslında ben yine dr'u arayım de, durumumu anlatayım. efexor yerine başka bir şey alayım, olmadı. tanıyorum kobay vücudumu.

ülkeden, bazılarını özledim, bazılarını özlemedim. fenerbahçe şampiyon oldu. bu iyi oldu evet. umarım her şey iyiye gider. aylin, noyan'a yazdığım yazıya yorum yapmış. entel'in bende gerçekten yeri başka. onun aklında bir şekilde olmak güzel, o gördüğüm en iyi yazar. ayrıca da; benim gibi ebedi üzülüyor, yer ediyor. keşke üzülmese.  

annemi babamı da özledim.
işim yarım kalmamalı.. tanrı'm güç ver..

gifted var bir de..

iyi sabah

seran.

31 Mart 2011 Perşembe

vayy karga

iyi aksamlar,

guzel ulkemizde her bir halta karistiklari gibi; garip bir karar sonucu bloglara da erisim bir sure engellenmisti. bu sure zarfinda gercekten icimden hic yazmak gelmedi, oysa ki; dns ayarlarini degistirmeyi yurdumun her ferdi biliyordu, panige gerek yoktu ya da vardi. zaten ben yurt disinda ikamet ettigimden dolayi bu yasak beni gorunuste pek ilgilendirmedi. yazsam, yazardim hani. tesbihte hata olmaz; blog yazmak mangal yapmak gibi bir sey. her ikisi de tek kisilik isler degil, zevki cikmaz. diyelim ki yazdim, sonra da okudum ee ne oldu? hic, ibis oglu sibis.. insallah boyle abuk sabuk kararlarla bir daha karsi karsiya kalmayiz. pehh ben de bu dilegime pek inanmadim ama bosverin.


yataktan firladim, ter icindeydim. bas ucumda duran sudan iki yudum aldim. zaten basucumda hep su dururdu. bu arada, kirba gibi su icerim; annem boyle der. kalbim cok hizli carpiyordu, evet yine kabus gormustum. sik sik "sik gibi" kabuslar gorurdum. bunun sebebi ise; hayatimin 'superman'inin, bu dunyadan aniden gitmesi idi. evet abim yoktu, bizi birakip gitmisti. hani digerlerini anlarim da, beni nasil birakmisti lan? cok ani olmustu. ben, gunlerimi annemlerin odasindaki yatakta geciriyordum. kimseyle konusmuyor, zorla iki kasik yemek yersem yiyordum. boktandi vaziyetim, toparlanma vakti geldi diyenlere kin besliyor, odaya gelenlere de pek misafirperverlik gostermiyordum. gunlerim bu sekilde, "karbon kagidi" misali geciyordu. gulenleri duymak, eglenenleri gormek istemiyordum. aslinda hicbir sey duymak istemiyordum. sessizlikti tek istegim ve gozumu kapamak. bu sesizligi, bizim karsi dama her sabah 5-6 gibi konan karga bozuyordu. bilindik iste karga sesiyle 'gak'liyor, herkese dusman kesilmeye hazir beni ise, kolayca kendisine dusman ediveriyordu.

peder; avci, abi de atesli silahlara merakli oldugundan mutevellit bizim ev, cephanelik gibiydi. kafaya takmistim, kargayi tahtalikoye yollayacaktim. evin en kucuk ferdi olarak bana, yerli mali yurdun mali, parasut sacma atar havali tufek dusmustu. annem bu silah/tufek mevzularina bozuk caliyor olaylarin musebibi olarak babamin av merakini gosteriyordu. boyle bir durum vardi, lakin; kimse de benden havali tufegi geri isteyemiyordu. bu hayvanogluhayvan; yan bahcedeki pust yasar amca'nin daminda, soba borusunun ustunde durup her sabah imanina kadar gakliyordu. e ben de dokuzuncu kattan kabak gibi goruyordum hedefi. 4-5 gun boyunca bu herif ne zman gelse, bacayi nisanliyordum. kendisine atmiyordum, nedense?

derken; benim yaptigim aktivite sayisnin uce ciktigini anladim. uyuyor, bir seyler yiyor, kargaya aslinda bacaya  sacma atiyordum. karga resmen beni oyalar olmustu. gelmeyince meraklaniyordum, cocuktum. artik bacanin iyice asagisini nisan aliyordum. kargaya bir sey olursa, hayata baglandigim bu garip bag kopabilir diye. karga da sagolsun, arada gec kalsa da gelmemezlik yapmiyordu. ve onceki gunden kalan ekmekleri balkona koyar oldum. guvercinler gelip yiyorlardi ama benim hedef; karganin gelip yemesi idi. belki beklediginiz son degil ama; karga hic bizim balkona gelip, ekmek kirintilarini yemedi, arkadas filan da olmadik. (temkinli hayvanlar tabe, bosuna 150 yasina kadar yasamiyorlar.) gaklamaya devam etti, benim ilk zamanlar donla balkonda kargaya ana avrat dumduz gitmem yerini tebessume birakmisti. sonra yavas yavas asagi inip futbol oynamaya, arkadaslarimla konusmaya basladim. karganin oldugu mekana tirmanip, antin kuntin yiyecekler biraktim cok kere. aradan yillar gecti, her gakladiginda duygu durumuma gore tepkiler verdim.

kargalari bu acayip traji-tesadufi olaydan dolayi cok severim. hatta simdi kaldigim yerde bir tane daha karga var, onu besliyorum devamli. esek kadar oldu. neyse diyecegim sudur ki; blogu bir daha kapatmayin ibneler. arada yaziyoruz, paylasiyoruz iste.

saygi&sevgi.

serhan.

alin mac linki: http://www.myp2p.eu/index.php?part=sports

24 Şubat 2011 Perşembe

fevziye tarakci

selamlar,

"yillar onceydi.. cok da guzeldi.." diye baslasam, sasirmayin olur mu? ya da sasirin. kimya hocam; fevziye hanim, (lise iki sanirim.) heyecanla ders anlatiyor, ee malum bir yandan da tahtaya formulleri yaziyor. oyle hizli yaziyor ki; biz yetisemiyoruz. durakladigi vakit anliyoruz ki; tahtada yer kalmamis. yoksa mumkunati yok, durmaz. bir sessizlik, hocanin arkasi sinifa donuk, soyle diyor;

-serhan, agzindaki sakizi cikar da gel tahtayi sil. (beni nasil gordu? bilmiyorum..)
-cikardim hocam, utangac bakislarim ay yildizli kolyesine takildi.
-sil sil hadi, birak oraya buraya bakmayi.
-:))

donem sonu;

-serhan, notlarin gecmiyor. ben hic kimseyi notlari gecmeden, gecirmedim.
-hocam, birakin vallahi. prensiplerinizi cigneyecek kadar, beni seviyor olmaniz bana yetti. bir damla goz yasi gordum. "istedigi cevabi isitmis" bakislari ve harikulade yesil gozleri.

sonuc; kimyadan kaldim, evet.

ogrenim hayatim boyunca; en cok sevdigim/saydigim hocaydi. diplomami veren degerli insan da, ne mutlu ki; kendisidir. inat ettiydim, diplomami muduryardimcisindan almam.. diye. ufak capta bir kriz bile yarattim, mezuniyet esnasinda. umrumda degildi, fen lisesinden mezun olmustum, cok da kolay bir hadise degildi. o diplomayi fevziye hoca'mdan alacaktim. zaten kendisine de bu istegimden bahsetmistim. baskasindan, hele hele o serefsiz muduryardimcisindan almamin ihtimali yoktu, sifirdi. fevziye tarakci, yerinden kalkti ve yanimiza geldi. muduryardimcina; "serhan'a diplomasini ben vercegim, musaadenizle.." dedi. evet, "yillar onceydi.. cok da guzeldi.." 

ingiltere'de okurken, liseden bir arkadasim; fevziye hoca'nin vefat ettigini bana soyledi. levent dirice soylediydi. ben uzulmeyeyim diye gec soylemislerdi hatta. enteresandir, isim kimya ile cok alakali oldugundan; hocam genelde aklimdadir. bazen dusunuyorum da; benim obur dunyada arkam bir hayli saglam. galiba bu sebepten mutevellit bunca olaydan "kilpayi" yirtiyorum. eger boyle bir sey varsa ki bence var; hocamin orada da hatiri bayagi sayiliyordur. (en yuksek mertebe dahil.) 

bu cumle size hocam. eger siz olmasaydiniz, ben; (nasil biriyim? kendi kendime bu sorunun cevabini vermem dogru olmaz.) kesinlikle karakteri daha noksan, kimya bilgisi daha zayif biri olurdum.

su an, gozumun onundesiniz.

saygilar.

serhan

18 Şubat 2011 Cuma

donewiththewind

selam,

twitter'da benim lakabim neden donewiththewind? simdiye kadar, kimse bana boyle bir soru yoneltmedi  ama olsun; ben yine de anlatayim. hem belki merak eden bile vardir. malumunuz yukaridaki kelimeler toplulugunun anlami; bir kac yere cekilse de "ruzgarla isi bitmis" manasina geliyor, en azindan bu oyle. genele bakarsiniz, gone with the wind adli saheserden sadece bir harf degistirerek turemis bir takma isim. yabanci kelimesini kullanmayacagim diye kastim lakin olmayacak :) gordugunuz uzere, bu nicki daha once kimse dusunmediginden/ begenmediginden veya her ne haltsa, basina veya sonuna garip isaretler koymama dahi gerek kalmadan yalin haliyle kullanabiliyorum. zaten aksi olsa kullanmazdim. gerci, o zaman da bu paragrafi yazmazdim ya neyse..

peki neden ruzgarla isim bitmis? cunku ben bir yelkenliyim, ayrica motorum da yok. motor degilim ben. ne var olm? erkegin de motoru olur. ben gordum, neyse dagitmayin konuyu; yelkenliyim iste. bak simdi arabayim deseydim, hemen aklinizda; kafasinda huni, elinde direksiyon olan bir deli canlanacakti ama oyle olmadi. o yuzden de araba degilim belki de. jet-ski de olabilirdim aslinda. dusundum de, yok bu sefer de jet-ski den; hmm erken mi bosaliyor acaba bu herif? anlami da cikabilir. ayrica hic yelkenli jetsiki olur mu lan? dikkatli olmak lazim nick mick secerken, oyle basit seyler degil. gordugunuz gibi; etrafin ne dusundugu, hayatim boyunca, hic umrumda olmadi :S

ruzgar olmayinca, acik denizlerde oradan oraya suruklenen, tipki cassandra's dream filmindeki gibi; yorgun ama govdesi saglam, su alan ama batmayan bir yelkenliyim iste. nickimin manasini siz sormadan, ben soyleyiverdim. uzerimden bir yuk kalkti vallahi, rahatladim. sevgili dostlarim, sorunum (pek cok var da, buradaki..) ne biliyor musunuz? biri benden bir sey istemeden/ istemek uzereyken; bu eylemi gerceklestirmek isterim, iyi-kotu fark etmez. sonra, neden? ne oluyor ki? bir sey mi oldu? sorulari kafami kurcalar. kafam kurcalanmayi sevmez. zaten egreti duruyor icindeki, sadece ben kurcalarim. huyunu - suyunu biliyorum cunku benim kafam. eyleme ornek mi? mesela bir dostum yardim istiyor ve onun yardima muhtac oldugu asikar ki; eger musait isem o sormadan, gerekli hamleyi yapmak isterim. evet, bu  hem benim acimdan, hem de dostum acisindan iyi bir ornekti. aferin bana.

tersi ise; tee ortaokuldan kalma bir paranoyadir. sinifin kapisi calar; elbet bir bok yedigimden dolayi, genelde bir kiz cocugu (bazen gorevli) kapidan kafasini uzatir ve elindeki kagitta yazilan ismi okur. genelde serhan'i, serkan okurlar ama ben bilirim; cagirilan genelde benimdir. mudure veya yardimcisina gitmemin gerekli oldugu soylenir. kalkarken; serhan, bu sefer sictin olum.. seklindeki bakislara maruz kalarak, sinifi terk ederim. sinifin illet kapisi her calindiginda; icimde bir burkulma, bir sikinti; ahanda bu sefer niye geldiler ki acaba? diyen beynim ve gum gum atan kalbim, faaliyettedir. sonralari, baktim boyle olmayacak; iki gunde bir mudur yardimcisinin yanina ugrayip, benimle ilgili sikayet filan varsa ben direkt geleyim oyle sinifa cocuk vs gondermeyin demeye basladiydim.

heh yillarin aliskanligi olsa gerek, bir yere sebebi soylenmeden cagrilmaktan nefret ederim. kapi zillerinden de nefret ederim. hele hayvan gibi zile basan insanlarin umugunu sikabilirim. eski apartmanda oyleydi. bizim daire 22 numara, asagidaki zillerde klasik herkesin ismi yaziyor ya; bizim zil, apatman gorevllisi ile ayni hizada, en altta. gorevli hazretleri de "gorevli" yerine, adini soyadini yazmis; daire 1: recep ve soyadi seklinde. bizde de daire 22: tunc soyadimiz. lan olm, saka gibi herkes geliyor, bizim zile imanina kadar basiyor, cildirmamak imkansiz.
diyafondan, ben;

kim o?
acccc, bimlemne (yrrak kurek, kimse iste.)
ne aci lan? bak usta, sen hic 10. katta, 22 numarada oturan gorevli gordun mu?
haaa? yook.
peekii sence; recep mi daha cok gorevli ismi, tunc mu?
recep.
o zaman ne sikime bizim zile basiyorsun lan dallama?!?!

diyerek uc-bes olay cikartinca. en sonunda annem duruma el attiydi da; kutucuga "gorevli" yazildiydi. peki kurtulmus muyduk? tam degil, hala basanlar vardi. bu animi da araya sikistirdim, azicik neselenin diye..

evet, neden yine yazida turkce karakter yok? bunu da acikliyorum. cizim yaparken, bilgisayarima papatya cayi dokuldu.. diye yalan soyledigim olay aslinda su sekilde cereyan etti. bahis oynadigim turkiye macinda, burak yilmaz denyosu gol kacirdi ya iste o sirada (bak orada kaciriyor, bizim FB-TS macinda atiyor. sonra ilahi adalet filan da diyor. zaten kilim adama..) ben masaya vurdum, o darbeyle papatya cayi uzvundan cikti onca dokulecek yer varken, gitti bizim laptopin icine dokuldu. evet, bu olayin da musebbibi burak yilmaz. o sirada hay anani filan derken laptop, cayi emdi. aninda pili cikardiysam da, sivi temasi iste.. alet tirtladi. kendisi, hala tamirde bu sebepten mutevellit, turkce karakter yazimizda mevcut degil.

aklimda baska bir yazi vardi ama yazarken ibre bu yaziya dogru dondu. ibre bu, doner ;) ibre - ibne bakin, yine tek bir harf..

dikkatli olun,
sevildiginizi de unutmayin.

iyi sabahlar.

serhan.

7 Şubat 2011 Pazartesi

pardon..

selam,

çok mutsuzum. mutsuzluğum, eşsiz psikolojimin katkılarıyla her geçen gün daha da artıyor. artık iyice abarttım bu işi. insanoğlu çok çeşitlidir. niye insankızı denmez ki? hani eşittik? ayıp şey. ''normal'' sınıfına sokulan insanoğluna şöyle bir bakalım.. bu kesim; hayatlarında, bıkmadan usanmadan güzellikler, mutluluklar arar ve genelde de bulur. hem arayan, bulur.. diye atasözümüz var, lakin çok sıradan bir söz. hani atasözü mertebesine pek yakışmıyor, hasbelkader gelmiş buralara kadar. konuyu saptırmayalım, bu vatandaşların; mutluluğu buldukları yetmezmiş gibi, bana nazire yaparcasına karşımda, bir zil takıp oynamadıkları kalır. höööyttt, gidin başka yerde sevinin lan şatifilliler :-/

ya ben, ya ben? her gün, itinayla illet olabileceğim yeni yeni şeyler bulurum. bu; canlı/cansız herhangi bir obje olabilir, canlı olanların davranışları olur. liste uzar. bu sik kadar evde, wireless yok. dolayısıyla yalnızca bir bilgisayardan, tek IP adresiyle internete bağlanabiliyorsunuz binaenaleyh tarifesi böyle, hesaplı iş. ev sahibi zamanında bunu uygun görmüş, olabilir. kadın yok piyasada, bankayla alır parasını, uğramaz fazla buralara. bir kaç kere tarifeyi değiştirmeye çalışsam da; hamlelerim, başarısızlıklarla sonuçlanmıştır. yok, değiştiremedik, olmadı. yıl 2011; hala teknoloji fakirliği. bendeniz, mütemadiyen bu soktuğumun kablosuna takılırım, özellikle de sabahları. zaten on metre vardır, ev de 10m2 dolayısıyla içli dışlıyız kabloyla. geçen, sikkoş şeyin üstüne bastım çıtııırttt; bağlantı ucu kırıldı. artık zırt pırt da yerinden çıkıyor. evvelsi gün, film inmiştir, kaç saat oldu diyerek.. bilgisayara baktım, lakin bela kablonun yine çıkmış olduğunu gördüm. üstüne kitap filan da koyduydum ama bir şekilde yerinden çıkmış it oğlu it.

benim kablolara takıntım çocukluktan başlar. milletin uzaktan kumandalı arabaları varken, benim; kumandalı ama kablolu dandik arabalarım vardı. arabanın peşinden gidiyordun, böyle ezik gibi.. ııyk resmen aklıma geldi, o duygu. sonra niye milletin uzaktan kumandalı arabasını kırıyormuşum da, bisikletle üstünden geçiyormuşum da.. bilmem ne.. demin geldim işte, yine kablo çıkmış. senin ananı avradını diyerek.. elimdeki kolayı cama fırlattım. kolacan, döne döne hedefe doğru giderken evin, doğal olarak içine sıçtı. sonra ne oldu? sinirim geçince, elimde fısfıs, etrafı temizledim. ama ondan önce dolabın kapağına tekme attım ve kırdım.o kapağın köşesine de hep dizimi çarpardım zaten, iyi oldu. hiç mi ergonomi okumadınız lan? öyle kapak mı dizayn edilir? köşeler azıcık yuvarlak olur. ama bu kapaklar, doksan derece açıyla, orana burana saplansın.. diye tasarlanmışlar. nefret ediyorum kablolardan da, katil kapaklardan da. ama asıl, kendimden nefret ediyorum. safı problem, safi sinir! çok zor bir adamım. çok zor da bir çocukmuşum.
pardon, cidden pardon..

öyle işte..

iyi geceler.

serhan.

.

31 Ocak 2011 Pazartesi

sırra kadem

selam,

yazdığım yazıları kendi facebook sayfamda dahi paylaşmıyorum. bunun sebebi, facebook'umda bulunan altıyüze yakın kişinin bir çoğunun aslında; 'arkadaşım' değil sadece 'tanıdığım' olmasıdır. zaten insanın normal hayatta gerçekten altıyüz tane arkadaşı olması, bana ihtimal dahilinde gelmiyor. neyse, tanıdıklarım önceleri blog yazdığımı bilirdi, yazdıklarımı yayınlardım. okuyanlar da olurdu. sonra bazı olaylar cereyan etti, ben sustum ve blogumun ismini iki kere değiştirip, güya ''sırra kadem'' bastım. tabi bu davranışı kaç kişi fark etti de; yazıların nerede sero.. diye sordu? evet, bu can alıcı sorunun cevabı şu; düşündüm, bu veya buna benzer bir cümleyi kimseden işitmediğime kanaat getirdim. anladım ki; sırra kadem de basamamıştım, aslında basmıştım da sırra kademim beklediğim ilgiyi görmemişti. yazılarım, blogumun isminden de anlaşılacağı gibi; genelde pek iç açıcı değil. belki içinde bulunduğum dönem, eğlenceli yazılar yazmama engel oluyor.. da diyebilir, topu içinde bulunduğum duruma atabilirim. evet, bunu yapabilirim. eyvallah, araya esprili cümleler de sıkıştırıyorum ama bu eylemi, bütünüyle komik bir yazıya çeviremiyorum. maalesef içimdeki, mizahı yazı yazma isteği de gün geçtikçe azalmakta. umarım esprili yazılarımı tekrar yazmaya başlarım. belki de, bu yeteneğimi kaybettim. belki de, böyle bir yeteneğim hiç olmadı, kendimi uyutuyorum.. pesimistliğin de boyutları vardır :/

bu aralar genelde blogumu, şikayet kutum olarak kullanıyorum. canımın sıkkın olduğu bazı zamanlarda ise iki-üç arkadaşımla dertleşiyorum. sonuçta hem uzaktayım, hem de psikolojik olarak süper dengeli değilim.bu tarz, dertleşme bağımındaki konuşmalara ihtiyaç duyuyorum. sonuçta; burada kime, ne anlatabilirim ki? anlattıklarıma, ne kadar içten cevap verebilirler ki? fekat, üzülerek de olsa, bu dertleşme seanslarını sanırım sonlandırmam gerekiyor. herkesin kendi dertleri, sorunları var. insanların duymak istedikleri; huzurlu, umut dolu konuşmalar, benim aptal sorunlarım veya dillendirilmesi güç; agorafobim, anksiyete bozukluğum vs değil. bıktırdım lan resmen milleti. haklılar mı? gayet net; haklılar. bu sebepten dolayı da artık sorunlarımı sadece buraya yazacağım.kısacası; boku yediniz.. demek istiyorum. yol yakınken siz de gidin bence. e birileriyle de konuşmam lazım, peki kimle konuşacağım? cevabı çok basit, hem psikolojime de gayet uygun;
kendimle..

iyi geceler.

serhan.