Powered By Blogger

17 Aralık 2010 Cuma

ekose etegiz..

merhaba,

gecenlerde en iyi arkadasimla ki; adi serdar.. cumleye bak? sanki adi serdar olmasa, en iyi arkadasim olmayacak? neyse, bugun cok yoruldum. gereksiz bir sekilde -20 dereceyi bulan bir sogukta, cop toplama yerine gittik. copler toplaniyor, ayrilanlar ayriliyor; ayrilanlar da ayrica satiliyor ve gerisi ise 20 metre yuksekligi asmayacak sekilde bu gittigimiz alana yayiliyor, copluk lan iste.. ne zikime uzatiyorsun? demeyin. iste olay o kadar basit degil, devami var.


bu coplerin cikardigi biyo-gazlar; icerde konuslanmis borularin vakumlamasi sonucu, kojenerasyon unitesine yollaniyor, buradan da elektrik uretiliyor. ustune ustluk, bu uretilen elektrik; devlete satiliyor ve yari fiyatina geri aliniyor, biz hala projeydi; boktu pusurdu ugrasalim.. neyse; cop deyip, gecmeyin yani. niye anlatim ki bunu simdi size? cunku bokum dondu, hallettigim is takdir gormedi de ondan, nee? lan ben, hasta hasta gittiydim oraya, yaklasik 400 km'lik de yol vardi, araba kullandim; kar ve buz cabasi. haa bu arada coplerden; yagan yagmurlar, karlar ve icindeki maddelerden akan bir su var ki; kokusunun tarifi yok, kanalizasyon bu konunun yaninda miski amber. tabi bu atik sular da temizlenebildigi kadar temzilenip, geri kalani organik atik olarak zamaninda tanri olup tapinilan; "toprak ana"nin uygun bir yerine, ozel tekniklerle gomuluyor. iyi iste, bilginin; iyisi, kotusu olmaz. ilk cumleye donmeden once; ben, cocukken de arastirmayi severdim. serdar bana; "oglum, sen orda burda ukalalik yapmak icin okuyorsun lan bunlari.." derdi. azicik haklidir; bildigim bir konuya denk geldiniz mi, hic affetmem.. hele teoride :/


eski arkadasim serdar; onun hakkinda, akibetinin ne olcagani henuz kestirmedigim kitabimda; pek cok sey yazdim. kitap dursun, belki bir gun zevkine bastiririm. cocugum, (o da olursa..) ileride arkadasina; benim babam, kitap yazmis oglum, cok acayip adam.. desin diye.. okurken, hayatimdaki "yasadigim dususleri ve (insallah:)) cikislari gorsun.." isterim. gonul; onun, gozlerine bakarak, tecrubelerimi " baba" edasiyla anlatmak ister. lakin neyin, ne olacagi belli olmaz be usta, kismet. her isim, hala bir olasiliktan ibaret. gerci bunun icin kitap filan basmaya da gerek yok, ben yoksam; acsin word'dan okusun lan iste. tam masraf kapsiyim amk. biz, serdar'la cok kavga etsek de, birbirimizi pek severiz. bana gore; ben onu.. ona gore ise; o, beni daha cok sever.. bu konuda hic anlasamayiz iste! ben tabi lan, mukayese kabul etmez :/ off be bir konuya girsem super olacak da; dur dur oluyor galiba.. o istanbul'da, ben ise memleket disindayim ya konusmalarimiz genelde msn ustunde oluyor, orayi anladik allah'in cezasi herif.. dediginiz de duyuyorum, ayip be surda iki kelime ettirmediniz adama.. cok pis, karsi tarafi suclar, kendimi aklarim, paklarim.. kabul, boyle bir yetim vardir.

neyse dedikodu yapi.. aman konusuyorduk, derken soyle dedi; "baba iyi oldu, vallahi boyle.. uzun zaman olmustu dertlesmemistik.." ben de, bu hissiyata ortak oldum. ayni fikirde oldugumuz da oluyor, o kadar da degil, abartmayin :/ biz dedi; eski arkadasiz, evet dedim. biz; "ekose etegiz" baba.. sonra soyle devam ettim,  hani hic modasi gecmeyen, ekose etek var ya, ahanda; o'yuz olm biz. ne, niye etegiz? baska giysi mi yok? ibne miyiz? yok, sayin okur; kumasa. modaya, evrenselliye (az yukarida solda; liam neeson abi, sanirim "mcgregor" karakteriyle, aslanlar gibi etegi ile sana bakarken hem de.. ayip, cok ayip..) odaklanmaliyiz burada, akliniz hemen sekse, pipiye, dote filan gidiyor. zaten; "niye etegiz olm, ibne miyiz ki?" sorusunu serdar sormadi. sizlerin aklina oyle bir ihtimal gelirse.. diye, ben dedim..

sonra sohbet, su sekilde devam etti. evet dedi, serdar; biz ekoseyiz..

srd-peki baba; cenk ne cenk?
srh-hmm o, esorfman ustu. usengec, esorfman ustuyle; uyunur, gezilir, bakkala gidilir, spor yapilir. ama ne bileyim bir cok sey de yapilmaz.
srd-haha, haklisin. budur.. peki evren, ne evren? papyon di mi?
srh- evet baba, evren bir papyon ama lastikli papyon, hazir baglanmis. goruntu super de onun lastikli oldugunu anlamak icin cok dikkatli bakmak lazimdir. herkes bilmez. (papyon dogruydu, serdar bulduydu. lastigi ben ekledim ama konusma bittikten sonra aklima geldi.)

bu orneklerin, devamini getirmeyi dusunmustum yazimda. su an itibari ile vazgectim, sebebi de; 'serdar olmadan olmaz'di. anca berbaber, kanca beraber'di iste. arkadaslarimi, yolda birakmamaya calisirim. ne alaka lan? pek de birakmam. aldim gazi gidiyorum.. biraktin diyen varsa; iyi niyet limitimi doldurmustur. haa cok birakildim, demek ki; ben de o limitleri doldurmusum. bu arada; herkesin limitinin farkli oldugunu belirtmeye luzum yok sanirim..

gecen gun arabanin lastiklerini degistirdim, sonunda kis lastiklerini taktirdm. tabi, kis lastiklerini takmak icin once satin almak lazimdi. internetten sectim, bazilarimizin bildigi "cislavet gislaved" lastik-isci ayakkabi markasi var ya; aha onun otomobil lastigi de varmis lan. cikma, iyi de fiyata aldim, yorumlari da okudum. kuzey icin iyi lastik. neyse, lastikciye gec gidebildim. genc bir oglan orada. isimi gordu, ugrasti bayagi, jantlarin balansiydi vs. zaman aldi. benim arabanin ustunde daha 20 bin km gitmis, kaliteli yazlik lastikler vardi. rus cocuk; sonunda, agzindaki baklayi cikardi, bu lastikleri satmak ister misin dedi? sana mi, patronuna mi dedim? sasirdi, ama patronu dudukleyen isciyi iyi bilirim; tam tersini de. belli ki; bu cocugu, patronu it gibi calistiriyordu. saat dokuza yaklasmisti bile, saglam ayaz vardi. bana; yarin gel abi.. diyebilirdi pekala ama demedi. ses etmeden isimi yapti. bahsis verecektim; o, benim yazlik lastikleri alip, is yapmak istedi. her sey uygundu, neden olmasindi?

bedava da birakir, giderdim lakin o zaman is yapmis, olmazdi. oldukca makul fiyata verdim lastikleri. iyice, olctu bicti derinlikleri, bir seyler basardigina sevinmisti, suratindan okunuyordu. sakali bile yoku daha, yanaklari kirmiziydi soguktan, noel de geliyordu, ihtiyaci olurdu. evet, iyi olmustu. giden lastikler guzeldi ama bu duyguyu hissetmek daha bir guzeldi..

ben de, bundan on sene once; cogu kimse bilmez ama, sirkeci'de yuzde ucle-dortle cek kirdirip, bayrampasa'da yuzde yediye - sekize cakardim. ayni seyi fatura icin de yapardim, altiya alir, 9-11 arasi okuturdum. evet, ilki tefecilik sayilirdi, ikincisi ise kosturmayi gerektirirdi, ama her ikisi de dikkat isterdi. finans sirketinin sahibi pederin tanidigi idi; boyle yaptigimi duysa ayip olurdu. onun da oglu vardi. bu kadar cek nereden geliyordu? kesin, tahmin ediyordu. nasil olsa cekleri, bankaya sorduruyordu ki; ondan once zaten ben sordurmus oluyordum ama yine de riskli bir isti; cekler bir kac kere patladiysa da, sonunda bir bakiyem kalmamistir.

diyecegim sudur ki;  hayat boyle iste.. bugun bana, yarin size..
veya tam tersi..
http://fizy.com/#s/1240re

iyi geceler.

serhan.

not: su bloga bir goz atiniz, yasananlar anliktir;
http://istifayiverirgiderim.blogspot.com/

13 Aralık 2010 Pazartesi

suçsuzum

selam,


''yetti lan ff de ff. alt tarafı 77 followerın var. hep de kızları ff lemişsin tesadüf mü bu acaba? ergen misin nesin sen???'' evet, yukarida gordugunuz bir kızın şahsıma, geçenlerde yazdığı; mention tweet. her halde, bir şekilde ff'lerime denk geldi, dayanamayıp; saydirdi, ee gören de gördü tabi. bir çoğunuz twitter'ı biliyorsunuzdur da; ben, biraz bu ff olayını açayım. efendim; önünde çatal, iki tane f harfi yan yana gelince, anlamı; follow friday oluyor. takip ettiğiniz, yazdıklarını beğendiğiniz vatandaşları, diğer takip ettiğiniz insanlara, mübarek cuma günü sonunda (haftanın son günü ki; millet çalışma saatleri arasında twitter'da nefes alı.. yok, bildiğiniz bağımlılık, kimse çalışmıyor..) tavsiye ediyorsunuz, olay budur. onlar da sizi ff yaparsa, potansiyel takipçiler; yazdıklarınıza bakıyorlar, "aha da komik, seker, ne haltsa takip edeyim.." diyor ve bu iş oluyor, böylelikle takipçi sayınız artıyor, daha buyuk kitlelere ulasiyorsunuz hesapta. yok olmazsa takipci sayiniz daha da dusuyor; lan salak miyim neyim ben be? gibi bir tribe girip , twitter'a saydirip; hesabinizi kapatiyorsunuz. 


peki takipçi sayınız artınca; ödül filan veriyorlar mı? yok, ama kitap yazan, televizyona çıkan, ivedilikle götü kalkanlar olduğu oluyor. tabi aynı çizgiyi koruyanlar da var; gerçek hayat gibi işte; gominst bilem var' sen ne diyorsun?:/ iste ben de kendi kafama göre takip ettiğim kişileri; yazdıkları tweetleri baz alarak  misal; ''#FF o, çok içten yazıyor. @kadının-ismi gibi.'' ayrı ayrı  #FF yapıyor(dum); taa ki bu kızcağız bana yukarıdaki mesajı fırlatana kadar, surduydu bu eylem! güzel de bir halt yediğimi sanıyordum, iyi mi? degil, tweete bak lan; resmen hatun sapik demis bana.. garip bir başlangıç oldu farkındayım ama yazacağım yazı; bu tweet'e hatta suçlamaya açıklık getirecek bir cevap olacak. bu arada; Türkçe klavye de iyiymiş, hee.. benim bilgisayar, bozuldu da. bu, arkadaşın bilgisayarı. lakin, yaziyi duzeltirken, bizim turkce karakter olayi yalan oldu, kusura bakmayin. neyse, zaten fener yenildi, direkten döndü laptop, kirarim vallahi. yalniz, umit özat'da da sağlam minibüsçü potansiyeli varmis. bizim filozof-dusunur anterenoru konusmuyorum bile, herif seyirciyi de iyice yenilgiye alistirdi resmen. hep destek tam destek de esegin ziki yani; butun ilk yari, deplasmanda bir konya'yi yenmisiz.




ve cevap niteligindeki yazima başlıyorum; öncelikle 'lan'lı konuşma tarzına sinir olsam da elden bir şey gelmedi. hemcinsim olsa; ağzımı bozar cevap verirdim. ff yaptığım, atıyorum on kişiden; sekizi kızdı. iki erkekten biri de mickey rourke :/ burada haklı. zaten listemin, yüzde seksenini de karşı cins oluşturuyor. peki neden? yargilamadan once bir sor, di mi? bendeniz eskiden pek ufak tefektim. çok hastalık geçirdim. bir çocuk; bütün çocuk hastalıklarını aynı senede geçirirse büyür mü? büyüyemez tabi. sasilan olmadi ve ben buyumedim. aldigimiz kiyafetleri seneye hatta sonraki sene de giyebiliyordum, pek ekonomik bir cocuktum.


ilkokul; ''kaburgaların sayılıyor.. yemek yesene, bak burak'a..'' diyerek gecti. burak'da tek basina bir tavuk yerdi simdi de zeplin gibi olmus, zaten. hazırlıkta sınıfın en kısa boylusu idim. bu allah'in belasi unvanımı da uzunca bir sure kimselere kaptırmadım. aha dur dur; bir çınar vardı. bu isimle benden bile kısaydı yada aynıydık. neyse, oğlana; çınar yerine maki derlerdi. ehuhe. sonra o baska sinifa gecti zaten. bana biraz sıkardı öyle şeyler demek, çünkü yaşa başa bakmaz, pis dalardım. öhhööm derken, bulug cag vs gibi caglar gorundu. yoo benim icin degil. mahalleden arkadaşlarım, keza yazlıktakiler de cadde gezmelerine, gece cikmalarina basladi. hepsi de at gibiydi maşallah. şansıma işte. benim hayatim ise futboldu, maçtı, commodore 64 idi, kafa ayarı yapıp oyunun saatlerce yuklemesinı bekleyip; ''test drive'' oynamaktı. internet filan yoktu; kadının anatomisini tek boyutlu mecmualardan, fizyolojisini ise yine aynı dergilerde yer alan hikayelerden (olm, kadın da boşalıyormuş laan.. hadi bee!!? harbi mi? gibi..) öğreniyorduk. 


piştt oğlum; otuzbir var mı? kuş ötüyor mu? soruları canımı sıkıyordu, lakin bütün denemelere rağmen bizim kuş; sus pustu. ergenliğe biraz daha geç girseydim; zikim, elimde bir süs olarak kalabilirdi.. herkes 13 -14 gibi ergenlik denen döneme girerken, ben; 16 yaşımda filan girdim. şimdi, kisa bir cikarma hesabi ile; bu olay yaklaşık 17 sene önce gerceklesiyordu ki bu sayede ''ergen misin nesin?'' sorusuna yanıtı vermiş oluyorum. sakalım filan da geç çıktı, pek tabii; bu olaylar zincirleme gelişiyor da.. gel, sen bunu o zamanki; ''sinir hastası, götü yere yakın'' bana anlat. bizim duvar, babamın boyumu ölçüp de yazdığı/çizdiği aralarında milim farklar olan bir sürü işaret ve tarihlerden oluşuyordu. acı ama gerçek, büyümüyordum olm, sabittim. ee simdi kızların; daha çabuk geliştiğini düşünürsek ve benim normalden geç bir zamanda da geliştiğimi düşünürsek, şu sonuç ortaya çıkar; ben onaltı yaşıma kadar; safi saplardan oluşan bir toplulukla zamanımı geçirmişim.






mühendis olacağım diyen; yine ben, fen lisesine kısmı yatılı olarak giriş yapmışım. yatakhanedeki arkadaşlarım; seyit, levent, nazmi, alkan gibi isimlerle cagrildigindan, anlaşılacağı gibi benim lise hayatımın buyuk bir kısmı da hemcinslerimle beraber, kartal bölgesinde serseriliği ve okulu aynı anda yürütme çabalarıyla geçmiş. millet, hatunlarla barlarda fink atarken; biz test çözmüşüz. sonunda kayıt olunan üniversitemde bölümüm makine mühendisliği olduğundan, biz erkeklere kaç gram kadın düştüğünü siz tahmin ediniz. bu arada boyumun, bir yazda oniki santim uzaması ve ardından gelen diğer santimler, spor vs. ile hayran olduğum kadın milletine gerçek anlamda kavuşmam gerçekleşmişti. yurt dışı maceralarım ise bu hayranlığımın yanımda, yetenekli olduğumu görmeme vesile olduydu. ne lan hep kendimizi yerecek değiliz ya!? bulmustuk, birbirimizi ;)


iş hayatının başında, ortaklarımızın tarzları bir kenara, sultanbeyli'dekı geri dönüşüm tesisinde bir kadın görmeniz pek zor bir rastlantı olurdu. görseniz bile, kendisine tam manada kadın deme ihtimaliniz düşüktü. kadın olarak doğmuş olup; zor hayat şartları onu; erkek işlerini, erkeklerden daha iyi yapmaya itmiştir. sonuç olarak; ben, gündüzleri, gecelere nazaran daha az kadın gordüm. bilmem, anlatabildim mi, gencler?


sonra, masterım yine mühendislik ve iş hayatım da enerji sektörü olduğundan; gündüzleri kadın gorememenın verdiği; içgudusel dürtüden mütevellit; twitter denen sosyal paylaşım sitesinde ağırlıklı olarak akıllı olduğunu düşündüğüm kadınları takip eder oldum. amacım kötü değildir, suçsuzum. bu kadar iste..


iyi geceler.


12.11.10


serhan.


sakal için not: iki gün tıraş olmazsam, beni ordu evine almazlar. 

3 Aralık 2010 Cuma

no compensation


selam,

sarjoru dusurdu, "makine kimya" yapimi yerli mermi, namlunun agzinda olmaliydi. onunde bos kadehler duruyordu. dusunceler beyninde yeni yeni sekillere burunuyor, onu sinirlenmesi icin tahrik ediyordu. dusunceler biliyordu; sinirlenince, o' baska biri oluyordu. aksi gibi de her sey; sinirlenmesi icin pek musaitti. gun, mutlu baslamisti. kapidan cikisi, sarilisi, yazliga giderken onu gorusum. ben, futbol oynarken merdivenlerden cikisi ve bana bakisi; "allah’im ne kadar da guzel bir gun yasiyorum.." dediydim icimden. tekrar mekana donelim; tam, neler oldugunu hatirlayamiyorum. sadece ifadesi degisen, aniden kizaran gozlere bakiyordum, tedirgindim. ne zaman o gozler, tasvir ettigim sekilde olsa; hayra alamet olaylar gerceklesmiyordu, fazlasiyla sahit olmustum. tedirginligim yavas yavas yerini korkuya birakiyordu.

derken sarjoru dusuk ondortlu otomatigin kurulum sesi duyuldu. sarjor dusukken, kurulan bir tabanca; dolu kovani disari atmaliydi. bir sey eksikti;  tabi yaa, ses!? ses yoktu, mermi namlu disina atildiktan sonra serbest dusme ile yere dustugu; metalin mermere carptigi ses duyulmamisti. bunu o anda kimse anlayamadi. cok sonra anlasildi ki; mermi namlu yuvasindan dusmemisti. bu hain, parabellum atmaya alismis, mermi secer browning marka silahin sahibine oyun oynamisti. yakalanmamis, tabancanin hassas/esnemis tirnak yayini atlatip, namlunun icinde kalmayi basarmisti. silah sahibi; masa altindan surguyu cekip bakti ama los isik ve "yeni bos, eski dolu" kadehlerin etkisiyle mermiyi goremedi bile. belki, surguyu bir kere daha cekseydi boyle bir sey olmayabilirdi, gerek duymadi.

sakagina dayadi tabancayi ve tetigi cekti, horoz dustu ve ses. sonrasi cok uzun. acaba bunlari kuruyor muyum, yoksa gercekten boyle mi oldu? bilmiyorum. yoo yoo kurmuyorum, her seyden degerli ben vardim, ya hayatinda; hani en sevdigi. yapmazdi oyle bir sey degil mi?

galiba degil..
cok yagmur yagiyordu..

03/12/10

serhan.

25 Kasım 2010 Perşembe

elektrikli perdeler

hey,

bugun, gordum de elektrikli perdeleri cok sevdim. ama cabuk bozuluyorlarmis, zaten bir sey elektrikli ise hep boyle soylerler; "cabuk bozuluyor onlar.." belki dogrudur ama olsun ben yine de elektrikli perdeleri seviyorum. ileride de; imkanim olursa evime taktiririm. simdi de taktiririm, ne ki? atla deve degil.. lakin alakasiz olur. elektrikli perde olan evde, ne bileyim; bilardo masasi, bar, sinemadan biraz! kucuk televizyon, jakuzi de olur bak.. bu tarz aksesuarlarin olmasi lazimmis gibi geliyor bana. enteresan kucuk bir ayrinti belki ama bu saydiklarim olmazsa "elektrikli perde" de ol(a)maz sanki. yok, bence kesin oyle. simdi, benim memur evinde olmaz o. ne bileyim? olsa bile kaderi kuvvetle muhtemel su sekilde olur;

bir parti sabahi bizim elektrikli perde, stabil bir pozisyonda durmaz, duramaz. iki elimle duzeltmeye calissam da  nafile, isi bitmistir ve ben icimden; "oglum, senin neyine lan elektrikli perde? salak herif.." derim. kisa bir arastirmanin ardindan, hmm belli ki; elle zorlanmis, cekistirilmis israrla.. zorlayan da hakli, elektrikli perdenin bu evde ne isi var? diye dusunmus olmali.. diye aklimdan gecirir, o perdeyi oraya takan ki; ben! kisiyi suclu bulurum..

-evli mi?
-evet.
-tuh..
-^o).. ( bozulmus-eksimis yuz sekli ifadesi.)

aklimdayken; aklimda tabi, soru mu? benim kalbim de gecen gun kirilmis, mesguldum tam anlamadiydim. eve geldim, atiyordu ama bir garipti, dinledim; evet kirilmisti. sonra dusundum; "ee o kalbi, ayakta tutacak imkanlardan yoksun oyle kucaga birakirsan, kirilmasi da gayet dogaldir.." dedim. tipki yukaridaki pragrafta anlattigim; evimdeki, elektrikli perdenin potansiyel olarak basina gelebilecekler gibi, suclu; yine bendim. oyle karar verdim.

insanlara, zaman etiket yapistirir. bizim sektorde; "labelling" derler ama insana degil. nedendir? bugune kadar basardiklarin, basaramadiklarin, sosyal hayatin, is hayatin vs. iste bu etikette yazar. iki saniye bakar, anlarsin. kimse neden boyle olmus ki? sorusunu sormaya ugrasmaz. sorsa da, cevap olarak daha kotuleri ornek verilir ve etiketin sahibine uygun oldugu konusunda cogunluk hemfikirdir, konu kapanir. diger azinlik ise, sonradan cogunluga uyar, kuraldir. aileniz bile, sizden; o zamana kadar ummadigi bir hareket gorunce,


-kendine gel, cabuk.. diyebilirler.

aslinda bu durumda, kendilerine gelmeleri gereken onlardir. ummak niye ki? bireyin, yavas yavas kendi karakteri olusmustur ve hayati az cok sorgulamistir. bu sebeplerden dolayi da; kisinin olaylara bakis acisi ailesinin arzu ettiginden farkli olabilir, gayet dogaldir. ailelerin, buradaki serzenisini pek hakli bulmam. cevre icin de bu boyledir.. en sonunda olan olur;

cevre ile de, aile ile de yollariniz ayrilmaya baslar..
tek basinasinizdir, etiketsiz..

iyi sabahlar.

serhan.

21 Kasım 2010 Pazar

dusunce hamali

selam,

kendime bir isim buldum. merhaba, ben; "dusunce hamali.." cok memnun oldum. irdeleyelim bakalim; niye hamal? oyle ki; hamallar en nihayetinde kuvvetli, dayanikli kisilerden secilir. isveren ister ki; sectigi hamal uc kisilik is yapsin. eger memnun kalinirsa, o hamal ayni kahveden ertesi gun, ayni isveren tarafindan tekrar cagrilir. bunu hamal da bilir. peki, hamal sigortali bir isi olsun istemez mi? her gun duzenli isine gitsin gelsin, evine ekmek gotursun. ister ama insanin her istedigi olmaz hele hamalinki cok zor. eger olacak bir sey var ise; o da daha kotusunun olmasidir. genelde su olur; hamalin, yillarca mal tasimaktan ya omuriligi zedelenir ya da dizleri iflas eder veya benzer bir fiziksel engel ortaya cikar. hamalimiz, aldirmaz devam eder cunku etmek zorundadir, o hamaldir iste. oyle bilinir, oyle gorunur ve sadece o isi bilir. allah'in hamali.. bosuna demezler. zamanla gucten duser, agrisi sizisi mimiklerinden goze carpar. onu hep "ilk" secen isveren, artik; ikinci sonra ucuncu daha sonra dorduncu bazen de "gecmisin hatirina" secer olmustur. en son olarak da, bizim hamali gormezden gelir ve onu secmez, isveren ve o kapi da kapanir. isveren de belki isi vermek ister ama, her oyunun bir kurali oldugu gibi, bu oyunun da kurallari vardir. basittir; saglam olan isi alir. ilk secilmedigi gun, hamal dusunur; duzgun bir is hayali kurdugu gunleri hatirlar, hatta aklindan o iyi niyetli isverenin yaninda calismak bile gecirmistir. sacma gelir, sonra; onu bunu siktir et de, ben simdi ne bok yiyecegim? der..

babam, beni hafta sonlari sirkete gotururdu. o zaman kamyonla bes, on ton plastik hammadde kapiya gelir. biz de bunlari bosaltir sonra da istif ederdik. babam yapma oglum, sakatlayacaksin kendini dese de aldirmazdim. hadi beyler, 17-18 yasindayken  kocaman adamalara; "mali indirelim, durumler benden.." derdim. is bitince, soz verdigim gibi; kamyonun ustunde, pederin elemanlariyla durumleri gotururdum. tam onumuzde bekleyen servislere binen kot fabrikasindada calisan bayrampasa kizlarina; yaz aylarinda ustumu cikartir, yeni yeni sekillenmeye baslamis vucudumu gosterirdim, mal tasirken siserdi vucut. bakarlardi  kizlar, patron cocugu oldugumu bilmezlerdi. bilseler bakmazlardi zaten. kamyonu illaki de ben yanastirirdim, boyle patron cocugu olmazdi, supheleri yoktu. musterilerin de cocuklari gelirdi, benim yuzumden firca yerlerdi. bak sunepe herif, "elalemin oglu nasil calsiyor?" diye.. duyardim :/ halbuki babam bana yap demiyordu ki!?! aksam disari cikarken baba para veririr misin? dedigimde; al cebimden derdi. millet, babasinin cebinden kac para yuruttugunu anlatirdi, ben ise sadece alirdim! insanin dusunce tarzi bu yaslarda oturur, ilerleyen yillarda her sey bu denli eglenceli olamadi gerci. ama o terbiyeyi, hazi almistim ben. ayrica bir erkek icin; iyi bir vucut sartti, onu da ogrenmistim :/

niye dusunce? oyle zamanlarim oldu ki; cok defa cikmazda hissetim gelecegimi, ailemi. bu sefer olmayacak, imkansiz dedim,  gecelerce dusundum, "a plani, b plani, c plani" hep dusundum, hep sonuc aradim. yarim kalanlari nasil tamamlarim diye? vee gun geldi, her sey; bir anda, hic gucum yokken, hic hazir degilken benim ustume kaldi. kimse bilmiyordu, neler olup bitigini? anlatsam ne olacakti ki zaten? acikcasi kimse de dinlemeye pek merakli degildi. dusunmeye koyuldum tekrar, gunlerce. sahi ya; "dusunce hamali"ydim ben iste. yukledim dusunceleri beynime, uc kisinin dusunecegini tek basima dusunmem gerekiyordu. bir plan cizdim, icinde bulundugumuz ortamdan cikmak, egitimimi halletmek ve gayet tabi de iyi bir is idi, plan kabaca. detaylarini gunlerce planladim. bazilarinin soyledikleri agrima gitse de, caktirmadim ama yazdim bir kenara elbet cevabini veririm.

sozum sozdu lan; ben, o pantolunun cebinden para yurtmeyen, sadece al denildigi icin alan.. babasinin guvendigi cocuktum. simdi aldiklarimi yerine koyma zamani gelmisti. iste benim dusunce hamalligim bu yuzdendir, unutmam pek. kotu zamanlarimda, yardim edenler de oldu, borc verenler de. ee limit en nihayetinde doldu. lakin biliyordum, beni artik gormeyecekleri zaman yaklasiyordu, bekliyordum. cok gec olmadan, arkadas-akraba kostumlu insanlarin az varoldugu ortamdan, hic olmadigi bir yere geldim. ilk paragraftaki bahsi gecen, isverenin vazgectigi hamal gibiydim ayni..sadece; ne bok yiyecegim lan ben simdi? dememeye calsiyordum, en azindan bagirarak! cozmem gereken problemlerin ustune, yenileri de ekleniyordu. evet, allah'in dusunce hamali.. coz bakalim diyorlardi sanki.. bunu da coz.. bunu da.. erken olmasina ragmen agrilar, sizilar mimiklerimden anlasilir olmustu.. zaman, benden daha hizliydi ve bu hic iyiye isaret degildi..

bazen caresiz kaldigimi hisediyorum ama, "az bir yolum kaldi.." diyerek kendimi telkin ediyorum.. dayanirsam ne ala.. aksini inanin hic bilmiyorum..

iyi sabahlar.

serhan.

not: sert kapanan kapilari hic sevmem..

17 Kasım 2010 Çarşamba

durust sero ve kitabi

hey selam,

tamam; 'hey' senin ama bu seferlik kullandim, aslinda kullanmayi ozledim demeliyim, naber? ya sizler, sevgili okurlarim nasilsiniz? aa 72 tane izleyicim olmus filan diye havalan(a)mayacagim cunku nasil oldugunuzu biliyorum. sizi, ben yarattim. isterseniz anlatayim? laan olmm!??! ben, eskiden bu kadar durust biri degildim, isigi gordukce durustlesiyor muyum, ne oluyorsa artik. anlamadim :/ tamam, simdi hepiniz koltugunuza yaslanin demiyorum cunku her biriniz koltukta oturmayabilirsiniz degil mi sevgili okurlarim? evet, ben aslinda bu kadar da iyi niyetli biri degildim ama iste; yine yasla alakali olsa gerek, bir terslik mevcut bende yoksa arkaniza yaslanacaksaniz diye dusseniz; pis pis gulerim hani. sanirim 59 yasimda da (50 yazacaktim, kucukten bir buyuk "dolma" parmagim dokuza basiverdi, silmedim.) ettigim her halta tovbe edip, beni taniyanlarin saskin bakislari arasinda hacca da gidebilirim, belli olmaz. neyse kolukta oturanlar yaslansin, digerleri yaslanmayiversin artik yapacak bir sey yok. duyuyorum duyuyorum; allah belani versin be adam.. amma da uzattin amk? anlatacaksan anlat.. dediginizi. sabirsiz seyler sizi. birinci kural; yeni bir konu anlatilirken ikinci pragrafa gecilir, tamam mi? valla lan ikinci paragrafta anlatacagim, ne olur okumaya devam edin; ben ettim, siz etmeyin :/

yazi yazmasini bloglar populer once olmadan da severdim. yayinlamadigim irili ufakli denemelerim mevcuttur lakin konu bu degil simdi. bir gun, vatandasin teki beni ekledi, aha dedim. yasasin yeni bir okuyucum daha oldu, bu denli de salagim, iyi mi? daha sonra hangi bloga baksam adamin resmini gordum. derken takipci sayisina baktim henuz dogru duzgun bir bok yazmamasina ragmen; ikiyuz eeeellliii takipcisi olmustu. hassiktir lan dedim, nasil olur bu? yazdiklarini okudum. ehh iste, oyle cok da begenmedim, biraz reklam gibi geldi bana, sahsi fikrim. daha sonra uye oldugu bloglara baktim. oha dedim, adam gordugu her bloga uye olmustu. benim de cok okuyucu hakkimdi. madem isler boyle yuruyordu, ben de bu sekilde yapacaktim. bu herif nerelere uye ise ben de oralara uye olmaliydim ki; benim de takipcilerim, popim (popularite, twitter'da takribi 16 yasinda bir kiz cocugundan kaptim, nasil kelime ama ?:/ popi ne evladim? allah carpar bak..) artsin. lakin olay tahmin ettigimden de genis capli ve mesakatli bir is cikti. "unlemli b" harfine ancak iki gunde gelebilmistim. ayrica her onume gelen blogu eklemedim, ornegin; kadin moda yazilari, cocuklara dair bloglar, annelik bloglari ve hatta bilezik yapip satan kiz cocugunun blogunu da ekleyemedim, elim gitmedi, olmadi! eyvallah hepimiz her takip ediyor gorundugumuz blogu, takip etmiyoruz da her seyin biri siniri var. ben, bakiyorum; asina oldugum kisiler nereleri takip ediyor? ee iyi uyarsa, ilginc ise o zaman ben de takip ediyorum, geri donusu olursa belki bir okuyucu daha kazaniyorum. bu konuyu, aha bu paragrafta biterecegim; cogunlugunuz, ben sizleri takip ediyorum diye beni takip etmektesiniz bunu biliyorum, belki hicbir yazimi dahi okumadiniz, tabelada adiniz var sadece, iste bu sebepten dolayidir ki; yasasin 72 okuyucum olmus deyip, pek de sevinemiyorum. sanirim, yavas yavas kendimi kandirmayi da birakiyorum. bu yeni yasam seklinde her sey; nasil tarif etsem? koseli, keskin..

evet, ben yazi yazmasini seviyorum. yazilarimi begenmeyenler, hatta igrenc bulanlar da olabilir. neyse iste o zaman, size kotu bir haberim var; ben bi bok yedim, kitap yazdim. dizustu debiyati olusumuna yazanlari kiskandim da yazdim degil. valahi, cok once yazmaya basladigim bir seydi. simdi, millet demesin, onlardan gordu de bak sdsfsfds diye. hem bakalim, kim basacak bizim kitabi? oyle biri gorunurde var mi ki? yok gibi :/ kitaba donelim, tam uc senedir, kaplumbaga hizi ile yazdigim, gunluk kivaminda komik sayilabile.. bir dakika kim sayacak ki? bence komik, benden baska kimse okumadigina gore oy birligi ile karar verildi; kitap, komik :/ dikkatim dagiliyor, heyecan sey ettim galiba. neyse icerik su; uc sene once hayatim bok gibiydi de, elbet hepinizin bildigini bir 'loser' vardir, heh; o kisiyi gozunuzun onune getirin ve simdi uc ile carpin, hah simdi elde ettiginiz o, ben oldum. uyari: su "oben" ismini evladiniza koymayin, vallahi ukala olur, okul hayati zindan olur, doverler hep. siz de cok cekersiniz, isim abasi/anasi olarak. neyse simdi de loserim ben. sadece ucle carpilmis kadar, eskisi kadar buyuk bir 'loser' degilim, o kadar. hah bu gecen zaman zarfinda; ne degisti, ne oldu bitti de ben duz, ucle carpilmamis bir loser oldum? sizler icin, ibretlik basari! hikayemi kaleme aldim ehuehe pek tabiki de  kendimle dalga gecerek. yalniz bir sorun var; kitabi yazmasina yazdik da kimsenin isimlerini degistirmedik. soyle bir dusundum de o isimler degismezse, benim zaten pek tikirinda olmayan islerim iyice! sarpa sarabilir, en iyi ihtimal. en kotu ihtimalde, kim-vurduya giderim :S kotu adamlar filan da var oglum kitapta, oyle iste.

bu arada, butun kitap ki daha bitmedi, (sona geliyorum) turkce karakter olmadan yazildi. bir kisi var benim icin turkce karakterde yazilanlari toparlayabilecegini soyledi hatta ciddi ciddi yapmak istiyor; lakin kitabin icinde kendisinden cok fazla bahsediyorum, o da biliyor bunu. ama bilemiyorum haydar, bilemiyorum necati.. daha karar veremedim. akliniza gelen soruyu da sorayim, peki ne bok yemeye turkce karakter olmadan yazdim, di mi ama? oncelikle turkce klavyem yoktu burada, onceleri duzeltirim filan dediysem de,geriye donmek hosuma gitmedi, her dondugumde daha da geriye donuyor; "olmadi lan bu, bi zikime benzemedi, sokarim kitabina." deyip, yazmayi birakiyordum, icimdeki "bi zikime benzemedi mi harbiden?" hissi beni yordu. derken, geriye donmeme karari aldim, elimden geldigi kadar iste. hatta yazdigim sayfalari oyle cok dikatli okumadim bile. bukowski'nin "women" romanindaki ana karakter yazar; chianski gibi umarim ben de sayfalari dikkatlice okudugumda, cok fazla degisiklige gitmek zorunda kalmam. gerci acelem yok, yaza yetisse cillop olur.

bu arada, cok fazla isim var ve ben acayip tembelim, hic bir halti vaktinde bitiremiyorum. unutmadan, hepinizin bayramini kutlarim. hatta kutlayayim, bayraminiz kutlu olsun.. bizim burada bayram kutlanmiyor da; 20 sene kadar once, bu hafta aslinda tam bir tarihi var; 18'i sanirim, Letonya yanlislikla kurtulmus. biraksan bu halk, savasip memleketini filan kurtaramaz, o denli :/ SSCB parcalandi ya doksanlar zamaninda; iste o kaosta, bunlar da "bala-gote" bagimsizliklarini ilan etmisler. ortalikta bir kac kahramanlik hikayesi dolasiyor ama, bence isin ozu; bal-got :/ ha niye size soyledim bunu? yarindan sonra bize de tatil, ondan. havai fisek gosterisi var off acayip bir gosteri, zannedersin ki; baskent riga yaniyor. bizim memlekette zenginlerin dugununde yeminle daha fazla havai fisek atiliyor lan, nee? gittik biliyoruz. ilk geldigim sene gordum sasirdiydim, sonraki sene ise benim de corbada tuzum olsun diye; kiz kovalayan, catapat filan patlatacaktim da sittir et dedim. haa oyle durumda polis gelir, vay yabanci anaa hemi de turk; etrafi kirletiyorsun, al sana 90 TL degerinde bir ceza makbuzu der, gider. hadi lan dallama.. desen de bu cezayi odemezsen oturma iznini vermezler. ciddi cogunlugu hastalikli oglum bu leton halkinin, diger yarisi da rus zaten..

gittim ben. gorusuruz.

serhan.

8 Kasım 2010 Pazartesi

dogum gunum

merhaba,

dogum gunum bes kasim idi benim, bir hafta oncesinden gerekli onemleri alip, facebok'taki dogum tarihimi kaldirmistim. her sey gayet iyi idi, boylece kimsenin haberi olmayacakti. ben de bir cogu yapay olacak olan dogum gunu mesajlarina karsilik vermeyecektim. hem insanlara bosu bosuna kulfet; ne yazsam lan bu herife simdi ?diye dusunecek bir suru kisi, gerek yok. oyle ki, ne yazacak lan ilkokuldan, sittin sene once gordugum sahis bana? klasik iyi dilekler iste, rutin. eyvallah da ben, rutin seyleri sevmem iste.

neyse 4 kasim aksami, zevcemle kanepede uzanmis film seyrediyorduk. film de; sevgili ile seyredebilecek cinsten, "eat, pray, love.." adli, bok gibi bir julia roberts filmi, ginayi coktan getirmis, ayni mimikler.. italyan kulturu ve erkekleri, italyanca konusmalar; bir yandan da "bak, oynatma ellerini komsu.." dedirtiyor size:)) her ne haltsa baktim, saat 12'yi gecmis. bir turk erkegi olan bizler ne kadar agir takilirsak takilalim, dogum gununde saat 12'yi gectigi zaman bir atraksiyon beklentisi icine gireriz. bu, bunyenin salgiladigi bir cesit hormon olsa gerek . tam karsimda da mikrodalganin saati var; bes gecti, on gecti.. ben bakmiyorum zevceye. en sonunda baktim; "sii, bugun benim dogum gunum. sizin tanri'nin oglunun yasina geldim, 33 hani.. "dedim. zevce, yine uyumustu. yuhh amk dedim, bari bugun uyumasaydin.. icimden.. neyse, happy birthday filan, sagol dedim ben de. az biraz bozuguz tabi de caktirmiyoruz iste.

bizim turk kizlari, o konuda duyarlidir bak. dogum gununde saat, 12'yi gectimiydi erkeklerine illa ki bir supriz yaparlar, olmadi eti browni'nin ustune bir mum koyarlar. diger gunler, agziniza itinayla sicarlar ama, bu 12 olayini hayatta atlamazlar. neyse sittir et. zevce uyudu, ben internete baktim, soktugumun filmini de hemen kapattim zaten. derken annem aradi yarim gibi filan. "ana gibi yar olmaz.." pek delikanli bir ata soylemis bunu. babam zaten 4 kasim gunu, kutlamisti. bir turlu ogrenemedi adam 4 mu, bes mi? halbuki mantiken ben 5'imdir. tanisaniz evet, sen bessin kesin dersiniz.. kelimlerle ifadesi guc.

sonra facebook duvarima, ivaylo adli insan arkadasim ki benim hayvan arkadasarim da var lakin onlarin okuma yazmalari, dolayislla fb'lari da yok; dogum gunum ile ilgili bir seyler yazmis. bunu goren kisiler de sag olsunlar tebrik mesajlari yollamislar. zevcem de bana iki adet kitap almis. evet kitap. bir de guzel dogum gunu karti. bu dandik yerde dogum gunu karti almak cok onemli. neyse, dokunakli da yazi var icinde. aramiz cok cok iyi degil bu aralar cunku ama yazi ciddi iyi. bu arada yanlis anlasilmak istemem, kitap almis dediysem; ben kitap okumasini pek severim. sevdigim tarzi da bildiginden, gayet hos bir hediye oldu benim icin. "kitap en iyi dosttur.." sozune inananlar tayfasindanim da. bu arada eski nisanlim da aradi, actim konustuk. olan, biteni sordum, ben merkezli konusmak yerine, o merkezli konusmayi tercih ettim. oyle ki; arada dogum gunumu bile zor kutlayabildi. yasadiklari tipki tahmin ettigim gibiymis lan, uzuldum. sanssiz kizdir zaten.

neyse, aksama parti vermeye karar verdik, burada kimler varsa yakin, cagirdik. yaklasik onbes kisi geldi. fena olmayan bir gece gecirdik. vee inanir misiniz? tam tamina uc tane akrabam bana mesaj atti. bir iki uc, bizi yenmek guc gibi.. uc akraba ne demek usta? olduca yuksek bir rakam, hepsine tesekkur ederim :/ butun yemekleri zevcem yapti, alisverisi ise arkadasimla beraber yaptilar. ben de spora gittim :) ne sporu lan manyak misin? demeyin. sonra gece panik atak filan tutar da, milletin parti hevesi kursaginda kalir diye yapilmis bir eylemdi. gece jack daniel's ictim ve klasik al pacino'nun, kadin kokusu'ndaki jack'e; john daniel's dedigi sahneyi anlattim. kimse de bilmiyormus, iyi mi? ohaa dedim.. icimden, nasil bilmez lan insan evladi o repligi? salak misiniz? allah bela.. :/ demedim lan.. bana ne de; dilimin ucuna geldi hani :/

sonra facebook status'ume de "komik bir yazi yazdim, tesekkuru bir borc bilirim ile biten.. sonunda da mesaj olaraktan ekledim; borcu da iyi bilirim.." diye. alacalaklilar endiselenmesin hesabi.. gelelim hayal kirikligima; simdi bazi insanlari diger bazi insanlarla ayni kefeye koymayiz degil mi? ben koymam sahsen. onun dogum gunu olsa; telefonum enternasyonel aramaya kapali olsa dahi, tipis tipis gider, bir tane telefon kulubesi bulup, ankesorlu telefonu kaldirip; "laan once numarayi mi ceviriyorduk, karti mi sokuyorduk :/"ikileminden sonra olayi cozer ve arardim, kutlama bahanesi ile de, kart bitine kadar konusurdum. ama oyle bir sey olmadi. hayal krikligim, bu kadardir.

iste, okurlar.. bir dogum gunum daha boyle gecti..

hoscakalin.

serhan.

08/11/10